Sonunda ün olan 6 harfli 16 kelime var. ÜN ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ün olan kelimeler listesine ya da başında ün olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ün Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

N Ü

2 Harfli Kelimeler

NÜ, ÜN

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KÜSKÜN

  1. [sıfat] Küsmüş olan (kimse)
    • "Benim küskün talihimin bana verdiği ızdırap yeter." (Etem İzzet Benice)
  2. [isim, bitki bilimi] Bakınız küstüm otu
  3. [ağızlardan] Gelişmemiş, küçük kalmış
DÜZGÜN

  1. [sıfat] Doğru ve pürüzsüz; muntazam
    • "Ayşe çayı demlemiş, düzgün dilimlerle francala kesiyordu." (Cahit Uçuk)
  2. Düzenli, kusursuz olan; biçimli, rabıtalı, muntazam
  3. Hiçbir eksiği olmayan
    • "Belli ki hâlleri vakitleri çok düzgün değil." (Memduh Şevket Esendal)
  4. [zarf] Kurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde
    • "Düzgün konuşuyor."
  5. [matematik] Kenar veya ayrıtları ile açıları birbirine eşit olan (biçim)
    • "Düzgün çok yüzlü."
  6. [isim, eskimiş] Bakınız fondöten
GÖÇKÜN

  1. [sıfat] Göçecek duruma gelmiş
    • "Göçkün bir ev."
  2. [ağızlardan] Bakınız göçebe
  3. [ağızlardan] Yaşı ilerlemiş (kimse), çok yaşlı (kimse)
SÜZGÜN

  1. [sıfat] Biraz zayıflamış, güçsüzleşmiş; süzük
    • "Dikkat ettim, süzgün bir yüzü, güzel kirpikleri, nemli, şeffaf dudakları vardı." (Orhan Veli Kanık)
DÜŞKÜN

  1. [sıfat] Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı; tutkun
    • "Onlar kadar birbirine düşkün, birbirine uymuş bir çift daha ömrümde görmedim desem yeri vardır." (Halide Edip Adıvar)
  2. Meraklı olan
    • "İnsan ise memnu olan şeye düşkündür." (Burhan Felek)
  3. Geçim sıkıntısına düşmüş
    • "Eski arkadaşının düşkün bulunduğu hâlinden anlaşılıyordu." (Refik Halit Karay)
  4. Yoksulluk sebebiyle mutluluk ve refahını yitirmiş
    • "Zavallı, arabasını satmış, düşkün bir hâldeydi." (Yahya Kemal Beyatlı)
  5. Yaşlılık, hastalık vb. sebeplerle çalışma gücünü yitirmiş
    • "Artık şimdi öyle düşkün bir babayım ki / Yüreğim hun, sayhalarım boğuk boğuktur" (Enis Behiç Koryürek)
  6. [mecaz] Değer ve onurunu yitirmiş
  7. [mecaz] Yasalara ve ahlak kurallarına aykırı işler yapan (kimse)
    • "Emniyet memurları Beyoğlu'nun çalgılı bahçelerinden yüz yirmi düşkün kız derleyip toplamış." (Yusuf Ziya Ortaç)
TRİBÜN

Kelime Kökeni: Fransızca tribune

  1. [isim, spor] Spor salonu, stadyum, hipodrom vb. yarışma ve gösteri yapılan yerlerde seyircilerin oturduğu koltuklu veya basamaklı bölüm; sekilik
    • "Muazzam avlunun medreseler tarafında, kadınlar için tribünler yükseliyordu." (Halide Edip Adıvar)
  2. Burada oturan seyirciler
MÜMKÜN

Kelime Kökeni: Arapça mumkin

  1. [sıfat] Gerçekleşme imkânı bulunan; olası
  2. Bakınız muhtemel
    • "Batı’ya, bu zelil tavırla kabul ettirilmesi mümkün hiçbir şey olamazdı." (Necip Fazıl Kısakürek)
KÜRTÜN

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız palan
ÇÖZGÜN

  1. [sıfat] Çözülmüş, dağılmış
  2. Erimeye başlamış, yumuşamış (kar, buz)
TEAVÜN

Kelime Kökeni: Arapça teʿāvun

  1. [isim, eskimiş] Bakınız yardımlaşma
SÜRGÜN

  1. [isim] Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse; menfa
    • "Sürgünü yalnız memleket hasreti yıkmaz, yıkması için bu hasrete utandırıcı bir gönül yarası karışmalıdır." (Refik Halit Karay)
  2. Sürülme işi; nefiy
    • "Sürgün benim için ölüm gibi bir şey olmuştu." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Bir kimsenin sürüldüğü yer
    • "Sürgünlerde çile dolduruyordu en güzel yaşında." (Yusuf Ziya Ortaç)
  4. Bakınız filiz (I)
  5. Bakınız ishal
NEPTÜN

Kelime Kökeni: Fransızca néptune

  1. [isim] Güneş'e yakınlık bakımından sekizinci olan gezegen
ÇÖKKÜN

  1. [sıfat] Çökmüş olan
    • "Kumral saçlarının çevrelediği çökkün yüzünü eğerek elindeki iğne oyalı kar beyaz mendile uzun uzun sümkürdü." (Elif Şafak)
  2. [mecaz] Vücut, akıl ve ruhça gücü azalmış olan
    • "Gerçekten de çökkün, üzgün ve zavallı bulmuştu onu." (Tarık Buğra)
KÖFTÜN

  1. [isim] Sığırlara yedirilen susam veya keten küspesi
    • "Öküz müyüm ben köftün yiyecek?" (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
DÜRBÜN

Kelime Kökeni: Farsça dūrbīn

  1. [isim, fizik] Uzaktaki cisimlerin görüntülerini büyütmeye veya yaklaştırmaya yarayan, objektif ve oküler adlı iki mercekten oluşan optik alet; bakaç
  2. Gözetleme deliği
DÖRDÜN

  1. [isim] Ay vb. gök cisimlerine ait daire biçimindeki görünümlerinin yarısının aydınlık olduğu evre; yarım ay, terbi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü