İçinde utmak olan 18 kelime var. İçerisinde UTMAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında utmak olan kelimeler listesine ya da sonu utmak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
KORKUTMAK
COZUTMAK, DOKUTMAK, KOKUTMAK, KORUTMAK, KURUTMAK, SOĞUTMAK, SOLUTMAK, SORUTMAK, TOZUTMAK
AVUTMAK, OKUTMAK, ULUTMAK, UNUTMAK, UYUTMAK
TUTMAK, YUTMAK
UTMAK
Utmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
5 Harfli Kelimeler
MAKTU, UTMAK
4 Harfli Kelimeler
AKUT, AMUT, KAMU, KUMA, MUTA, TAMU, UTMA
3 Harfli Kelimeler
AUT, KAM, KAT, KUM, KUT, MAT, MUT, TAK, TAM
2 Harfli Kelimeler
AK, AM, AT, MA, TA, TU, UT
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KORKUTMAK
-
-
[-i]
Korkmasına yol açmak
- "Şimdi beni artık bu sessizlik korkutmakta."
-
Kaygıya düşürmek
- "Sevdiğimiz bir kadının nazarımızda meziyet teşkil eden birçok hâlleri, karımız olacak kadında bizi korkutur."
-
Gözdağı vermek
-
[-i]
Korkmasına yol açmak
- COZUTMAK
-
-
[nesnesiz]
Aklını kaybetmek
- "Bazen kekikleri soğanla birlikte kavurmayınız, yıpratmayınız diye bağırmak geliyor içimden. Hepten cozuttu derler diye susuyorum."
-
Yoldan çıkmak, doğru yoldan ayrılmak
-
Bir işi yapmaktan kaçmak
-
Oyunbozanlık etmek
-
Bir şeyi abartmak
-
Bir işin ciddiyetini, ağırlığını kaybettirmek
-
[nesnesiz]
Aklını kaybetmek
- DOKUTMAK
-
-
[-e, -i]
Dokuma işini yaptırmak
-
[-e, -i]
Dokuma işini yaptırmak
- SOĞUTMAK
-
-
[-i]
Soğumasını sağlamak, soğumasına sebep olmak
- "Suyu soğutmak."
-
[-den, mecaz]
Herhangi bir durum, kişi, olay; birine, bir yere veya bir şeye karşı duyulan sevgi ve ilginin yok olmasına yol açmak; dondurmak
- "Bizden soğudular, bizi de kendilerinden soğuttular."
-
[-i]
Soğumasını sağlamak, soğumasına sebep olmak
- SOLUTMAK
-
-
[-i]
Solumasına sebep olmak
- "Bu yokuş beni soluttu."
-
Solumasına imkân vermek
- "... dermancı Teslim, hazırladığı ilaçlarla solutmaz sancıları dindiren, ayak şişliklerini gideren, arpacık uçuk yaralarını ... ve kurdeşenleri söndüren bir arkadaşımızdı."
-
[-i]
Solumasına sebep olmak
- SORUTMAK
-
-
[nesnesiz]
Somurtmak, surat asmak
-
[ağızlardan]
Ayakta durmak, dikilmek, beklemek
-
[nesnesiz]
Somurtmak, surat asmak
- KOKUTMAK
-
-
[-i]
Hoş olmayan bir koku bırakmak
- "Bütün ovayı, bütün mor kelebekleri, yeri göğü kokuttu Murtaza'nın ölüsü."
-
Bozulup kokmasına neden olmak, kokuşturmak
- "Eti kokutmak."
-
[mecaz]
Bir işi uzatarak çıkmaza sokmak
-
[-i]
Hoş olmayan bir koku bırakmak
- TOZUTMAK
-
-
[-i]
Toz kaldırmak, çevreye toz yaymak
-
Kar, toz gibi savurmak
- "Yel yine de kuytuya dalıyor, tepeden sürüklediği karları atların üzerinde tozutuyordu."
-
[mecaz]
Böbürlenmek, yüksekten konuşup söylediği sözü yerine getirmemek, palavra atmak, mangalda kül bırakmamak
-
[mecaz]
Aklını yitirmek
- "Hangi doktor hastasına resmen sen tozutuyorsun dostum, demiştir?"
-
[-i]
Toz kaldırmak, çevreye toz yaymak
- KURUTMAK
-
-
[-i]
Suyunu ve ıslaklığını giderip kuru duruma getirmek
- "Gözyaşlarını kurut, dedi, bilirsin ki kader değişmez."
-
Bitkileri susuz bırakıp kurumasına sebep olmak
- "Tek başına dolaştığın derin, yeşil ormanlarda / Yaprakları kurutacak sonbaharı düşündün mü?"
-
Bazı sebze ve meyvelerin buharlaştırılmasıyla kuru bir durum almasını sağlamak
-
[mecaz]
Cılız duruma getirmek, zayıflatmak
- "Bu hastalık onu kurutmuş."
-
[mecaz]
Yiyecek ve içecekleri yiyip bitirmek
-
[mecaz]
Uğursuzluk getirmek, yok etmek
- "Dâhilde bütün millî kuvvetlerimizi dağıttılar, bütün kabiliyetlerimizi kuruttular."
-
[-i]
Suyunu ve ıslaklığını giderip kuru duruma getirmek
- KORUTMAK
-
-
[-i]
Koruma işini yaptırmak
-
[-i]
Koruma işini yaptırmak
- ULUTMAK
-
-
[-i]
Ulumasını sağlamak
- "Şimdi ezanın sustuğu bu öksüz yurtlara çanlarını ulutmak için Selânik'e vapur vapur gelen Kafkasya Rumları yerleşiyorlardı."
-
[-i]
Ulumasını sağlamak
- UNUTMAK
-
-
[-i]
Aklında kalmamak, hatırlamamak, aklından çıkmak
- "Biz şimdi Evliya'nın hayalhanesinden aktardığı tatları unutmadan gerçeklere dönelim."
-
Bir şeyi dalgınlıkla bir yerde bırakmak
- "Üst katta oturanlar da bu kapıdan işler ve anahtarlarını evde unutup da gecenin ikisinde döndüler mi Birsel'in camını yumruklayıp onu uyandırmaktan çekinmezler."
-
Bir şeyi yapamaz duruma gelmek
- "Onu da bilirdim eskiden memleketteyken amma sonradan unuttum."
-
Gereken önemi vermemek, üstünde durmamak
- "İçinde kabaran sevinçten vücudunun berelerini unutarak uyudu."
-
Hatırdan, gönülden çıkarmak
- "İyiliğini de ölünceye kadar unutmam."
-
Üzücü bir şeyin etkisinden kurtulmak
-
[-i]
Aklında kalmamak, hatırlamamak, aklından çıkmak
- UYUTMAK
-
-
[-i]
Uyumasını sağlamak, uyur duruma getirmek; yatırmak
- "Bana gülümsedi ve arkasından kapısı açık duran bir küçük odayı işaret etti, yavaş bas, çocukları uyuttum, dedi."
-
[mecaz]
Acı, keder vb.ni hafifletmek
- "Yeisimi uyutmak için dimağımı tarih okumakla yoruyorum."
-
[mecaz]
Bir şeyi ilgi konusu olmaktan çıkarmak, unutturmak
-
[mecaz]
Birini aldatmak, kandırmak
- "Bugün yarın diye uyuttun durdun beni."
-
[-i]
Uyumasını sağlamak, uyur duruma getirmek; yatırmak
- OKUTMAK
-
-
[-i]
Okumasını, öğrenim görmesini sağlamak
- "Babamın beni büyük kentte okutacak parası olmadığı için öğretmen olmuştum."
-
[nesnesiz]
Okuma işini yaptırmak
- "Kumandan paşaya bu akşam şiir okutmak istiyoruz."
-
[nesnesiz]
Ders vermek, bir konu üzerinde yetiştirmek
- "Lisede İngilizce okutuyor."
-
[argo]
Satarak elinden çıkarmak
- "Bana iki sandık çay verdi. Bunları al okut, dedi."
-
[argo]
Bir kimseyi yankesicilik, kumar, dolandırıcılık gibi işlerde yetiştirmek
-
[-i]
Okumasını, öğrenim görmesini sağlamak
- AVUTMAK
-
-
[-i]
Bir kimsenin acısını veya sıkıntısını yatıştırmak; avundurmak, teselli etmek
- "Düşün, bir acın var ki ben avutamıyorum / Gidiyorsun elimden, seni tutamıyorum"
-
Bir şeyler yaparak oyalamak; eğlemek
- "Beni bebek gibi avutmak istiyordu."
-
[-i]
Bir kimsenin acısını veya sıkıntısını yatıştırmak; avundurmak, teselli etmek
- YUTMAK
-
-
[-i]
Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
-
Tam ve doğru söylememek
- "Bazı heceleri yutuyor."
-
Haksız olarak kendine mal etmek, zorbalıkla elinden almak
- "Sakarya'nın doğusunda Türk Ordusu da kıvrılarak bu canavarın Ankara'yı yutmasına mâni olmaya çalışıyordu."
-
[mecaz]
İnanmak, aldanmak, kanmak
- "Bize numara yapma, yutacak enayi değiliz."
-
[mecaz]
Söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek
-
[mecaz]
İyice, eksiksiz olarak öğrenmek
- "Bazen üçer yüz sayfalık iki kitabı birden, yirmi dört saat zarfında hatmedip yuttuğu olurdu."
-
[mecaz]
Işık, ses gücünü, parlaklığını azaltmak
- "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor."
-
[teklifsiz konuşmada]
Dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak
- "Ben bu ağır sözleri yutmam."
-
[-i]
Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
- TUTMAK
-
-
[-i]
Elde bulundurmak, ele almak
- "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu."
-
Ele geçirmek, yakalamak
- "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı."
-
Bakınız avlamak
- "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz."
-
Yanında bulundurmak, alıkoymak
- "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
-
Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
- "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir."
-
Bakınız kaplamak
-
Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
- "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları."
-
Denetimi ve yetkisi altına almak
-
Desteklemek, birinden yana çıkmak
-
Benimsemek, beğenmek
- "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır."
-
Gereğini yapmak, yerine getirmek
- "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
-
Uygun gelmek, çelişmez olmak
- "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu."
-
Kapatmak, sarmak
-
Hizmetine almak veya kiralamak
- "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim."
-
Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
- "Yapıyı geniş tuttu."
-
Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
- "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak."
-
Ulaşmak, varmak
-
Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
- "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
-
Bir yere uğramak
- "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
-
Herhangi bir durumda bulundurmak
- "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor."
-
Varsaymak, farz etmek
- "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti."
-
[-e, -i]
Alacağa veya vereceğe saymak
- "On bin lirayı borcunuza tuttum."
-
[-e, -i]
Bir yere yaklaştırmak
- "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar."
-
Bir aleti kullanabilmek
- "Ustura tutmak."
-
Bakınız bağlamak
- "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım."
-
[nesnesiz]
Beklenen sonucu vermek
- "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez."
-
[nesnesiz]
İş görebilmek
- "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona."
-
[nesnesiz]
Sürmek, zaman almak
- "Bu iş iki saat tuttu."
-
[nesnesiz]
Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
- "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
-
Bir şeyi kullanması için uzatmak
- "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır."
-
Bakınız sunmak
- "Konuklara şeker tutmak."
-
İşgal etmek
-
Takip etmek, izlemek
- "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız."
-
Bırakmamak
- "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu."
-
Sarmak, bürümek
- "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!"
-
Asılmak, kuvvetlice sarılmak
- "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş."
-
Bir kimsenin yerini almak
- "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam."
-
Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek
-
Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
- "Kapıyı açık tutmayın."
-
Bir yerde kalmasını sağlamak
-
Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
- "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim."
-
Biriktirmek, tasarruf etmek
- "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene."
-
Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
-
...-dan başlamak
- "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi."
-
Bir şeyi belleğe yerleştirmek
- "Herkes aklından bir sayı tutsun."
-
[spor]
Bazı takım oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketine ayakla veya vücutla engel olmak; markaja almak
-
[-i]
Elde bulundurmak, ele almak
- UTMAK
-
-
[-i, eskimiş]
Bakınız yenmek (I)
-
[-i, eskimiş]
Bakınız yenmek (I)