İçinde kın olan 7 harfli 36 kelime var. İçerisinde KIN bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında kın olan kelimeler listesine ya da sonu kın ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KINAMAK
-
-
[-i]
Yapılan bir işin kötü olduğunu belirtir bir biçimde söz söylemek; takbih etmek
- "Kınamazlar güzel sevse yiğidi / Güzel sevmek koç yiğide ar değil"
-
[-i]
Yapılan bir işin kötü olduğunu belirtir bir biçimde söz söylemek; takbih etmek
- ÇIKINTI
-
-
[isim]
Bir yüzeyde ileri doğru çıkan bölüm
- "Gırtlağının çıkıntısı, hiddetli bir adamın yumruğu gibi titriyordu."
-
Bir metni düzeltmek veya ona bir şey eklemek için satır dışına yazılan yazı; çıkma
-
[argo]
Bakınız kambur
-
[mecaz]
Her şeye itiraz eden, huzursuzluk çıkaran (kimse)
-
[isim]
Bir yüzeyde ileri doğru çıkan bölüm
- YIKINTI
-
-
[isim]
Bakınız yıkılma
-
Yıkılan bir şeyin parçaları, kalıntıları; enkaz
- "Ateşoğlu'nun evinin biraz ötesinde bir ev yıkıntısı keşfettim."
-
Bakınız virane
- "Yıkıntıların ortasında blok hâlinde yükselen yeni apartmanlara uzun uzun baktı."
-
[mecaz]
Ruhsal bakımdan yıkılma
- "İkisi de Samim'deki yıkıntının nedenini gayet iyi biliyorlardı."
-
[isim]
Bakınız yıkılma
- SIKINMA
-
-
[isim]
Sıkınmak işi
-
[isim]
Sıkınmak işi
- KAKINTI
-
-
[isim, ağızlardan]
Sözü dinlenmeyen, rezil, itilip kakılan kimse
-
[isim, ağızlardan]
Sözü dinlenmeyen, rezil, itilip kakılan kimse
- YAKINTI
-
-
[isim]
Yakılan bir şeyin kalıntısı
- "Düşmanın yakıp yıktığı köylerin yakıntı ve yıkıntıları..."
-
Bakınız şikâyet
-
[isim]
Yakılan bir şeyin kalıntısı
- KINANMA
-
-
[isim]
Kınanmak işi
-
[isim]
Kınanmak işi
- SIKINTI
-
-
[isim]
İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal huzursuzluk; bun, bungunluk, ezgi, ezginlik, çile (I), dert, kasavet, zor
- "İçinin sıkıntısını ondan mümkün mertebe gizlemeye çalışarak, dereden tepeden konuşarak oyalandı."
-
Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli ruhsal huzursuzluk; ağırlık, karanlık, kasavet, mihnet
- "Sıkıntı ve ızdırapla sağa sola döndüm."
-
Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı
- "İhtiyarın bir para sıkıntısı içinde olduğunu o söylemeden ben keşfetmiştim."
-
Bulunmama durumu
- "Yüklü servetini cömertçe harcamaması nedeniyle piyasada para sıkıntısı baş gösterdi."
-
[mecaz]
Bakınız sorun
- "Atatürk öldüğü zaman Türkiye'nin ufak tefek sıkıntılar dışında hiçbir büyük problemi yoktu."
-
[isim]
İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal huzursuzluk; bun, bungunluk, ezgi, ezginlik, çile (I), dert, kasavet, zor
- AŞKINCI
-
-
[sıfat, felsefe]
Aşkıncılık yanlısı olan
-
[sıfat, felsefe]
Aşkıncılık yanlısı olan
- SAKINIŞ
-
-
[isim]
Sakınmak işi
-
[isim]
Sakınmak işi
- ALIŞKIN
-
-
[sıfat]
Bir şeye veya bir şey yapmaya alışmış olan; alışkan, alışmış
- "İki yandaki çarklar dar kafeslerinde birden uyanan alışkın ve müthiş deniz aygırları gibi hiddetli bir gürültü çıkararak kımıldandı."
-
[sıfat]
Bir şeye veya bir şey yapmaya alışmış olan; alışkan, alışmış
- SAKINCA
-
-
[isim]
Çekinilmesi, dikkatli olunması gereken, sakınmayı gerektiren durum; beis, mahzur
- "Kabul etmekte bir sakınca yoktur."
-
[isim]
Çekinilmesi, dikkatli olunması gereken, sakınmayı gerektiren durum; beis, mahzur
- YAKINIŞ
-
-
[isim]
Yakınmak işi
-
[isim]
Yakınmak işi
- YAKINMA
-
-
[isim]
Yakınmak (I) işi
-
[isim]
Yakınmak (I) işi
- SAKINIM
-
-
[isim]
Herhangi bir tehlikeye karşı alınan önlem; ihtiyat, tedbir
-
[isim]
Herhangi bir tehlikeye karşı alınan önlem; ihtiyat, tedbir
- BAKINMA
-
-
[isim]
Bakınmak işi
- "Otele giriş çıkışları, lobide oturup etrafa bakınması artık diğerlerini ilgilendirmiyordu."
-
[isim]
Bakınmak işi
- YAKINDA
-
-
[zarf]
Yakın bir yerde
- "İvan sessizce yiyor, yerken karşıdaki meşe ağaçları arasından görünen, ayın altın ışınları altından pırıl pırıl denize bakıyor, denizi çok yakında hissediyordu."
-
Çok geçmeden, yakın zamanda
- "Açıkça yazmıyor ama, galiba yakında gelecek."
-
[zarf]
Yakın bir yerde
- SAKINMA
-
-
[isim]
Sakınmak işi; içtinap, tahaffuz, tevakki
-
Olabileceği düşünülen kötü durumlara karşı önlem alma
-
[spor]
Boksörün korunmak için, ayaklarını oynatmadan eliyle, gövdesiyle sağa sola, öne arkaya yaptığı hareket
-
[isim]
Sakınmak işi; içtinap, tahaffuz, tevakki
- IKINMAK
-
-
[nesnesiz]
Herhangi bir nedenle soluğunu içinde tutarak kendini zorlamak
- "Bunlar yekdiğerlerine tutunarak birer gölge gibi duvara siftine, inleye, ıkına orada duran arabalara tırmanmaya başladılar."
-
Peklikte veya doğum sırasında kasları zorlayarak soluğunu tutmak
-
Büyük abdestini yapmak için kaslarını zorlamak
- "Kıtmir ötede toprağı eşeleyip duruyordu, eşti eşti ve çukuru ortalayıp ıkındı bir süre."
-
[nesnesiz]
Herhangi bir nedenle soluğunu içinde tutarak kendini zorlamak
- BAKINIŞ
-
-
[isim]
Bakınmak işi
-
[isim]
Bakınmak işi