Başında b olan 3 harfli 48 kelime var. B harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde b harfi olan kelimeler listesine ya da sonu b harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında b bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BİN
-
-
[isim]
Dokuz yüz doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
-
Bu sayıyı gösteren 1000 ve M rakamlarının adı
-
[sıfat]
On kere yüz, dokuz yüz doksan dokuzdan bir artık
-
[sıfat, mecaz]
Pek çok, çok sayıda
- "En nihayet bin güçlükle ancak küçük parçalar hâlinde imha edilebilmiş."
-
[isim]
Dokuz yüz doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
- BUL
-
-
[isim]
Yalnız iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta
-
[isim]
Yalnız iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta
- BUN
-
-
[isim]
Bakınız sıkıntı
- "Soluğunu kesen acı, göğsünü sıkıştıran bun sancılarına benzemiyordu."
-
[isim]
Bakınız sıkıntı
- BAP
-
Kelime Kökeni: Arapça bāb
- BAS
-
Kelime Kökeni: Fransızca basse
-
[isim, müzik]
En kalın erkek sesi; basso
-
Sesi böyle olan sanatçı; basso
-
En kalın sesli orkestra çalgısı; basso
-
[isim, müzik]
En kalın erkek sesi; basso
- BAR
-
-
[isim]
Anadolu'nun doğu ve kuzey bölgesinde, en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuşularak oynanan, ağır ritimli bir halk oyunu
- "Bahçesi var, bağı var, ayvası var, narı var / Atamızdan yadigâr bizde ata barı var"
-
[isim]
Anadolu'nun doğu ve kuzey bölgesinde, en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuşularak oynanan, ağır ritimli bir halk oyunu
- BRE
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[ünlem]
"Ey, hey" anlamında kullanılan bir seslenme sözü
- "Bre Arslan Bey! Sen bu işi kolay mı sanırsın?"
-
"Be" yerine kullanılan bir seslenme sözü
-
"Vay" anlamında şaşma bildiren bir seslenme sözü
- "Bre, bu ne büyük gemi!"
-
Şaşkınlık, coşku anlatan bir seslenme sözü
-
[bağlaç]
Tekrarlanan iki emir kipi arasına getirilerek işin sürekliliğini anlatan bir söz
- "Öyle bir yol ki git bre git, bitmez. Gez bre gez. Dolaş bre dolaş."
-
[ünlem]
"Ey, hey" anlamında kullanılan bir seslenme sözü
- BAT
-
-
[isim, ağızlardan]
Kurşun boruların ağzını açmakta kullanılan, şimşirden yapılmış, ucu sivri bir takoz türü
-
[isim, ağızlardan]
Kurşun boruların ağzını açmakta kullanılan, şimşirden yapılmış, ucu sivri bir takoz türü
- BAV
-
-
[isim, eskimiş]
Şahin, köpek vb. hayvanları avcılığa alıştırma işi
-
[isim, eskimiş]
Şahin, köpek vb. hayvanları avcılığa alıştırma işi
- BAY
-
-
[sıfat, eskimiş]
Parası, malı çok olan, zengin (kimse)
-
[sıfat, eskimiş]
Parası, malı çok olan, zengin (kimse)
- BAZ
-
Kelime Kökeni: Fransızca base
-
[sıfat]
Bakınız temel
- "Baz fiyat."
-
[isim, kimya]
Bir asitle birleştiğinde bir tuz oluşturan madde
-
[sıfat]
Bakınız temel
- BİZ
-
-
[zamir]
Çokluk birinci kişiyi gösteren söz
- "Osman bize evini hazırlamış, kendisi de ihtiyar annesiyle beraber bahçenin arka tarafındaki samanlığa çekilmiş."
-
Bazen teklik birinci kişi zamiri "ben" yerine kullanılan bir söz
- "Biz kendisini aldığımız zaman vücudu pek ince idi."
-
Mensup olunan aile, topluluk, millet
- "Türkiye’de toplumsal olarak da buna dikkat etmek gerekiyor, çünkü maalesef biz planlamayı çok sevmeyiz."
-
[zamir]
Çokluk birinci kişiyi gösteren söz
- BOŞ
-
-
[sıfat]
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan; hali, tehi, tıngır, dolu (II) karşıtı
- "Komşular bir şey anlamasın diye ateşte boş tencere kaynattığım zamanları bilirim, yine de babamın koskoca konağını terk etmemiştim."
-
[isim]
Kullanıldıktan sonra içinde bir şey kalmayan, kirli bardak, çanak vb. kap
- "Tam bu sırada yanlarından elindeki tepside boşlarla ortalıkçı bir çocuk geçmektedir."
-
Sürülüp ekilmemiş toprak
-
[zarf]
Herhangi bir iş yapmadan, çalışmadan
- "Ben hiç hayatımda böyle yarım saat boş oturmadım…"
-
[mecaz]
Görevlisi olmayan (iş, görev); münhal
- "Boş kadro."
-
[isim, mecaz]
Yapılacak iş olmama durumu
- "Bugün sabah boşum, gelebilirsin."
-
[mecaz]
Gerçeğe dayanmayan
- "Bütün bunlar güneşli ve rüzgârlı bir günün boş vaatleri miydi?"
-
[mecaz]
Herhangi bir bilgisi olmayan
- "Daha meselesiz, daha cahil, daha boş, daha yakışıklıydılar."
-
[mecaz]
Bir işe yaramayan, yararı olmayan
- "Yaşlı başlı insanlarız, dedi. Birbirimizi boş tesellilerle aldatacak değiliz."
-
[zarf, mecaz]
Habersiz, hazırlıksız bir biçimde
- "Tatar dilencinin küfürlerine işte böyle boş yakalandım."
-
[sıfat]
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan; hali, tehi, tıngır, dolu (II) karşıtı
- BAŞ
-
-
[isim, anatomi]
İnsan ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağız vb. organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm; kafa, kelle, ser (I)
- "Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı."
-
Bir topluluğu yöneten kimse
- "Cumhurbaşkanı devletin başıdır."
-
Bir şeyin başladığı zaman veya yer
- "Hafta başı. Ay başı. Yılbaşı. Satır başı."
-
Bir şeyin özü, temeli, kaynağı
- "Gücün, erdemliğin, bilimin, her şeyin başı paradır, para."
-
Arazide en yüksek nokta
- "Dağın başı. Tepenin başı."
-
Bir şeyin genellikle toparlakça ucu
- "Birçok mühür baskılarındaki tasvirlerde, toplu iğne başı gibi tomurcuklarla oluşturulmuş rozetler, hayat ağaçları ve daha başka ögeler görülür."
-
Bir şeyin uçlarından biri
- "Merdiven başında beni çağırdı."
-
Kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet
- "Yirmi baş koyun. Üç baş soğan."
-
Bakınız sarraflık hakkı
-
Bir şeyin yakını veya çevresi
- "Güzel bir sonbahar havasında şair, havuz başına uzanır gibi oturmuş, güneşleniyordu."
-
"Önem veya yönetim bakımından ileride olan, en önemli, en üstün" anlamlarında birleşik kelimeler yapan bir söz
- "Başbakan, başçavuş, başhekim, başkent, başöğretmen, başpehlivan, başrol, başsavcı."
-
[spor]
Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden birincisi
- "Başa güreşmek."
-
[denizcilik]
Deniz teknelerinde ön taraf
-
[isim, anatomi]
İnsan ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağız vb. organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm; kafa, kelle, ser (I)
- BEŞ
-
-
[isim]
Dörtten sonra gelen sayının adı; penç
-
Bu sayıyı gösteren 5 ve V rakamlarının adı
-
[sıfat]
Dörtten bir artık
-
[eskimiş]
Bakınız ilkokul
- "Biz okumadık, beşi bitirdik."
-
[isim]
Dörtten sonra gelen sayının adı; penç
- BEY
-
-
[isim]
Erkek adlarından sonra kullanılan saygı sözü
- "Eniştem Neyyir Bey'i kimin vurduğunu ben biliyorum."
-
Erkek özel adları yerine kullanılan bir söz
- "Bir bey sizi aradı."
-
Bakınız koca (I)
- "İki yol var önünde, ya beyinin dilini öğrenirsin ya beyin senin dilini."
-
Bakınız as (II)
- "Gerçekten de doktora bir bey ile iki yedili gelmişti."
-
Erkek sıfatlarından sonra kullanılan bir saygı sözü
- "Hepsi yalandı; bayan kumarbaz, para tutmaz, küçük bayan kolejin en müsrif kızı, damat bey çapkının biri, mahdum bey dolandırıcı diyecek kadar paragöz..."
-
Bir yörenin ileri gelen, zengin kişisi
-
[anatomi]
Aşığın çukur yüzünün arkasındaki yumru bölge
-
[tarih]
Küçük bir devletin veya beyliğin başında bulunan kimse
- "Karaman beyi. Menteşe beyi."
-
[askerlik]
Bakınız komutan
- "Alay beyi. Uç beyi."
-
[isim]
Erkek adlarından sonra kullanılan saygı sözü
- BOZ
-
-
[isim]
Açık toprak rengi
-
Bakınız kül rengi
-
[sıfat]
Bu renklerde olan
-
[sıfat]
Açılmamış, sürülmemiş (toprak)
-
[isim]
Açık toprak rengi
- BEZ
-
Kelime Kökeni: Arapça bezz
-
[isim]
Pamuk veya keten ipliğinden üretilen bir tür dokuma; çaput
- "Arkamıza kefenimsi bezler geçirip kuşakla bağladılar."
-
Pamuktan, düz dokuma
-
Herhangi bir cins kumaş
- "Çadır bezi. Yelken bezi."
-
Kumaş parçası; çaput
-
[sıfat]
Kumaş veya dokumadan yapılmış
- "Botlarımı çıkartırken yatağın altında Mine'nin bez terliklerini görüyorum."
-
[isim]
Pamuk veya keten ipliğinden üretilen bir tür dokuma; çaput
- BUZ
-
-
[isim]
Donarak katı duruma gelmiş su
- "Hep kar yağmıştı, her yer buzdu."
-
[sıfat, mecaz]
Çok soğuk bir etki uyandıran (şey veya kimse)
- "Bu romanın neresini beğendiniz? Buz!"
-
[isim]
Donarak katı duruma gelmiş su
- BİT
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Yarım kanatlılar alt takımına giren, insan ve memeli hayvanların vücudunda asalak olarak yaşayan böcek; kehle, ufaklık (Pediculus)
- "Baş biti. Vücut biti."
-
Bitkilerin öz suyunu emerek zarar veren bir tür böcek
-
[isim, hayvan bilimi]
Yarım kanatlılar alt takımına giren, insan ve memeli hayvanların vücudunda asalak olarak yaşayan böcek; kehle, ufaklık (Pediculus)