İçinde tu olan 6 harfli 74 kelime var. İçerisinde TU bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tu olan kelimeler listesine ya da Sonu tu ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

T U Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler

2 Harfli Kelimeler

TU, UT

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

MASTUR

Kelime Kökeni : Rumca

  1. [sıfat] Mastor

DESTUR

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] İzin, müsaade
  2. [ünlem] (destu:r) "Yol verin, savulun, izin verin" anlamlarında kullanılan bir söz
  3. [ünlem] Karanlık, ıssız yerlere pis veya atık su dökerken cin çarpmasın diye yüksek sesle söylenen bir söz

TURİZM

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Dinlenme, eğlenme, görme, tanıma vb. amaçlarla yapılan gezi
  2. Bir ülkeye veya bir bölgeye turist çekmek için alınan ekonomik, kültürel, teknik önlemlerin, yapılan çalışmaların tümü

UYUNTU

  1. [sıfat] Uyuşuk, tembel, miskin

TURGAY

  1. [isim] Toygar

KARTUK

  1. [isim] Büyük tarla tarağı

NATURA

Kelime Kökeni : Latince

  1. [isim] İnsanın yaradılış özelliği
    • "Biraz da hastanın naturasını kollamadan ilaç yazar." (Reşat Nuri Güntekin)

TUNGUZ
...
HARTUM
...
TUZSUZ

  1. [sıfat] Tuzu olmayan veya tuzu az olan
  2. Tatsız şakalar yapan (kimse)

TUTMAÇ

  1. [isim] Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba

ŞAHTUR

  1. [isim] İnce donanma gemilerinden biri

KOLTUK

  1. [isim] Omuz başının altında, kolun gövde ile birleştiği yer
    • "Gazetelerini bir koltuğunun altına koydu, zayıf kollarıyla kutulara sarıldı." (Halide Edip Adıvar)
    • "Nihayet sonbaharın yağmurlu, serin bir günü koltuğa giriyorum." (Ömer Seyfettin)
    • "Ercüment, memurluk hayatında her oturduğu koltuğu doldurmuş..." (Yusuf Ziya Ortaç)
    • "Ben de aç duracak değilim ya! Bizim orada senin gibi bir ağa yok ki koltuğunun altına sığınalım." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Kol dayayacak yerleri olan geniş ve rahat sandalye
    • "Ta yan beline kadar gömüldüğü koltuğunun içinden ileriye doğru uzandı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Eski düğünlerde damatla gelinin eve girerken konuklar arasından kol kola geçmeleri töreni
    • "Babamız, annemizi gelin geldiği ilk gün şu merdivenin alt başında karşılamış, 'koltuk' yapılmıştı." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  4. Yapıcılıkta yan destek
  5. Demirledikten sonra gemiyi iskeleye, rıhtıma veya başka bir gemiye bağlayan ip
  6. Koltuklama veya koltuklanma
    • "O koltuktan hoşlanmaz."
  7. Kayırma, destek
    • "Dayısının koltuğunda sırtı yere gelmez."
  8. Yüksek mevki, makam
    • "Koltuk kavgası."
  9. Genelev
    • "Burası Mesut Bey adında bir herifin koltuğudur." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  10. Mısır ve buğday fidesinin yanlarından çıkan filizler
  11. Kenar, tenha yer

TUNDRA

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Kutuplara yakın bölgelerin bitki örtüsü
  2. Bu bitkilerle kaplı geniş alan, kutup bozkırı

TUTMAK

  1. [-i] Elde bulundurmak, ele almak
    • "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu." (Ömer Seyfettin)
    • "Geleceği tutmak. Gideceği tutmak."
  2. Ele geçirmek, yakalamak
    • "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı." (Ömer Seyfettin)
  3. Avlamak
    • "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz." (Refik Halit Karay)
  4. Yanında bulundurmak, alıkoymak
    • "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
  5. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
    • "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir." (Sait Faik Abasıyanık)
  6. Kaplamak
    • "Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir." (Tarık Buğra)
  7. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
    • "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. Denetimi ve yetkisi altına almak
  9. Desteklemek, birinden yana çıkmak
  10. Benimsemek, beğenmek
    • "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır." (Tarık Buğra)
  11. Gereğini yapmak, yerine getirmek
    • "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
  12. Uygun gelmek, çelişmez olmak
    • "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu." (Reşat Nuri Güntekin)
  13. Hizmetine almak veya kiralamak
    • "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim." (Peyami Safa)
  14. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
    • "Yapıyı geniş tuttu."
  15. Girişmek, yapmak
    • "Askerden sonra ne iş tutacağını bilmemek kahrediyordu Yusuf'u." (Sait Faik Abasıyanık)
  16. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
    • "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak." (Memduh Şevket Esendal)
  17. Ağrımak, sancımak, musallat olmak
    • "... poker oynanıyor. Yenilirse kızıyor. Başı tutuyor, komşu doktorun hizmetçisini çağırıp çenesini ovduruyor." (Memduh Şevket Esendal)
  18. Ulaşmak, varmak
    • "Hayvanlar, Bağdat Caddesi'ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor." (Sermet Muhtar Alus)
  19. Para toplamı ...-e varmak
    • "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
  20. Uğramak
    • "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
  21. Herhangi bir durumda bulundurmak
    • "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor." (Haldun Taner)
  22. Varsaymak, farz etmek
    • "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti." (Memduh Şevket Esendal)
  23. [-i] Hedef olarak almak
    • "Taşa tutmak."
  24. [-i] Alacağa veya vereceğe saymak
    • "On bin lirayı borcunuza tuttum."
  25. [-i] Yaklaştırmak
    • "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  26. Kullanmak
    • "Yaşmak tutmak. Ustura tutmak."
  27. Bağlamak
    • "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım." (Bekir Sıtkı Erdoğan)
  28. [nsz] Beklenen sonucu vermek
    • "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez." (Şevket Rado)
  29. [nsz] İş görebilmek
    • "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona." (Tarık Buğra)
  30. [nsz] Sürmek, zaman almak
    • "Bu iş iki saat tuttu."
  31. [nsz] Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
    • "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
  32. Giyinmesine yardım etmek
    • "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır." (Tarık Buğra)
  33. Sunmak
    • "Konuklara şeker tutmak."
  34. İşgal etmek
  35. İzlemek
    • "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız." (Refik Halit Karay)
  36. Bırakmamak
    • "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu." (Peyami Safa)
  37. Yönelmek
    • "Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular." (Haldun Taner)
  38. Sarmak, bürümek
    • "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!" (Halk türküsü)
  39. Asılmak, kuvvetlice sarılmak
    • "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş." (Peyami Safa)
  40. Bir kimsenin yerini almak
    • "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  41. Otobüs, vapur, uçak vb. dokunmak, hasta etmek
  42. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
    • "Kapıyı açık tutmayın."
  43. Bir yerde kalmasını sağlamak
  44. Yemek hafifçe yanmak
  45. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
    • "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa, bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim." (Cahit Uçuk)
  46. Biriktirmek, tasarruf etmek
    • "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene." (Memduh Şevket Esendal)
  47. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
  48. Başlamak
    • "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi." (Falih Rıfkı Atay)
  49. Bir şey düşünmek
    • "Herkes aklından bir sayı tutsun."
  50. Markaja almak

TUMAĞI

  1. [isim] İngin, nezle, dumağı, nevazil

USTUNÇ

Kelime Kökeni : İtalyanca

  1. [isim] Taşınabilir cerrah araçları takımı

SANTUR

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Kanuna benzeyen, tokmaklarla çalınan bir tür telli çalgı

TURİST

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Dinlenme, eğlenme, görme, tanıma vb. amaçlarla geziye çıkan kimse, gezgin, gezmen, seyyah
    • "O zamanki Boğaziçi'nin turizm idaresi yok fakat turistleri çoktu." (Abdülhak Şinasi Hisar)

OKUNTU

  1. [isim] Çağrı kâğıdı, çağrılık, davetiye

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü