İçinde utma olan 6 harfli 8 kelime var. İçerisinde UTMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında utma olan kelimeler listesine ya da sonu utma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Utma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A M T U
4 Harfli Kelimeler
AMUT, MUTA, TAMU, UTMA
3 Harfli Kelimeler
AUT, MAT, MUT, TAM
2 Harfli Kelimeler
AM, AT, MA, TA, TU, UT
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YUTMAK
-
-
[-i]
Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
-
Tam ve doğru söylememek
- "Bazı heceleri yutuyor."
-
Haksız olarak kendine mal etmek, zorbalıkla elinden almak
- "Sakarya'nın doğusunda Türk Ordusu da kıvrılarak bu canavarın Ankara'yı yutmasına mâni olmaya çalışıyordu."
-
[mecaz]
İnanmak, aldanmak, kanmak
- "Bize numara yapma, yutacak enayi değiliz."
-
[mecaz]
Söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek
-
[mecaz]
İyice, eksiksiz olarak öğrenmek
- "Bazen üçer yüz sayfalık iki kitabı birden, yirmi dört saat zarfında hatmedip yuttuğu olurdu."
-
[mecaz]
Işık, ses gücünü, parlaklığını azaltmak
- "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor."
-
[teklifsiz konuşmada]
Dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak
- "Ben bu ağır sözleri yutmam."
-
[-i]
Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
- OKUTMA
-
-
[isim]
Okutmak işi
- "Ertesi gün onu okutmaya başlayacağını, adam edeceğini müjdeledi."
-
[isim]
Okutmak işi
- TUTMAK
-
-
[-i]
Elde bulundurmak, ele almak
- "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu."
-
Ele geçirmek, yakalamak
- "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı."
-
Bakınız avlamak
- "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz."
-
Yanında bulundurmak, alıkoymak
- "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
-
Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
- "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir."
-
Bakınız kaplamak
-
Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
- "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları."
-
Denetimi ve yetkisi altına almak
-
Desteklemek, birinden yana çıkmak
-
Benimsemek, beğenmek
- "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır."
-
Gereğini yapmak, yerine getirmek
- "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
-
Uygun gelmek, çelişmez olmak
- "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu."
-
Kapatmak, sarmak
-
Hizmetine almak veya kiralamak
- "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim."
-
Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
- "Yapıyı geniş tuttu."
-
Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
- "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak."
-
Ulaşmak, varmak
-
Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
- "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
-
Bir yere uğramak
- "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
-
Herhangi bir durumda bulundurmak
- "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor."
-
Varsaymak, farz etmek
- "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti."
-
[-e, -i]
Alacağa veya vereceğe saymak
- "On bin lirayı borcunuza tuttum."
-
[-e, -i]
Bir yere yaklaştırmak
- "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar."
-
Bir aleti kullanabilmek
- "Ustura tutmak."
-
Bakınız bağlamak
- "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım."
-
[nesnesiz]
Beklenen sonucu vermek
- "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez."
-
[nesnesiz]
İş görebilmek
- "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona."
-
[nesnesiz]
Sürmek, zaman almak
- "Bu iş iki saat tuttu."
-
[nesnesiz]
Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
- "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
-
Bir şeyi kullanması için uzatmak
- "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır."
-
Bakınız sunmak
- "Konuklara şeker tutmak."
-
İşgal etmek
-
Takip etmek, izlemek
- "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız."
-
Bırakmamak
- "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu."
-
Sarmak, bürümek
- "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!"
-
Asılmak, kuvvetlice sarılmak
- "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş."
-
Bir kimsenin yerini almak
- "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam."
-
Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek
-
Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
- "Kapıyı açık tutmayın."
-
Bir yerde kalmasını sağlamak
-
Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
- "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim."
-
Biriktirmek, tasarruf etmek
- "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene."
-
Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
-
...-dan başlamak
- "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi."
-
Bir şeyi belleğe yerleştirmek
- "Herkes aklından bir sayı tutsun."
-
[spor]
Bazı takım oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketine ayakla veya vücutla engel olmak; markaja almak
-
[-i]
Elde bulundurmak, ele almak
- ULUTMA
-
-
[isim]
Ulutmak işi
-
[isim]
Ulutmak işi
- AVUTMA
-
-
[isim]
Avutmak işi; teselli
- "Dün hırçınlık anımızda bizi avutmaya bir şeker yeterdi."
-
[isim]
Avutmak işi; teselli
- TUTMAÇ
-
-
[isim, ağızlardan]
Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba
-
[isim, ağızlardan]
Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba
- UYUTMA
-
-
[isim]
Uyutmak işi
- "Size ninniler söyleyerek uyutması, döşeğinizin başında dikilip vücudunuzun baş eğmez haliyle alay edebilmek içindir."
-
[isim]
Uyutmak işi
- UNUTMA
-
-
[isim]
Unutmak durumu; nisyan
- "Realiteler o kadar korkunçtu ki onları unutmaya ve gizlemeye imkân yoktu."
-
[isim]
Unutmak durumu; nisyan