Başında kal olan 5 harfli 18 kelime var. Kal ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde kal olan kelimeler listesine ya da sonu kal ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında kal bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Kal Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K L

3 Harfli Kelimeler

KAL, LAK

2 Harfli Kelimeler

AK, AL, LA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KALYA

Kelime Kökeni: Arapça ḳalya

  1. [isim] Sadeyağ ile pişirilen bir tür kabak veya patlıcan yemeği
KALCI

  1. [isim] Kal işi yapan kimse
    • "Darphanelerde ayarcı veya kalcı olarak görev üstlenen Museviler çoğunlukla piyasada sarraflık, bezirgânlık da yapıyorlardı." (Murat Çulcu)
KALBİ

Kelime Kökeni: Arapça ḳalbī

  1. [sıfat] Bakınız içten
KALIÇ

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız orak
KALAN

  1. [sıfat] Kalma işini yapan
  2. Artan; mütebaki
    • "Kalan on lirayı Aliş'e verdim." (Halikarnas Balıkçısı)
  3. [isim, matematik] Bir çıkarmanın sonucu
  4. [isim, matematik] Bölme işleminde bölünenden artan sayı
KALEM

Kelime Kökeni: Arapça ḳalem

  1. [isim] Yazma, çizme vb. işlerde kullanılan çeşitli biçimlerde araç
    • "Kâğıt, kalem, mürekkep, hepsi masanın üstündedir." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Resmî kuruluşlarda yazı işlerinin görüldüğü yer
    • "Kalemindeki odacıya aylığını kırdırırmış." (Sermet Muhtar Alus)
  3. Yontma işlerinde kullanılan ucu sivri veya keskin araç
    • "Taşçı kalemi."
    • "Oymacı kalemi."
  4. Bir listede, bir hesapta sıra ile yazılmış maddelerden her biri
    • "Üç kalem yiyecek."
    • "Beş kalem ilaç."
  5. [mecaz] Bazı deyimlerde yazı
    • "Kaleme almak."
  6. [mecaz] Bakınız yazar
    • "Peyami Safa, edebiyatımızın usta kalemlerindendir."
  7. Aşı yapmak için bir ağaçtan kesilen ince çubuk
  8. Kaşlara ve gözlere makyaj yapmak, dudak kenarlarını çizmek için kullanılan boyama aracı
  9. [sıfat] Kalem biçiminde olan
    • "Bizde ise pek iyi bilirim, üç kalem pirzola isteyeni kasap tersler." (Melih Cevdet Anday)
KALAK

  1. [isim, ağızlardan] Burun, burun ucu
  2. Gelinin başına taktığı taç
  3. Tezek yığını
    • "Her evin önünde birkaç tane kalak var." (Yaşar Kemal)
KALAY

  1. [isim, kimya] Atom numarası 50, atom ağırlığı 118,7, yoğunluğu 7,29 olan, 232 °C'de eriyen, gümüş beyazlığında, kolay işlenebilen, yumuşak bir element (simgesi Sn)
  2. Kalaylanmış bir kabın üzerindeki alaşım tabakası
    • "Pencereye, elinde yeni kalaydan çıkmış bir bakır sahanla orta yaşlı kadın geldi." (Osman Cemal Kaygılı)
  3. [mecaz] Aldatıcı görünüş
  4. [argo] Bakınız küfür
    • "Senin canın bugün nişadırı bol kalay istemekte ya, benim sıram o sıra değil!" (Kemal Tahir)
KALAS

Kelime Kökeni: (Romanya'da Galati şehrinin adından)

  1. [isim] Kalın biçilmiş uzun tahta; ağaç
  2. Ahşap yapılarda kiriş olarak kullanılan kalın biçilmiş uzun tahta
    • "Kuru kuru kalaslar, kaplamalar bu bunaltan ışığın ağırlığı altında çatırdıyor, kiremitler çatlıyordu." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  3. [sıfat, mecaz] Kaba, anlayışsız kimse; kereste
    • "Önümüze geçen pahalı bir Alman arabasıydı, direksiyonundaki de bir başka kalas." (Sulhi Dölek)
KALFA

Kelime Kökeni: Arapça ḫalīfe

  1. [isim] Aşaması çırakla usta arasında bulunan zanaatçı
    • "Kalfalar, dükkân sahipleri, çıraklar, su dolu helkeleriyle dükkânlarından fırlıyor." (Orhan Kemal)
  2. Mimar yardımcısı
  3. [eskimiş] Saraylarda ve büyük konaklarda halayıkların başında bulunan kadın
  4. [eskimiş] İptidailerde hoca yardımcısı
  5. [eskimiş] Çocukları evlerinden alarak okula, okuldan evlerine götüren kimse
    • "Evin içinde yaşlı bir kalfa ve bir besleme ile kalmıştık." (Sermet Muhtar Alus)
KALMA

  1. [isim] Kalmak işi
    • "Asıl derdi, tumturaklı sözler, bitimsiz tartışmalarla gözünü boyayıp birazcık yanında kalmamı sağlamak." (Tomris Uyar)
  2. [sıfat] Herhangi bir kimseden veya bir dönemden kalmış olan
    • "Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk." (Ömer Seyfettin)
KALIN

  1. [sıfat] Cisimlerde uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyutu çok olan (cisim), ince karşıtı
    • "Alt katta her tarafın pencereleri kalın, sık demir parmaklıklarla örtülüydü." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  2. Enli ve gür (kaş)
  3. Yoğun, akıcılığı az olan
    • "Kalın bir sis tabakası."
  4. Etli, dolgun olan
    • "Dudakları kalın, yüzü ergenlik içinde..." (Memduh Şevket Esendal)
  5. Pes olan (ses)i ince karşıtı
KALIM

  1. [isim] Kalmak işi
KALÇA

  1. [isim, anatomi] Gövdenin arka bölümünde, bacakların birleştiği yerle bel arasındaki şişkin bölge; kaide
    • "Sol kolunu yürürken hep kalçasına dayardı." (Ömer Seyfettin)
KALIK

  1. [sıfat, ağızlardan] Kalmış, artmış
  2. Eskimiş
  3. Evlenme çağı geçmiş, evde kalmış (kız)
  4. Bakınız eksik
KALIT

  1. [isim, hukuk] Bakınız miras
    • "Toprakları üzerinde gelmiş geçmiş eski uygarlıkların insancıl kalıtını özümlemişti." (Necati Cumalı)
  2. [mecaz] Kalıtım yoluyla geçmiş olan şey
  3. [mecaz] Görenekler yoluyla yerleşmiş olan tutum veya davranış biçimi
KALIP

Kelime Kökeni: Arapça ḳālib

  1. [isim] Bir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç
    • "İstenilen kalıplarda ve istenilen nüanslarda heykeller yapılabilir." (Peyami Safa)
  2. Bakınız patron (II)
  3. [sıfat] Genellikle küp biçiminde yapılan
    • "Bir kalıp peynir."
    • "İki kalıp sabun."
  4. [mecaz] Gösterişli görünüş
    • "Kalıbına bakarsan aslan gibi."
  5. [mecaz] Zaman içinde değişiklik göstermeyen, her zaman için aynı olan, belirli davranış biçimleri bütünü
    • "Muayyen bir kalıba girecek insana benzemiyordu." (Halide Edip Adıvar)
  6. [mecaz] Yenilikten uzak, gelişmeye kapalı olan
KALIŞ

  1. [isim] Kalmak işi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü