İçinde utma olan 6 harfli 8 kelime var. İçerisinde UTMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında utma olan kelimeler listesine ya da sonu utma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Utma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A M T U

4 Harfli Kelimeler

AMUT, MUTA, TAMU, UTMA

3 Harfli Kelimeler

AUT, MAT, MUT, TAM

2 Harfli Kelimeler

AM, AT, MA, TA, TU, UT

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

YUTMAK

  1. [-i] Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
  2. Tam ve doğru söylememek
    • "Bazı heceleri yutuyor."
  3. Haksız olarak kendine mal etmek, zorbalıkla elinden almak
    • "Sakarya'nın doğusunda Türk Ordusu da kıvrılarak bu canavarın Ankara'yı yutmasına mâni olmaya çalışıyordu." (Halide Edip Adıvar)
  4. [mecaz] İnanmak, aldanmak, kanmak
    • "Bize numara yapma, yutacak enayi değiliz." (Sermet Muhtar Alus)
  5. [mecaz] Söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek
  6. [mecaz] İyice, eksiksiz olarak öğrenmek
    • "Bazen üçer yüz sayfalık iki kitabı birden, yirmi dört saat zarfında hatmedip yuttuğu olurdu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  7. [mecaz] Işık, ses gücünü, parlaklığını azaltmak
    • "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor." (Memduh Şevket Esendal)
  8. [teklifsiz konuşmada] Dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak
    • "Ben bu ağır sözleri yutmam."
OKUTMA

  1. [isim] Okutmak işi
    • "Ertesi gün onu okutmaya başlayacağını, adam edeceğini müjdeledi." (Halide Edip Adıvar)
TUTMAK

  1. [-i] Elde bulundurmak, ele almak
    • "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu." (Ömer Seyfettin)
  2. Ele geçirmek, yakalamak
    • "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı." (Ömer Seyfettin)
  3. Bakınız avlamak
    • "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz." (Refik Halit Karay)
  4. Yanında bulundurmak, alıkoymak
    • "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
  5. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
    • "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir." (Sait Faik Abasıyanık)
  6. Bakınız kaplamak
  7. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
    • "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. Denetimi ve yetkisi altına almak
  9. Desteklemek, birinden yana çıkmak
  10. Benimsemek, beğenmek
    • "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır." (Tarık Buğra)
  11. Gereğini yapmak, yerine getirmek
    • "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
  12. Uygun gelmek, çelişmez olmak
    • "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu." (Reşat Nuri Güntekin)
  13. Kapatmak, sarmak
  14. Hizmetine almak veya kiralamak
    • "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim." (Peyami Safa)
  15. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
    • "Yapıyı geniş tuttu."
  16. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
    • "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak." (Memduh Şevket Esendal)
  17. Ulaşmak, varmak
  18. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
    • "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
  19. Bir yere uğramak
    • "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
  20. Herhangi bir durumda bulundurmak
    • "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor." (Haldun Taner)
  21. Varsaymak, farz etmek
    • "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti." (Memduh Şevket Esendal)
  22. [-e, -i] Alacağa veya vereceğe saymak
    • "On bin lirayı borcunuza tuttum."
  23. [-e, -i] Bir yere yaklaştırmak
    • "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  24. Bir aleti kullanabilmek
    • "Ustura tutmak."
  25. Bakınız bağlamak
    • "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım." (Bekir Sıtkı Erdoğan)
  26. [nesnesiz] Beklenen sonucu vermek
    • "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez." (Şevket Rado)
  27. [nesnesiz] İş görebilmek
    • "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona." (Tarık Buğra)
  28. [nesnesiz] Sürmek, zaman almak
    • "Bu iş iki saat tuttu."
  29. [nesnesiz] Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
    • "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
  30. Bir şeyi kullanması için uzatmak
    • "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır." (Tarık Buğra)
  31. Bakınız sunmak
    • "Konuklara şeker tutmak."
  32. İşgal etmek
  33. Takip etmek, izlemek
    • "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız." (Refik Halit Karay)
  34. Bırakmamak
    • "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu." (Peyami Safa)
  35. Sarmak, bürümek
    • "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!" (Halk türküsü)
  36. Asılmak, kuvvetlice sarılmak
    • "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş." (Peyami Safa)
  37. Bir kimsenin yerini almak
    • "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  38. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek
  39. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
    • "Kapıyı açık tutmayın."
  40. Bir yerde kalmasını sağlamak
  41. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
    • "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim." (Cahit Uçuk)
  42. Biriktirmek, tasarruf etmek
    • "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene." (Memduh Şevket Esendal)
  43. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
  44. ...-dan başlamak
    • "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi." (Falih Rıfkı Atay)
  45. Bir şeyi belleğe yerleştirmek
    • "Herkes aklından bir sayı tutsun."
  46. [spor] Bazı takım oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketine ayakla veya vücutla engel olmak; markaja almak
ULUTMA

  1. [isim] Ulutmak işi
AVUTMA

  1. [isim] Avutmak işi; teselli
    • "Dün hırçınlık anımızda bizi avutmaya bir şeker yeterdi." (Arif Nihat Asya)
TUTMAÇ

  1. [isim, ağızlardan] Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba
UYUTMA

  1. [isim] Uyutmak işi
    • "Size ninniler söyleyerek uyutması, döşeğinizin başında dikilip vücudunuzun baş eğmez haliyle alay edebilmek içindir." (Yüksel Yazıcı)
UNUTMA

  1. [isim] Unutmak durumu; nisyan
    • "Realiteler o kadar korkunçtu ki onları unutmaya ve gizlemeye imkân yoktu." (Mehmet Kaplan)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü