İçinde sak olan 5 harfli 21 kelime var. İçerisinde SAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında sak olan kelimeler listesine ya da sonu sak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Sak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K S

3 Harfli Kelimeler

AKS, ASK, KAS, SAK

2 Harfli Kelimeler

AK, AS

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AKSAK

  1. [sıfat] Aksayan, hafifçe topallayan
    • "Sen aksak olduğundan, kaçıp kurtulamam, su beni toparlayıp alır diye korkmuşsundur." (Kemal Tahir)
  2. [mecaz] İyi gitmeyen, iyi işlemeyen
    • "İşte bu pencereden de baktığımızda bu süreçteki romancılarımızın birçoğunda eksik, aksak olanın ne olduğunun altını rahatlıkla çizebiliriz…" (Feridun Andaç)
  3. [isim, edebiyat] Eski Yunan ve Latin şiir ölçüsünde, sondan bir önceki hecesi kısa olacak yerde uzun olan dize
  4. [isim, müzik] Türk müziğinde kıvrak bir usul
BASAK

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız merdiven
SAKLI

  1. [sıfat] Saklanmış olan
    • "En azılı küfürler kalın bir argo kabuğu içinde saklı." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
  2. Elde tutulan; mahfuz
    • "Her hakkı saklıdır."
  3. Gizli bir yere konarak kaybolması veya çalınması önlenen
  4. Başkalarından gizlenen, gizli tutulan; hafi
    • "Birbirlerinden saklı hiçbir işleri yoktur." (Burhan Felek)
SAKSI

  1. [isim] Pişmiş toprak, plastik vb.nden yapılan, çiçek yetiştirmekte kullanılan kap
    • "Yaz kış yeşil, bir saksı ıtır pencerede." (Ahmet Muhip Dıranas)
  2. [argo] Baş, kafa
SAKAL

  1. [isim] Yetişkin erkeklerde yanak ve alt çenede çıkan kılların tümü
    • "Sakalı kır, yaşı elliyi aşkın fakat dinçti." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Bazı hayvanlarda çene altında bulunan kılların tümü
  3. [denizcilik] Gemi karinasında oluşan yosun, yapışan midye vb. yabancı madde
SAKAK

  1. [isim] Çene altı
YASAK

  1. [isim] Bir işin yapılmasına karşı olan yasal veya yasa dışı engel
    • "İçki yasağı. Av yasağı."
  2. [sıfat] Yapılmaması istenmiş olan; yok, memnu, haram
    • "Bizim çocukluğumuzun şiirlerinde neşe yasak denecek kadar ayıptı." (Falih Rıfkı Atay)
PASAK

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız kir
    • "Başta yağlı bir fes, boyunda pasak içinde yakalık ve kravat." (Salâh Birsel)
SAKAF

Kelime Kökeni: Arapça saḳf

  1. [isim, eskimiş] Bakınız çatı
    • "Genç âlimlerin, binbir rica, yüz bin teşekkürle gezip yıkık sakaflarının ... resimlerini almadıkları bu harabe, iki yüz yaşını çoktan doldurmuştu." (Ömer Seyfettin)
SAKAT

Kelime Kökeni: Arapça saḳaṭ

  1. [sıfat] Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal veya sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri çeken (kimse); alil, muallel
    • "Ben gördüğünüz gibi bir sakat askerim, malul." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. [mecaz] Bozuk veya eksik; çürük
    • "Sakat bir anlatım."
    • "Sakat bir iş."
SAKAR

  1. [isim] Bazı hayvanların, özellikle atların alınlarında bulunan beyaz leke, küçük akıtma
  2. [sıfat] Sık sık küçük, önemsiz kazalar yapan (kimse)
    • "Orada ne babamın sakar hareketlerinden ne annemin çehresindeki hüznünden haberim olurdu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
SAKİL

Kelime Kökeni: Arapça s̱aḳīl

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız ağır
  2. Sıkıntı veren; sıkıntılı
  3. Çirkin, kaba, uyumsuz olan
  4. [isim, müzik] Türk müziğinde bir usul
SAKİM

Kelime Kökeni: Arapça saḳīm

  1. [sıfat, eskimiş] Bozuk, yanlış, eksik
SAKİN

Kelime Kökeni: Arapça sākin

  1. [sıfat] Hareket etmeyen, kımıldamayan
  2. Dingin olan; durgun, sakince
    • "Sakin, mütevazı ve kalabalıktan kaçan ruhunu incitmemek için onu, birkaç kişi ile sırtımda ebedî makamına ben götürdüm." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
  3. Bakınız sessiz
    • "Dinlenmek için otelimizden daha sakinini bulacağınızı ummam." (Sait Faik Abasıyanık)
  4. Kimseyi rahatsız etmeyen
  5. Kolayca sinirlenmeyen; sinirsiz
    • "Vücudu, yüzü, bütün hareketleri sert fakat silik ve sakindi." (Halide Edip Adıvar)
  6. Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş
    • "Sesi dinlediği müddetçe sakin ve uslu duruyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  7. Bir yerde oturan
    • "Öğle uykusuna dalmış yalı sakinleri. Rehavet çökmüş." (Abidin Dino)
SAKIN

  1. [ünlem] Bakınız asla
    • "Aman matmazel, sakın dışarı çıkmayınız!" (Sait Faik Abasıyanık)
  2. "Korkulacak bir durum olmasın" anlamında kullanılan bir söz
    • "Sakın bulaşıcı bir hastalık olmasın!"
MİSAK

Kelime Kökeni: Arapça mīs̱āḳ

  1. [isim, eskimiş] Sözleşme, antlaşma, bağlaşma
SAKIT

Kelime Kökeni: Arapça sāḳiṭ

  1. [sıfat] Düşen, düşmüş
  2. Hükmü kalmamış, eski önemini yitirmiş
  3. [isim] Bakınız düşük
SUSAK

  1. [sıfat] Susamış olan, susayan
  2. [isim, ağızlardan] Su kabağından yapılmış veya ağaçtan oyulmuş maşrapa
  3. [mecaz] Salak, aptal
SAKIZ

  1. [isim] Bazı ağaçların ve özellikle sakız ağacının kabuğundan sızan, çiğnendiğinde yumuşayan, hoş kokulu, beyaz renkli reçine
  2. Şekerli ve şekersiz, kokulu ve kokusuz türleri bulunan, ağızda çiğnenen eğlence yiyeceği; ciklet
  3. [hayvan bilimi] Vücudu beyaz olup başta ve ayaklarda belirgin siyah işaretler bulunan, ince kemik yapılı ve yüksek ayaklı, ince yağsız uzun kuyruklu bir tür koyun
  4. Bakınız sakız ağacı
    • "Sizi İnce dağ yollarının sakız gölgeleri içinde yalnız bırakmak lazım geldiğini hissediyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
SAKİT

Kelime Kökeni: Arapça sākit

  1. [sıfat, eskimiş] Susmuş, sessiz
    • "Nazmiye Hanım hülyaları içinde sakit, uysal ve gevşek adımlarla yürüyordu." (Peyami Safa)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü