İçinde kın olan 7 harfli 36 kelime var. İçerisinde KIN bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında kın olan kelimeler listesine ya da sonu kın ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KINAMAK

  1. [-i] Yapılan bir işin kötü olduğunu belirtir bir biçimde söz söylemek; takbih etmek
    • "Kınamazlar güzel sevse yiğidi / Güzel sevmek koç yiğide ar değil" (Karacaoğlan)
ÇIKINTI

  1. [isim] Bir yüzeyde ileri doğru çıkan bölüm
    • "Gırtlağının çıkıntısı, hiddetli bir adamın yumruğu gibi titriyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. Bir metni düzeltmek veya ona bir şey eklemek için satır dışına yazılan yazı; çıkma
  3. [argo] Bakınız kambur
  4. [mecaz] Her şeye itiraz eden, huzursuzluk çıkaran (kimse)
YIKINTI

  1. [isim] Bakınız yıkılma
  2. Yıkılan bir şeyin parçaları, kalıntıları; enkaz
    • "Ateşoğlu'nun evinin biraz ötesinde bir ev yıkıntısı keşfettim." (Halikarnas Balıkçısı)
  3. Bakınız virane
    • "Yıkıntıların ortasında blok hâlinde yükselen yeni apartmanlara uzun uzun baktı." (Haldun Taner)
  4. [mecaz] Ruhsal bakımdan yıkılma
    • "İkisi de Samim'deki yıkıntının nedenini gayet iyi biliyorlardı." (Osman Aysu)
SIKINMA

  1. [isim] Sıkınmak işi
KAKINTI

  1. [isim, ağızlardan] Sözü dinlenmeyen, rezil, itilip kakılan kimse
YAKINTI

  1. [isim] Yakılan bir şeyin kalıntısı
    • "Düşmanın yakıp yıktığı köylerin yakıntı ve yıkıntıları..." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  2. Bakınız şikâyet
KINANMA

  1. [isim] Kınanmak işi
SIKINTI

  1. [isim] İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal huzursuzluk; bun, bungunluk, ezgi, ezginlik, çile (I), dert, kasavet, zor
    • "İçinin sıkıntısını ondan mümkün mertebe gizlemeye çalışarak, dereden tepeden konuşarak oyalandı." (Peyami Safa)
  2. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli ruhsal huzursuzluk; ağırlık, karanlık, kasavet, mihnet
    • "Sıkıntı ve ızdırapla sağa sola döndüm." (Aka Gündüz)
  3. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı
    • "İhtiyarın bir para sıkıntısı içinde olduğunu o söylemeden ben keşfetmiştim." (Sait Faik Abasıyanık)
  4. Bulunmama durumu
    • "Yüklü servetini cömertçe harcamaması nedeniyle piyasada para sıkıntısı baş gösterdi." (İhsan Oktay Anar)
  5. [mecaz] Bakınız sorun
    • "Atatürk öldüğü zaman Türkiye'nin ufak tefek sıkıntılar dışında hiçbir büyük problemi yoktu." (Burhan Felek)
AŞKINCI

  1. [sıfat, felsefe] Aşkıncılık yanlısı olan
SAKINIŞ

  1. [isim] Sakınmak işi
ALIŞKIN

  1. [sıfat] Bir şeye veya bir şey yapmaya alışmış olan; alışkan, alışmış
    • "İki yandaki çarklar dar kafeslerinde birden uyanan alışkın ve müthiş deniz aygırları gibi hiddetli bir gürültü çıkararak kımıldandı." (Ömer Seyfettin)
SAKINCA

  1. [isim] Çekinilmesi, dikkatli olunması gereken, sakınmayı gerektiren durum; beis, mahzur
    • "Kabul etmekte bir sakınca yoktur." (Burhan Felek)
YAKINIŞ

  1. [isim] Yakınmak işi
YAKINMA

  1. [isim] Yakınmak (I) işi
SAKINIM

  1. [isim] Herhangi bir tehlikeye karşı alınan önlem; ihtiyat, tedbir
BAKINMA

  1. [isim] Bakınmak işi
    • "Otele giriş çıkışları, lobide oturup etrafa bakınması artık diğerlerini ilgilendirmiyordu." (Saim Kolhan)
YAKINDA

  1. [zarf] Yakın bir yerde
    • "İvan sessizce yiyor, yerken karşıdaki meşe ağaçları arasından görünen, ayın altın ışınları altından pırıl pırıl denize bakıyor, denizi çok yakında hissediyordu." (Cengiz Dağcı)
  2. Çok geçmeden, yakın zamanda
    • "Açıkça yazmıyor ama, galiba yakında gelecek." (Turgut Özakman)
SAKINMA

  1. [isim] Sakınmak işi; içtinap, tahaffuz, tevakki
  2. Olabileceği düşünülen kötü durumlara karşı önlem alma
  3. [spor] Boksörün korunmak için, ayaklarını oynatmadan eliyle, gövdesiyle sağa sola, öne arkaya yaptığı hareket
IKINMAK

  1. [nesnesiz] Herhangi bir nedenle soluğunu içinde tutarak kendini zorlamak
    • "Bunlar yekdiğerlerine tutunarak birer gölge gibi duvara siftine, inleye, ıkına orada duran arabalara tırmanmaya başladılar." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
  2. Peklikte veya doğum sırasında kasları zorlayarak soluğunu tutmak
  3. Büyük abdestini yapmak için kaslarını zorlamak
    • "Kıtmir ötede toprağı eşeleyip duruyordu, eşti eşti ve çukuru ortalayıp ıkındı bir süre." (Sevinç Çokum)
BAKINIŞ

  1. [isim] Bakınmak işi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü