Başında kal olan 6 harfli 26 kelime var. Kal ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde kal olan kelimeler listesine ya da sonu kal ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında kal bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Kal Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
KAL, LAK
2 Harfli Kelimeler
AK, AL, LA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KALPLİ
-
-
[sıfat]
Kalp hastalığı olan
-
[sıfat]
Kalp hastalığı olan
- KALLEŞ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳallāş
-
[sıfat]
Sözünde durmayıp bir işin yüzüstü kalmasına yol açan
- "Gene gülümsüyordu ama artık kalleş bir hınç vardı gülümseyişinde."
-
Birine gizlice kötülük eden
-
Bakınız kahpe
-
[sıfat]
Sözünde durmayıp bir işin yüzüstü kalmasına yol açan
- KALKIK
-
-
[sıfat]
Düzeyine göre yüksekte olan
- "Masanın bir tarafı kalkık."
-
Kabararak yerinden ayrılmış
- "Kaplamanın ortası kalkık."
-
Dik durumda, ucu yukarı doğru olan
- "Bu yığının arkasında imama ait olarak yalnız iki kalkık kulak görünüyordu."
-
[sıfat]
Düzeyine göre yüksekte olan
- KALECİ
-
-
[isim, spor]
Topla oynanan bazı takım oyunlarında kalenin önünde durarak topun kaleye girmesini önlemekle görevli oyuncu; file bekçisi
- "Sonra topu en yükseğe kaleciler vurur, çıkarırlar."
-
[isim, spor]
Topla oynanan bazı takım oyunlarında kalenin önünde durarak topun kaleye girmesini önlemekle görevli oyuncu; file bekçisi
- KALORİ
-
Kelime Kökeni: Fransızca calorie
-
[isim, fizik]
Normal atmosfer basıncında, ısınma ısısı 15 °C'lik suyunkine eşit olan bir cismin, bir gramının sıcaklığını 10 °C yükseltmek için gerekli ısı miktarına eşit olan ısı birimi; ısın
-
Besinlerin, dokular içinde yanarak vücudun sıcaklık ve enerjisini sağlama değerlerini gösteren ölçü
- "Dimağ ve beden cevherlerini döken çocukları hesaplı bir kalori ile beslemek lazımdı."
-
[isim, fizik]
Normal atmosfer basıncında, ısınma ısısı 15 °C'lik suyunkine eşit olan bir cismin, bir gramının sıcaklığını 10 °C yükseltmek için gerekli ısı miktarına eşit olan ısı birimi; ısın
- KALICI
-
- KALÇIN
-
Kelime Kökeni: İtalyanca calzino
-
[isim]
Üstüne başka bir şey giyilmek için abadan veya meşinden yapılan çizme biçiminde ayak giysisi
- "Avluda nalın, evin içinde terlikle gezilir, ayaklarımızdakiler merdiven başında çıkarılır, yazın terlikler, kışın evde örülen yün çorap ve üstüne kalçın giyilirdi."
-
[isim]
Üstüne başka bir şey giyilmek için abadan veya meşinden yapılan çizme biçiminde ayak giysisi
- KALKMA
-
-
[isim]
Kalkmak işi
- "Sabahları erken kalkmayı sevmeyen, gece geç yatan gececi kişilerdensiniz."
-
[isim]
Kalkmak işi
- KALEVİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳalevī
-
[sıfat, eskimiş, kimya]
Bakınız alkalik
-
[sıfat, eskimiş, kimya]
Bakınız alkalik
- KALKIŞ
-
-
[isim]
Kalkmak işi
-
[isim]
Kalkmak işi
- KALTAK
-
-
[isim]
Üzeri meşin, halı vb. şeylerle kaplanmamış olan eyerin tahta bölümü
-
Kuskunsuz eyer
-
[kaba konuşmada]
Toplumca hoş karşılanmayan davranışlarda bulunan kadın
-
[isim]
Üzeri meşin, halı vb. şeylerle kaplanmamış olan eyerin tahta bölümü
- KALSİT
-
Kelime Kökeni: Fransızca calcite
-
[isim, mineraloji]
Billurlaşmış doğal kalsiyum karbonatı
- "Tebeşir bir tür kalsittir."
-
[isim, mineraloji]
Billurlaşmış doğal kalsiyum karbonatı
- KALMAK
-
-
[nesnesiz]
Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
- "Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı."
-
Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak
- "Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı."
-
[-de]
Bakınız konaklamak
- "Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim."
-
[-le]
Bakınız yaşamak
- "Tam beş sene benimle beraber kaldı."
-
Bakınız eğleşmek
-
Hayatını sürdürmek
- "O aileden bir bu çocuk kaldı."
-
Varlığını korumak, sürdürmek
- "Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı."
-
[-de]
Oyalanmak, vakit geçirmek
- "Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı."
-
Sınıf geçmemek
- "Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de."
-
[-de]
İşlemez, yürümez duruma gelmek
- "Araba yarı yolda kaldı."
-
[-e]
İleriye atılmak; ertelenmek
- "Mahkeme ayın on sekizine kaldı."
-
[-de]
Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak
- "Oda duman içinde kaldı."
-
[-de]
Bir işi belli bir noktada bırakmak
- "Bugün iş maddesinde kaldık."
-
[-den]
Miras olarak geçmek
- "Çiftlik ana babasından kalmış."
-
[-den]
Yapamamak
- "Misafir geldi, gezmeden kaldık."
-
Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak
- "Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına."
-
[-le]
Bakınız yetinmek
- "Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı."
-
[-le]
Bakınız sınırlanmak
- "Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı."
-
Herhangi bir durumu sürdürmek
-
[yardımcı fiil]
Olmak, herhangi bir durumda bulunmak
- "Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık."
-
[yardımcı fiil]
Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
- "Bakakalmak."
- "Şaşakalmak."
- "Donakalmak. Şaşırıp kalmak. Donup kalmak."
-
[nesnesiz]
Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
- KALOMA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca caloma
-
[isim, denizcilik]
Demir atmış bir geminin zincirinin su içindeki bölümü
-
[isim, denizcilik]
Demir atmış bir geminin zincirinin su içindeki bölümü
- KALABA
-
Kelime Kökeni: Arapça ġalebe
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kalabalık
- "İstanbul çok kalaba bir yerdir..."
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kalabalık
- KALPÇİ
-
-
[isim]
Kalp hastalıkları uzmanı
-
[isim]
Kalp hastalıkları uzmanı
- KALİKO
-
Kelime Kökeni: (Hindistan'da Kalküta yer adından)
-
[isim]
Pamuk iplikleriyle yapılan ilk cilt bezi
-
[isim]
Pamuk iplikleriyle yapılan ilk cilt bezi
- KALİTA
-
-
[isim, tarih]
Özellikle düşmanı takip için kullanılan, baş tarafında top bulunan, ağır donanma sınıfından bir kadırga
- "Sekiz namlı korsan reisinin emrindeki sekiz Cezayir kalitası borda nizamına girip karşıdaki düşmana ateş açtılar."
-
Eskiden kullanılan, kalyon cinsinden yük gemisi
-
[isim, tarih]
Özellikle düşmanı takip için kullanılan, baş tarafında top bulunan, ağır donanma sınıfından bir kadırga
- KALİTE
-
Kelime Kökeni: Fransızca qualité
-
[isim]
Bakınız nitelik
- "Bizde de Türk edebiyatı ne kadar millî kaynaklara gitmiş ise kalite bakımından o kadar yükselmiştir, denilebilir."
-
Herhangi bir bakımdan üstünlük
-
[isim]
Bakınız nitelik
- KALBEN
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳalben
-
[zarf]
Bakınız içten
- "Kalben bana nasıl ahmak dediğine dikkat etmemek mümkün değildi."
-
[zarf]
Bakınız içten