İçinde tak olan 5 harfli 23 kelime var. İçerisinde TAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tak olan kelimeler listesine ya da sonu tak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Tak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K T

3 Harfli Kelimeler

KAT, TAK

2 Harfli Kelimeler

AK, AT, TA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

TUTAK

  1. [isim] Bir şeyin tutulacak yeri
    • "Saban tutağı. Bıçak tutağı. Kılıç tutağı. Tüfek tutağı."
  2. Bakınız tutacak
  3. Bakınız kabza
  4. Maşa, kerpeten vb. araçların tutmaya yarayan kanatlarından her biri
  5. Bakınız rehine
YUTAK

  1. [isim, anatomi] Ağız ve burun boşluklarıyla gırtlak ve yemek borusu arasındaki boşluk
İNTAK

Kelime Kökeni: Arapça inṭāḳ

  1. [isim, eskimiş] Konuşturma, söyletme
  2. [edebiyat] Kişileştirilen varlıklara, hayalî yaratıklara söz söyletme sanatı; dillendirme
ÇATAK

  1. [isim] İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı
    • "Karakaçanı, Armutdere çataklarında bu Bozdayı tepelediydi." (Memduh Şevket Esendal)
  2. [sıfat] Yapışık, ikiz (meyve)
  3. [sıfat] Kavgacı olan
YATAK

  1. [isim] Uyuma, dinlenme vb. amaçlarla üzerine veya içine yatılan eşya; döşek
    • "Sabahleyin onu aynı güzellikte bulacağım ümidiyle yatağımdan fırladım." (Refik Halit Karay)
  2. Yün, pamuk, kuş tüyü vb. maddelere kılıf geçirerek yapılan şilte
  3. Üzerine şilte konulan karyola, somya, kerevet vb
  4. [coğrafya] Irmak, çay, dere vb.nin, içinde aktıkları yer; akak, mecra
    • "Meyveler kızarmadan dalı üstünde soldu / Irmak yatağı kumsal, kırlar dikenlik oldu" (Faruk Nafiz Çamlıbel)
  5. Katmanlaşmış herhangi bir madde yığını
    • "Çakıl yatağı."
  6. Bir şeyin çok bulunduğu yer
    • "Yeşil sarıklı evliya yataklarının huzurunda gibiyim." (Refik Halit Karay)
  7. Maden veya fosil ocaklarında birbirini izleyen iki maden, taş veya kömür tabakası arasında uzanan damar
  8. Çanak biçimindeki bir havzada veya buna benzer bir oluşumda toplanmış petrol birikintisi
  9. Gizli barınak veya bir suçluyu gizlice barındıran yer
    • "Hırsız yatağı. Eşkıya yatağı."
  10. Makinelerde hareketli bölümleri içine alan hareketli veya sabit parça
    • "Namlu yatağı. Eksen yatağı."
  11. Fideleri gömmek için toprakta açılan çukur
  12. Turunçgilleri ve yumurta vb. ürünleri korumak üzere saman vb.nden yararlanılarak yapılan yer
  13. [hayvan bilimi] Katmanlı bir kaya bütününde maden filizi veya taş döküntüsünden oluşan çok ince tabaka
TAKVA

Kelime Kökeni: Arapça taḳvā

  1. [isim, din bilimi] Allah korkusu ile onun yasakladığı şeylerden, günah ve haram olması ihtimali bulunan şüpheli durumlardan, gereksiz şeylerden korunma; züht
TAKİM

Kelime Kökeni: Arapça taʿḳīm

  1. [isim, eskimiş] Verimsiz duruma getirme, sonuçsuz bırakma, kısırlaştırma
  2. Mikrobundan arıtma
TAKIM

  1. [isim] Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı; ekipman
  2. Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk
    • "Memur takımından olduğumuzdan böyle evlerde oturamazdık, daha doğrusu alışkın değildik." (Muzaffer İzgü)
  3. Bakınız ekip
    • "Orta oyunu takımı."
  4. Birbirini tamamlayan şeylerin tümü
  5. Bakınız sigara ağızlığı
  6. Bakınız takım elbise
  7. Hayvanlarda yemek borusu, akciğer ve karaciğere genel olarak verilen ad
  8. Bakınız grup
  9. [mecaz] Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk; bando
    • "Anlaşıldı, Sabit Bey ağabey takımı, Sinekli Bakkal Sokağı'ndan geçerken artık sağa sola bakmaz, kimseye omuz vurmaz oldu." (Halide Edip Adıvar)
  10. [askerlik] Bölüğü oluşturan birliklerden her biri
    • "Bu binayı merkez taburundan bir takım bekleyecek." (Ömer Seyfettin)
  11. [biyoloji] Canlıların bölümlendirilmesinde familya ile sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik
  12. [sinema, televizyon] Bir filmin çevriminde görüntüleri alma, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en küçük teknikçiler topluluğu
  13. [spor] Bir oyunda sahaya çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri
  14. [spor] Birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu
TAKIK

  1. [sıfat, argo] Kafaya takmış olan
ÇITAK

  1. [sıfat, ağızlardan] Dağda yaşayan ve geçimini odun satarak sağlayan
  2. Kaba, huysuz, kavgacı olan (kimse)
TAKİP

Kelime Kökeni: Arapça taʿḳīb

  1. [isim] Yetişmek, yakalamak veya bulmak amacıyla birinin arkasından gitme; izleme
    • "Hazım Aslan'ı, bir polis hafiyesi gibi günlerce takipten sonra bulmaya muvaffak oldum." (Halide Edip Adıvar)
  2. Ardınca gitme veya gelme
    • "Çocuk, babasının kendisini takibinden memnun olmadı."
  3. [hukuk] Bakınız kovuşturma
    • "Savcılık, basın suçlarının takibinden sorumludur."
  4. [mecaz] İzinden gitme; izleme
    • "Atatürk'ün düşüncelerini takip, gençliğin başlıca amacıdır."
  5. [askerlik] Geri çekilmekte olan düşmanı yok etmek için yapılan hareket
BATAK

  1. [isim] Üzerine basıldığında çöken çamurlaşmış toprak
    • "İnsan bu kumda, bir batakta gibi yürür, ayağını güç çeker, her adımda bir günlük yol zahmeti duyar." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [mecaz] Kötü durum, içinden çıkılmaz iş
    • "Bu bataktan kendini kurtarmaya çalıştıkça büsbütün saplandığını dehşetle görüyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Elde bulunan kâğıtlara göre o turda kaç adet el kazanacağı üzerine tahminde bulunup en az, tahmin ettiği kadar el kazanmaya dayalı bir iskambil oyunu
  4. [sıfat, mecaz] Hayır gelmez, yarar sağlamaz, batmış
TAKSA

Kelime Kökeni: Latince

  1. [isim] Pulu yapıştırılmadan veya eksik yapıştırılarak gönderilen mektup için alıcının cezalı olarak ödediği posta ücreti
TAKLA

  1. [isim] Elleri yere koyduktan sonra ayakları kaldırıp vücudu üstten aşırtarak öne veya arkaya yapılan dönme hareketi; cumbalak
  2. Otomobil, kamyon vb. devrilip yuvarlanma
  3. Uçak, güvercin vb.nin uzunlamasına veya yanlamasına dönme hareketi
TAKKE

Kelime Kökeni: Arapça ṭāḳiye

  1. [isim] İnce kumaştan dikilmiş veya ipten örülmüş, çoğunlukla yarım küre biçiminde başlık
    • "Yatarken beyaz gecelik entarisini giyer ve başına da küçücük gecelik takkesini geçirirmiş." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. [mimarlık] Yarım küre biçimindeki kubbenin üst bölümü
TAKOZ

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim] Bir eşyanın altına yerinden oynamadan dik durması için yerleştirilen ağaç kama
  2. Bir taşıtın kaymaması, kımıldamaması için tekerlekleri altına yerleştirilen tahta, plastik vb. engel
  3. Bakınız kama
  4. Kızaktaki geminin, üstünde oturduğu ağaçlardan her biri
  5. Bakınız telfin
  6. [argo] Kaba saba insan
PATAK

  1. [isim] Bakınız dayak (I)
TAKAT

Kelime Kökeni: Arapça ṭāḳat

  1. [isim] Vücuttaki iş yapabilme, başarabilme gücü; derman, hâl, mecal
    • "Hareket edebilecek ne vasıtamız ne takatimiz vardı." (Aka Gündüz)
TAKAS

Kelime Kökeni: Arapça taḳāṣṣ

  1. [isim] Bakınız değişim
  2. [ticaret] İki ülke arasında yapılan alışverişin karşılıklı olarak malla ödenmesi
TAKTİ

Kelime Kökeni: Arapça taḳṭīʿ

  1. [isim, eskimiş] Bir şeyi kesme, parçalama
  2. [edebiyat] Aruz ölçüsünde bir dizeyi ölçünün parçalarına göre ayırma
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü