İçinde tu olan 6 harfli 86 kelime var. İçerisinde TU bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tu olan kelimeler listesine ya da Sonu tu ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
T U Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
TU, UT
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AVUTUŞ
-
-
[isim]
Avutma işi veya biçimi
-
[isim]
Avutma işi veya biçimi
- TORTUL
-
-
[sıfat]
Tortu niteliğinde olan
-
Tortullaşma sonucu oluşmuş
- "Tortul kütle."
-
[sıfat]
Tortu niteliğinde olan
- TUVACA
- ...
- KUTULU
-
-
[sıfat]
Kutusu olan
-
[sıfat]
Kutusu olan
- MEKTUP
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Bir şey haber vermek, sormak, istemek veya duyguları bildirmek için birine çoğunlukla posta yoluyla gönderilen, zarfa konulmuş yazılı kâğıt, name
- "Mektubunda diyorsun ki gel gayri / Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım." (Bekir Sıtkı Erdoğan)
- "Bir gün, bilmediğim bir memleketten bir mektup aldım." (Aka Gündüz)
-
[isim]
Bir şey haber vermek, sormak, istemek veya duyguları bildirmek için birine çoğunlukla posta yoluyla gönderilen, zarfa konulmuş yazılı kâğıt, name
- TUĞBAY
-
-
[isim]
Tugay komutanlığı yapan albay
-
[isim]
Tugay komutanlığı yapan albay
- FATURA
-
Kelime Kökeni : İtalyanca
-
[isim]
Satılan bir malın cinsini, miktarını ve fiyatını bildirmek için satıcının alıcıya verdiği hesap pusulası
- "O hengâmede, lokantanın faturası da ödenmemiş tabii..." (Çetin Altan)
- "Halktan yana olduğun için de çok güç bir fatura ödetirler." (Haldun Taner)
-
[isim]
Satılan bir malın cinsini, miktarını ve fiyatını bildirmek için satıcının alıcıya verdiği hesap pusulası
- HARTUM
- ...
- TUZLUK
-
-
[isim]
İçine tuz konulan kap
-
Atlarda gözün üstündeki, insanlarda köprücük kemiğinin ardındaki çukur yer
-
Otlayan hayvanların tuz gereksinimini karşılamak üzere, öğütülmüş kaya tuzlarının, yağmurdan korunmasını ve hayvanların rahatça yararlanmasını sağlayan üstü kapalı yer
-
[isim]
İçine tuz konulan kap
- OYUNTU
-
-
[isim]
Oyulmuş bölüm
- "Ceketin kol oyuntusu iyi açılmamış."
-
Oyuk, çukur
-
[isim]
Oyulmuş bölüm
- TUZLAK
-
-
Otları tuzlu olan veya ot bitmeyen, çorak, verimsiz (yer)
-
Otları tuzlu olan veya ot bitmeyen, çorak, verimsiz (yer)
- OKUTUŞ
-
-
[isim]
Okutma işi veya biçimi
-
[isim]
Okutma işi veya biçimi
- TUTMAK
-
-
[-i]
Elde bulundurmak, ele almak
- "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu." (Ömer Seyfettin)
- "Geleceği tutmak. Gideceği tutmak."
-
Ele geçirmek, yakalamak
- "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı." (Ömer Seyfettin)
-
Avlamak
- "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz." (Refik Halit Karay)
-
Yanında bulundurmak, alıkoymak
- "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
-
Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
- "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Kaplamak
- "Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir." (Tarık Buğra)
-
Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
- "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Denetimi ve yetkisi altına almak
-
Desteklemek, birinden yana çıkmak
-
Benimsemek, beğenmek
- "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır." (Tarık Buğra)
-
Gereğini yapmak, yerine getirmek
- "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
-
Uygun gelmek, çelişmez olmak
- "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu." (Reşat Nuri Güntekin)
-
Hizmetine almak veya kiralamak
- "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim." (Peyami Safa)
-
Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
- "Yapıyı geniş tuttu."
-
Girişmek, yapmak
- "Askerden sonra ne iş tutacağını bilmemek kahrediyordu Yusuf'u." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
- "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak." (Memduh Şevket Esendal)
-
Ağrımak, sancımak, musallat olmak
- "... poker oynanıyor. Yenilirse kızıyor. Başı tutuyor, komşu doktorun hizmetçisini çağırıp çenesini ovduruyor." (Memduh Şevket Esendal)
-
Ulaşmak, varmak
- "Hayvanlar, Bağdat Caddesi'ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor." (Sermet Muhtar Alus)
-
Para toplamı ...-e varmak
- "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
-
Uğramak
- "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
-
Herhangi bir durumda bulundurmak
- "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor." (Haldun Taner)
-
Varsaymak, farz etmek
- "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti." (Memduh Şevket Esendal)
-
[-i]
Hedef olarak almak
- "Taşa tutmak."
-
[-i]
Alacağa veya vereceğe saymak
- "On bin lirayı borcunuza tuttum."
-
[-i]
Yaklaştırmak
- "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar." (Abdülhak Şinasi Hisar)
-
Kullanmak
- "Yaşmak tutmak. Ustura tutmak."
-
Bağlamak
- "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım." (Bekir Sıtkı Erdoğan)
-
[nsz]
Beklenen sonucu vermek
- "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez." (Şevket Rado)
-
[nsz]
İş görebilmek
- "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona." (Tarık Buğra)
-
[nsz]
Sürmek, zaman almak
- "Bu iş iki saat tuttu."
-
[nsz]
Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
- "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
-
Giyinmesine yardım etmek
- "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır." (Tarık Buğra)
-
Sunmak
- "Konuklara şeker tutmak."
-
İşgal etmek
-
İzlemek
- "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız." (Refik Halit Karay)
-
Bırakmamak
- "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu." (Peyami Safa)
-
Yönelmek
- "Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular." (Haldun Taner)
-
Sarmak, bürümek
- "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!" (Halk türküsü)
-
Asılmak, kuvvetlice sarılmak
- "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş." (Peyami Safa)
-
Bir kimsenin yerini almak
- "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
Otobüs, vapur, uçak vb. dokunmak, hasta etmek
-
Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
- "Kapıyı açık tutmayın."
-
Bir yerde kalmasını sağlamak
-
Yemek hafifçe yanmak
-
Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
- "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa, bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim." (Cahit Uçuk)
-
Biriktirmek, tasarruf etmek
- "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene." (Memduh Şevket Esendal)
-
Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
-
Başlamak
- "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi." (Falih Rıfkı Atay)
-
Bir şey düşünmek
- "Herkes aklından bir sayı tutsun."
-
Markaja almak
-
[-i]
Elde bulundurmak, ele almak
- DÜSTUR
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Genel kural
-
Yasaları içine alan kitap
-
[isim]
Genel kural
- OTURUŞ
-
-
[isim]
Oturma işi veya biçimi
- "Başta delikanlılar, çoğunun oturuşunda bir büyüklenme var." (Tarık Buğra)
-
[isim]
Oturma işi veya biçimi
- AVUNTU
-
-
[isim]
İnsanı avutan şey, oyalanacak şey, avunç, avunma
- "İnsanoğlu durumu bozulunca ille bir yerden bunun avuntusunu arayıp buluyor." (Haldun Taner)
-
Teselli
-
Acı bir olayı unutturmaya çalışma, acısını hafifletme, avunma, avunç
-
[isim]
İnsanı avutan şey, oyalanacak şey, avunç, avunma
- OTURUM
-
-
[isim]
Bir meclis veya kurulun çözümlenmesi gereken sorunları görüşüp tartışmak için yaptığı toplantı, celse
- "Onun adaylığı konuşulurken, kıdemli doçent olarak ben de oturuma katılmıştım." (Haldun Taner)
-
Yasama meclislerinin birleşimlerinden her biri
-
[isim]
Bir meclis veya kurulun çözümlenmesi gereken sorunları görüşüp tartışmak için yaptığı toplantı, celse
- TUŞLUK
- ...
- UTULMA
-
-
[isim]
Utulmak işi
-
[isim]
Utulmak işi
- TUFACI
- ...