Başında kal olan 5 harfli 18 kelime var. Kal ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde kal olan kelimeler listesine ya da sonu kal ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında kal bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Kal Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
KAL, LAK
2 Harfli Kelimeler
AK, AL, LA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KALYA
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳalya
-
[isim]
Sadeyağ ile pişirilen bir tür kabak veya patlıcan yemeği
-
[isim]
Sadeyağ ile pişirilen bir tür kabak veya patlıcan yemeği
- KALCI
-
-
[isim]
Kal işi yapan kimse
- "Darphanelerde ayarcı veya kalcı olarak görev üstlenen Museviler çoğunlukla piyasada sarraflık, bezirgânlık da yapıyorlardı."
-
[isim]
Kal işi yapan kimse
- KALBİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳalbī
-
[sıfat]
Bakınız içten
-
[sıfat]
Bakınız içten
- KALIÇ
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız orak
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız orak
- KALAN
-
-
[sıfat]
Kalma işini yapan
-
Artan; mütebaki
- "Kalan on lirayı Aliş'e verdim."
-
[isim, matematik]
Bir çıkarmanın sonucu
-
[isim, matematik]
Bölme işleminde bölünenden artan sayı
-
[sıfat]
Kalma işini yapan
- KALEM
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳalem
-
[isim]
Yazma, çizme vb. işlerde kullanılan çeşitli biçimlerde araç
- "Kâğıt, kalem, mürekkep, hepsi masanın üstündedir."
-
Resmî kuruluşlarda yazı işlerinin görüldüğü yer
- "Kalemindeki odacıya aylığını kırdırırmış."
-
Yontma işlerinde kullanılan ucu sivri veya keskin araç
- "Taşçı kalemi."
- "Oymacı kalemi."
-
Bir listede, bir hesapta sıra ile yazılmış maddelerden her biri
- "Üç kalem yiyecek."
- "Beş kalem ilaç."
-
[mecaz]
Bazı deyimlerde yazı
- "Kaleme almak."
-
[mecaz]
Bakınız yazar
- "Peyami Safa, edebiyatımızın usta kalemlerindendir."
-
Aşı yapmak için bir ağaçtan kesilen ince çubuk
-
Kaşlara ve gözlere makyaj yapmak, dudak kenarlarını çizmek için kullanılan boyama aracı
-
[sıfat]
Kalem biçiminde olan
- "Bizde ise pek iyi bilirim, üç kalem pirzola isteyeni kasap tersler."
-
[isim]
Yazma, çizme vb. işlerde kullanılan çeşitli biçimlerde araç
- KALAK
-
-
[isim, ağızlardan]
Burun, burun ucu
-
Gelinin başına taktığı taç
-
Tezek yığını
- "Her evin önünde birkaç tane kalak var."
-
[isim, ağızlardan]
Burun, burun ucu
- KALAY
-
-
[isim, kimya]
Atom numarası 50, atom ağırlığı 118,7, yoğunluğu 7,29 olan, 232 °C'de eriyen, gümüş beyazlığında, kolay işlenebilen, yumuşak bir element (simgesi Sn)
-
Kalaylanmış bir kabın üzerindeki alaşım tabakası
- "Pencereye, elinde yeni kalaydan çıkmış bir bakır sahanla orta yaşlı kadın geldi."
-
[mecaz]
Aldatıcı görünüş
-
[argo]
Bakınız küfür
- "Senin canın bugün nişadırı bol kalay istemekte ya, benim sıram o sıra değil!"
-
[isim, kimya]
Atom numarası 50, atom ağırlığı 118,7, yoğunluğu 7,29 olan, 232 °C'de eriyen, gümüş beyazlığında, kolay işlenebilen, yumuşak bir element (simgesi Sn)
- KALAS
-
Kelime Kökeni: (Romanya'da Galati şehrinin adından)
-
[isim]
Kalın biçilmiş uzun tahta; ağaç
-
Ahşap yapılarda kiriş olarak kullanılan kalın biçilmiş uzun tahta
- "Kuru kuru kalaslar, kaplamalar bu bunaltan ışığın ağırlığı altında çatırdıyor, kiremitler çatlıyordu."
-
[sıfat, mecaz]
Kaba, anlayışsız kimse; kereste
- "Önümüze geçen pahalı bir Alman arabasıydı, direksiyonundaki de bir başka kalas."
-
[isim]
Kalın biçilmiş uzun tahta; ağaç
- KALFA
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫalīfe
-
[isim]
Aşaması çırakla usta arasında bulunan zanaatçı
- "Kalfalar, dükkân sahipleri, çıraklar, su dolu helkeleriyle dükkânlarından fırlıyor."
-
Mimar yardımcısı
-
[eskimiş]
Saraylarda ve büyük konaklarda halayıkların başında bulunan kadın
-
[eskimiş]
İptidailerde hoca yardımcısı
-
[eskimiş]
Çocukları evlerinden alarak okula, okuldan evlerine götüren kimse
- "Evin içinde yaşlı bir kalfa ve bir besleme ile kalmıştık."
-
[isim]
Aşaması çırakla usta arasında bulunan zanaatçı
- KALMA
-
-
[isim]
Kalmak işi
- "Asıl derdi, tumturaklı sözler, bitimsiz tartışmalarla gözünü boyayıp birazcık yanında kalmamı sağlamak."
-
[sıfat]
Herhangi bir kimseden veya bir dönemden kalmış olan
- "Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk."
-
[isim]
Kalmak işi
- KALIN
-
-
[sıfat]
Cisimlerde uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyutu çok olan (cisim), ince karşıtı
- "Alt katta her tarafın pencereleri kalın, sık demir parmaklıklarla örtülüydü."
-
Enli ve gür (kaş)
-
Yoğun, akıcılığı az olan
- "Kalın bir sis tabakası."
-
Etli, dolgun olan
- "Dudakları kalın, yüzü ergenlik içinde..."
-
Pes olan (ses)i ince karşıtı
-
[sıfat]
Cisimlerde uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyutu çok olan (cisim), ince karşıtı
- KALIM
-
-
[isim]
Kalmak işi
-
[isim]
Kalmak işi
- KALÇA
-
-
[isim, anatomi]
Gövdenin arka bölümünde, bacakların birleştiği yerle bel arasındaki şişkin bölge; kaide
- "Sol kolunu yürürken hep kalçasına dayardı."
-
[isim, anatomi]
Gövdenin arka bölümünde, bacakların birleştiği yerle bel arasındaki şişkin bölge; kaide
- KALIK
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Kalmış, artmış
-
Eskimiş
-
Evlenme çağı geçmiş, evde kalmış (kız)
-
Bakınız eksik
-
[sıfat, ağızlardan]
Kalmış, artmış
- KALIT
-
-
[isim, hukuk]
Bakınız miras
- "Toprakları üzerinde gelmiş geçmiş eski uygarlıkların insancıl kalıtını özümlemişti."
-
[mecaz]
Kalıtım yoluyla geçmiş olan şey
-
[mecaz]
Görenekler yoluyla yerleşmiş olan tutum veya davranış biçimi
-
[isim, hukuk]
Bakınız miras
- KALIP
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳālib
-
[isim]
Bir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç
- "İstenilen kalıplarda ve istenilen nüanslarda heykeller yapılabilir."
-
Bakınız patron (II)
-
[sıfat]
Genellikle küp biçiminde yapılan
- "Bir kalıp peynir."
- "İki kalıp sabun."
-
[mecaz]
Gösterişli görünüş
- "Kalıbına bakarsan aslan gibi."
-
[mecaz]
Zaman içinde değişiklik göstermeyen, her zaman için aynı olan, belirli davranış biçimleri bütünü
- "Muayyen bir kalıba girecek insana benzemiyordu."
-
[mecaz]
Yenilikten uzak, gelişmeye kapalı olan
-
[isim]
Bir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç
- KALIŞ
-
-
[isim]
Kalmak işi
-
[isim]
Kalmak işi