İçinde sak olan 5 harfli 21 kelime var. İçerisinde SAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında sak olan kelimeler listesine ya da sonu sak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Sak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
AKS, ASK, KAS, SAK
2 Harfli Kelimeler
AK, AS
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AKSAK
-
-
[sıfat]
Aksayan, hafifçe topallayan
- "Sen aksak olduğundan, kaçıp kurtulamam, su beni toparlayıp alır diye korkmuşsundur."
-
[mecaz]
İyi gitmeyen, iyi işlemeyen
- "İşte bu pencereden de baktığımızda bu süreçteki romancılarımızın birçoğunda eksik, aksak olanın ne olduğunun altını rahatlıkla çizebiliriz…"
-
[isim, edebiyat]
Eski Yunan ve Latin şiir ölçüsünde, sondan bir önceki hecesi kısa olacak yerde uzun olan dize
-
[isim, müzik]
Türk müziğinde kıvrak bir usul
-
[sıfat]
Aksayan, hafifçe topallayan
- BASAK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız merdiven
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız merdiven
- SAKLI
-
-
[sıfat]
Saklanmış olan
- "En azılı küfürler kalın bir argo kabuğu içinde saklı."
-
Elde tutulan; mahfuz
- "Her hakkı saklıdır."
-
Gizli bir yere konarak kaybolması veya çalınması önlenen
-
Başkalarından gizlenen, gizli tutulan; hafi
- "Birbirlerinden saklı hiçbir işleri yoktur."
-
[sıfat]
Saklanmış olan
- SAKSI
-
-
[isim]
Pişmiş toprak, plastik vb.nden yapılan, çiçek yetiştirmekte kullanılan kap
- "Yaz kış yeşil, bir saksı ıtır pencerede."
-
[argo]
Baş, kafa
-
[isim]
Pişmiş toprak, plastik vb.nden yapılan, çiçek yetiştirmekte kullanılan kap
- SAKAL
-
-
[isim]
Yetişkin erkeklerde yanak ve alt çenede çıkan kılların tümü
- "Sakalı kır, yaşı elliyi aşkın fakat dinçti."
-
Bazı hayvanlarda çene altında bulunan kılların tümü
-
[denizcilik]
Gemi karinasında oluşan yosun, yapışan midye vb. yabancı madde
-
[isim]
Yetişkin erkeklerde yanak ve alt çenede çıkan kılların tümü
- SAKAK
-
-
[isim]
Çene altı
-
[isim]
Çene altı
- YASAK
-
-
[isim]
Bir işin yapılmasına karşı olan yasal veya yasa dışı engel
- "İçki yasağı. Av yasağı."
-
[sıfat]
Yapılmaması istenmiş olan; yok, memnu, haram
- "Bizim çocukluğumuzun şiirlerinde neşe yasak denecek kadar ayıptı."
-
[isim]
Bir işin yapılmasına karşı olan yasal veya yasa dışı engel
- PASAK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kir
- "Başta yağlı bir fes, boyunda pasak içinde yakalık ve kravat."
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kir
- SAKAF
-
Kelime Kökeni: Arapça saḳf
-
[isim, eskimiş]
Bakınız çatı
- "Genç âlimlerin, binbir rica, yüz bin teşekkürle gezip yıkık sakaflarının ... resimlerini almadıkları bu harabe, iki yüz yaşını çoktan doldurmuştu."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız çatı
- SAKAT
-
Kelime Kökeni: Arapça saḳaṭ
-
[sıfat]
Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal veya sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri çeken (kimse); alil, muallel
- "Ben gördüğünüz gibi bir sakat askerim, malul."
-
[mecaz]
Bozuk veya eksik; çürük
- "Sakat bir anlatım."
- "Sakat bir iş."
-
[sıfat]
Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal veya sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri çeken (kimse); alil, muallel
- SAKAR
-
-
[isim]
Bazı hayvanların, özellikle atların alınlarında bulunan beyaz leke, küçük akıtma
-
[sıfat]
Sık sık küçük, önemsiz kazalar yapan (kimse)
- "Orada ne babamın sakar hareketlerinden ne annemin çehresindeki hüznünden haberim olurdu."
-
[isim]
Bazı hayvanların, özellikle atların alınlarında bulunan beyaz leke, küçük akıtma
- SAKİL
-
Kelime Kökeni: Arapça s̱aḳīl
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız ağır
-
Sıkıntı veren; sıkıntılı
-
Çirkin, kaba, uyumsuz olan
-
[isim, müzik]
Türk müziğinde bir usul
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız ağır
- SAKİM
-
Kelime Kökeni: Arapça saḳīm
-
[sıfat, eskimiş]
Bozuk, yanlış, eksik
-
[sıfat, eskimiş]
Bozuk, yanlış, eksik
- SAKİN
-
Kelime Kökeni: Arapça sākin
-
[sıfat]
Hareket etmeyen, kımıldamayan
-
Dingin olan; durgun, sakince
- "Sakin, mütevazı ve kalabalıktan kaçan ruhunu incitmemek için onu, birkaç kişi ile sırtımda ebedî makamına ben götürdüm."
-
Bakınız sessiz
- "Dinlenmek için otelimizden daha sakinini bulacağınızı ummam."
-
Kimseyi rahatsız etmeyen
-
Kolayca sinirlenmeyen; sinirsiz
- "Vücudu, yüzü, bütün hareketleri sert fakat silik ve sakindi."
-
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş
- "Sesi dinlediği müddetçe sakin ve uslu duruyordu."
-
Bir yerde oturan
- "Öğle uykusuna dalmış yalı sakinleri. Rehavet çökmüş."
-
[sıfat]
Hareket etmeyen, kımıldamayan
- SAKIN
-
-
[ünlem]
Bakınız asla
- "Aman matmazel, sakın dışarı çıkmayınız!"
-
"Korkulacak bir durum olmasın" anlamında kullanılan bir söz
- "Sakın bulaşıcı bir hastalık olmasın!"
-
[ünlem]
Bakınız asla
- MİSAK
-
Kelime Kökeni: Arapça mīs̱āḳ
-
[isim, eskimiş]
Sözleşme, antlaşma, bağlaşma
-
[isim, eskimiş]
Sözleşme, antlaşma, bağlaşma
- SAKIT
-
Kelime Kökeni: Arapça sāḳiṭ
-
[sıfat]
Düşen, düşmüş
-
Hükmü kalmamış, eski önemini yitirmiş
-
[isim]
Bakınız düşük
-
[sıfat]
Düşen, düşmüş
- SUSAK
-
-
[sıfat]
Susamış olan, susayan
-
[isim, ağızlardan]
Su kabağından yapılmış veya ağaçtan oyulmuş maşrapa
-
[mecaz]
Salak, aptal
-
[sıfat]
Susamış olan, susayan
- SAKIZ
-
-
[isim]
Bazı ağaçların ve özellikle sakız ağacının kabuğundan sızan, çiğnendiğinde yumuşayan, hoş kokulu, beyaz renkli reçine
-
Şekerli ve şekersiz, kokulu ve kokusuz türleri bulunan, ağızda çiğnenen eğlence yiyeceği; ciklet
-
[hayvan bilimi]
Vücudu beyaz olup başta ve ayaklarda belirgin siyah işaretler bulunan, ince kemik yapılı ve yüksek ayaklı, ince yağsız uzun kuyruklu bir tür koyun
-
Bakınız sakız ağacı
- "Sizi İnce dağ yollarının sakız gölgeleri içinde yalnız bırakmak lazım geldiğini hissediyordu."
-
[isim]
Bazı ağaçların ve özellikle sakız ağacının kabuğundan sızan, çiğnendiğinde yumuşayan, hoş kokulu, beyaz renkli reçine
- SAKİT
-
Kelime Kökeni: Arapça sākit
-
[sıfat, eskimiş]
Susmuş, sessiz
- "Nazmiye Hanım hülyaları içinde sakit, uysal ve gevşek adımlarla yürüyordu."
-
[sıfat, eskimiş]
Susmuş, sessiz