Başında uz olan 7 harfli 10 kelime var. Uz ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde uz olan kelimeler listesine ya da sonu uz ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında uz bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- UZUNLUK
-
-
[isim]
Bir şeyin bir uçtan öbür uca kadar olan uzaklığı
-
[matematik]
İki nokta arasındaki yer aralığının ölçümü; tul
-
Bir yüzeyin iki temel boyutundan en büyük olanı; boy (I), en karşıtı
- "Üç buçuk metre uzunluğunda bir kalas bul, getir."
-
Yazının, sözün kapsam yönünden genişliği
- "Kitabın adı uzun fakat insanda okumak merakı uyandırdığı için bu uzunluk yakışıksız kaçmamış."
-
Süre yönünden uzun olma durumu
-
[isim]
Bir şeyin bir uçtan öbür uca kadar olan uzaklığı
- UZLAŞIM
-
-
[isim]
Bakınız uzlaşma
-
[isim]
Bakınız uzlaşma
- UZLAŞMA
-
-
[isim]
Uzlaşmak işi; uylaşım, uylaşma, uymaca, uyuşma (II), uzlaşı, uzlaşım, mutabakat, antant, konsensüs
- "Yoksa mutlu bir şansla bir uzlaşma olacak, bu da yumuşak bir tasfiyeye imkân bırakacak mıydı?"
-
[isim]
Uzlaşmak işi; uylaşım, uylaşma, uymaca, uyuşma (II), uzlaşı, uzlaşım, mutabakat, antant, konsensüs
- UZAKTAN
-
-
[zarf]
Uzak yerden; alarga
- "Merak bu ya, bir gün uzaktan seyredeceğim bizim takımı."
-
Yakın bir ilişki olmadan, dolaylı olarak
- "Siz belki beni bugüne değin fark etmediniz ama ben sizi uzaktan tanıyorum."
-
[zarf]
Uzak yerden; alarga
- UZATMAK
-
-
[nesnesiz]
Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak
- "Saçlarını uzatmış, modern giyimli genç, hoş bir adam."
-
[-i]
Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek
- "Koğuşun açık duran kapısından hastalar başlarını uzatıp koridordakilere, yerde duran sedyeye bakıyorlar."
-
[-e]
Bir şeyi vermek için birine yöneltmek; atmak
- "Elçinin altın tası güzel kıza uzattığını görünce el çırptılar, bir ağızdan takıldılar."
-
Bakınız germek
- "İp uzatmak."
-
Konuşmayı, tartışmayı sürdürmek
- "Her iki odadan üçer beşer kişi lakırtıyı uzattılar."
-
[-e]
Vermek, göndermek
- "Can, topu Zeki'ye uzattı."
-
[-i]
Süreyi artırmak, temdit etmek
- "Yıllardır beklediği bu zevkli anları mümkün olduğu kadar uzatmak istediği her hâlinden belliydi."
-
Daha ileriki bir zamana atmak, sonraya bırakmak, ertelemek
-
Sürüncemede bırakmak
-
[nesnesiz]
Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak
- UZANMAK
-
-
[-e]
Boylu boyunca yatmak
- "Büyük bir karyola ve içinde ben uzanmışım, sen baş ucumda oturup sessiz bekliyorsun beni."
-
Bakınız gitmek
- "Öğleden sonra Şişli'den Beyoğlu'na kadar uzandım."
-
[nesnesiz]
Bir alana yayılmak
- "Sokağın dibinden gelen bir elektrik lambasının titreye titreye uzanan ışığında, bu iki gölgenin umumi şekilleri görülüyor."
-
[nesnesiz]
Bir şey boyunca sıralanmak
- "İncecik ırmaklar vardı ki kenarları boyunca uzanan sazlıkları arasından pembe tüylü flamingolar gezinirdi."
-
Bir yere yetişmek, ulaşmak
-
Vücudunu yöneltmek veya vücuduyla birlikte kolunu uzatmak
- "Cici Bey balkondan ablasının penceresine bir daha uzandı."
-
İleriye doğru devam etmek
-
[argo]
Sarkıntılık etmek
-
[-e]
Boylu boyunca yatmak
- UZVİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿużviyyet
-
[isim, eskimiş, anatomi]
Bakınız organizma
- "Benim kadar onun ruhunu, mizacını, hatta uzviyetini anlayan yoktur."
-
[mecaz]
Çeşitli organlardan meydana gelmiş şey
- "Dil yaşayan bir uzviyettir."
-
[isim, eskimiş, anatomi]
Bakınız organizma
- UZGÖREN
-
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız uzgörür
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız uzgörür
- UZGÖRÜR
-
-
[sıfat, mecaz]
Gerçeği önceden görebilen, ileri görüşlü olan; uzgören
-
[sıfat, mecaz]
Gerçeği önceden görebilen, ileri görüşlü olan; uzgören
- UZAKLIK
-
-
[isim]
Uzak olma durumu; ıraklık
- "Duvarın yüzünde birbirine otuz arşın kadar uzaklıkta sımsıkı kapalı iki büyük kapı vardı."
-
[matematik]
İki nokta arasındaki uzay ölçümü; mesafe
-
[isim]
Uzak olma durumu; ıraklık