İçinde ütme olan 22 kelime var. İçerisinde ÜTME bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ütme olan kelimeler listesine ya da sonu ütme ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
PÖRSÜTMEK
BÜYÜTMEK, ÇÜRÜTMEK, PÖRSÜTME, SÜRÜTMEK, ÜRKÜTMEK, YÜRÜTMEK
BÜYÜTME, ÇÜRÜTME, ÖĞÜTMEK, SÜRÜTME, ÜRKÜTME, ÜŞÜTMEK, YÜRÜTME
GÜTMEK, ÖĞÜTME, TÜTMEK, ÜŞÜTME
GÜTME, TÜTME, ÜTMEK
ÜTME
Ütme Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
4 Harfli Kelimeler
ÜTME
3 Harfli Kelimeler
MET, TEM, TÜM
2 Harfli Kelimeler
EM, ET, ME, TE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- PÖRSÜTMEK
-
-
[-i]
Pörsüme işini yaptırmak
-
[-i]
Pörsüme işini yaptırmak
- YÜRÜTMEK
-
-
[-i]
Yürüme işini yaptırmak, yürümesini sağlamak
-
Gerektiği gibi yapmak, uygulamak
- "İşlerini eskisi gibi yürütüyorlar."
-
[hukuk]
Bir yargıyı yerine getirmek, uygulamak
-
[nesnesiz]
Kabul edilmesi veya tartışılması için bildirmek, açıklamak, öne sürmek
- "Mütalaa yürütmek. Muhakeme yürütmek."
-
[mecaz, teklifsiz konuşmada]
İşinden veya bulunduğu yerden çıkarmak
- "Seni, teğmene bel bağlayıp girdiğin bisküvi fabrikasından nasıl yürüttülerdi."
-
[argo]
Habersiz olarak almak, çalmak
- "Bizim kalemi yürütmüşler."
-
[-i]
Yürüme işini yaptırmak, yürümesini sağlamak
- ÜRKÜTMEK
-
-
[-i]
Ürküntü vermek
-
Korkutup kaçırmak
- "Avcı, elinde ipi silkeleyerek hafif, sanki balıklarını ürkütmek istemiyormuş gibi yavaş yavaş ağını çekiyordu."
-
Herhangi bir etkiyle bitkinin gelişmesini engellemek
-
[mecaz]
Bir şeye karşı korkutmak
- "Karşılarındaki müthiş manzara onları bir saniye bile ürkütmemiştir."
-
[mecaz]
Bir şeye karşı kuşkulandırmak
- "Ali Rıza Bey hemen kendini topladı. Münasebetsiz bir şey yaparak arkadaşını ürkütmekte mana yoktu."
-
[-i]
Ürküntü vermek
- SÜRÜTMEK
-
-
[-e, -i]
Sürüme işini yaptırmak
-
[-e, -i]
Sürüme işini yaptırmak
- PÖRSÜTME
-
-
[isim]
Pörsütmek işi
-
[isim]
Pörsütmek işi
- ÇÜRÜTMEK
-
-
[-i]
Çürümesine sebep olmak
- "Karına söyle, boğadayı çok sert yapmasın, çamaşırları çürütür."
-
Eti bayatlatıp gevrek bir duruma getirmek
-
[mecaz]
Doğru olarak ileri sürülen bir düşüncenin, bir davanın, bir iddianın yanlışlığını ortaya koymak
-
[-i]
Çürümesine sebep olmak
- BÜYÜTMEK
-
-
[-i]
Büyük duruma getirmek; büyültmek
- "Onun hicvi, yalnızca görüntüleri büyüten bir büyüteç değil."
-
Bakınız yetiştirmek
- "Evet, Özlem, kaçırdın, benim annem hem çalışıp hem tek başına beni büyüttü."
-
[mecaz]
Olduğundan fazla görmek veya göstermek
- "Bir ara yine işi büyüttüğüne, hayale kapıldığına hükmetti."
-
[-i]
Büyük duruma getirmek; büyültmek
- SÜRÜTME
-
-
[isim]
Sürütmek işi
-
Deniz dibini taramaya yarar, demir bir çerçeveye geçirilmiş ağ
-
Deniz içinde çekilerek balık avlamaya yarar bir olta türü
-
[isim]
Sürütmek işi
- ÜŞÜTMEK
-
-
[-i]
Üşümesine sebep olmak
- "Havanın üşütecek kadar serin olmasına göre sabah yakın."
-
[nesnesiz]
Üşüyüp hasta olmak; soğuk almak
-
[nesnesiz, argo]
Delirmek, aklını yitirmek
-
[-i]
Üşümesine sebep olmak
- BÜYÜTME
-
-
[isim]
Büyütmek işi; büyültme
- "Mesele biraz serinkanlı düşünülürse pek fazla büyütmeye de değmezdi."
-
Birisi tarafından yetiştirilmiş kimse
- "O, filancanın büyütmesidir."
-
[gök bilimi]
Uzakta duran cisimlere dürbün vb. bir araçla bakıldığında cismi gören açının çıplak gözle bakıldığı zamanki açıya oranı
-
[isim]
Büyütmek işi; büyültme
- ÇÜRÜTME
-
-
[isim]
Çürütmek işi
- "Bu çürütme üstatları, para ile çürütemediklerini hapishane köşesinde çürütebilmek için adalet mekanizmasını karakuş kanunlarıyla âdeta felce uğrattılar."
-
[isim]
Çürütmek işi
- ÜRKÜTME
-
-
[isim]
Ürkütmek işi
- "Bu dönemeçli, rampalı saadet beni biraz ürkütmeye başladı."
-
[isim]
Ürkütmek işi
- YÜRÜTME
-
-
[isim]
Yürütmek işi
- "Bizi itiştire kakıştıra ve etrafımızda kavga dansları yaparak yürütmeye başladılar."
-
Uygulama işi; icra
- "Sefir de birbirine karşı çalışan iki efendiye birden hizmet etmek gibi ikiyüzlü politika yürütmeyi mizacına uygun buldu."
-
Merkezî yönetim ve yerinden yönetim kuruluşlarının hepsi
-
[isim]
Yürütmek işi
- ÖĞÜTMEK
-
-
[-i]
Tane durumundaki nesneleri bir araçla ezerek un durumuna getirmek
-
Ezmek, çiğnemek
-
Mide yiyecekleri sindirmek
-
[-i]
Tane durumundaki nesneleri bir araçla ezerek un durumuna getirmek
- ÜŞÜTME
-
-
[isim]
Üşütmek durumu
-
[isim]
Üşütmek durumu
- TÜTMEK
-
-
[nesnesiz]
Duman veya buhar çıkarmak
- "Dumanı tütmekte olan bir vapuru görerek artık yerine dönmeyi akıl etti."
-
Ocak veya sobanın bacası dumanı çekmeyip geri vermek
- "Kahvelerin içi, tüten ocakla göz gözü görmez bir hâldeydi."
-
[mecaz]
Yaşamak, varlığını sürdürmek
- "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak"
-
[ağızlardan]
İyi veya kötü kokmak
-
[nesnesiz]
Duman veya buhar çıkarmak
- GÜTMEK
-
-
[-i]
Hayvan veya hayvan sürüsünü önüne katıp otlatmak
- "Anasının ne hayvanları güdecek zamanı ne de dermanı vardı."
-
[nesnesiz, mecaz]
Bir düşünceyi veya bir ilkeyi gerçekleştirmeye çalışmak
-
[mecaz]
Bir kimseyi, bir topluluğu kendi düşünce ve amacı doğrultusunda yönetmek, sevk ve idare etmek
-
[-i]
Hayvan veya hayvan sürüsünü önüne katıp otlatmak
- ÖĞÜTME
-
-
[isim]
Öğütmek işi
- "Bizim oralarda buğdaylarını öğütmeye gelip değirmende kalan köylülere nöbetçi derler."
-
[isim]
Öğütmek işi
- ÜTMEK
-
-
[-i, ağızlardan]
Bir şeyi, tüylerini yakmak için alevden geçirmek
-
Taze buğday veya mısırı ateşe tutup alazlamak
-
[-i, ağızlardan]
Bir şeyi, tüylerini yakmak için alevden geçirmek
- GÜTME
-
-
[isim]
Gütmek işi
- "Oğlan okula gitmeden davar gütmeye başlar."
-
[isim]
Gütmek işi