İçinde kal olan 9 harfli 99 kelime var. İçerisinde KAL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında kal olan kelimeler listesine ya da sonu kal ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Kal Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A K L
3 Harfli Kelimeler
KAL, LAK
2 Harfli Kelimeler
AK, AL, LA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KALKANCIK
-
-
[isim, biyoloji]
Tohum içerisinde oğulcuğu besi dokuya bağlayan, onu besin deposundan ayıran ve besin maddelerini emerek oğulcuğa veren zar gibi ince ve kalkan şeklinde bir parça
-
[isim, biyoloji]
Tohum içerisinde oğulcuğu besi dokuya bağlayan, onu besin deposundan ayıran ve besin maddelerini emerek oğulcuğa veren zar gibi ince ve kalkan şeklinde bir parça
- ARTAKALMA
-
-
[isim]
Artakalmak işi
-
[isim]
Artakalmak işi
- ŞAKALAŞIŞ
-
-
[isim]
Şakalaşmak işi
-
[isim]
Şakalaşmak işi
- HALKALAMA
-
-
[isim]
Halkalamak işi
-
[isim]
Halkalamak işi
- ANTİKALIK
-
-
[isim]
Antika olma durumu
-
[mecaz]
Yadırgatıcı ve tuhaf davranış
- "Kim bilir bu herifin geçmişinde neler neler, ne antikalıklar, ne acayiplikler, ne madrabazlıklar vardı."
-
[isim]
Antika olma durumu
- MÜNAKALAT
-
Kelime Kökeni: Arapça munāḳalāt
-
[isim, eskimiş]
Bakınız ulaştırma
-
[isim, eskimiş]
Bakınız ulaştırma
- KALDIRTMA
-
-
[isim]
Kaldırtmak işi
-
[isim]
Kaldırtmak işi
- BUKALEMUN
-
Kelime Kökeni: Arapça buḳalemūn
-
[isim, hayvan bilimi]
Bukalemungillerden, 20-30 santimetre boyunda, bulunduğu ortama uygun renk değiştirmesiyle ünlü bir tür sürüngen; kaya keleri (Chamaeleo chamaeleon)
-
[mecaz]
Davranışını, görüşünü çıkarına göre sık sık değiştiren kimse
-
[isim, hayvan bilimi]
Bukalemungillerden, 20-30 santimetre boyunda, bulunduğu ortama uygun renk değiştirmesiyle ünlü bir tür sürüngen; kaya keleri (Chamaeleo chamaeleon)
- OKKALAMAK
-
-
[-i]
Bir şeyin ağırlığını yaklaşık olarak anlayabilmek için elle yoklamak
-
[mecaz]
Bakınız pohpohlamak
-
[-i]
Bir şeyin ağırlığını yaklaşık olarak anlayabilmek için elle yoklamak
- KORKALAMA
-
-
[isim]
Korkalamak işi
-
[isim]
Korkalamak işi
- BELÇİKALI
-
-
[isim]
Belçika’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
-
[isim]
Belçika’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- KALKIŞMAK
-
-
[-e]
Yetenek, imkân ve gücü aşan bir işe girişmek
- "Maziyi bilmek, sevmek ve hatırlamak başka, onu tekrar diriltmeye kalkışmak yine başkadır."
-
Yersiz bir işi yapmaya kalkmak
- "Bunu haber alınca zavallı intihara kalkışmış."
-
Bakınız başkaldırmak
-
[-e]
Yetenek, imkân ve gücü aşan bir işe girişmek
- ISKALAMAK
-
-
[nesnesiz, argo]
Hedefe denk getirememek
-
[nesnesiz, argo]
Hedefe denk getirememek
- YAKALAYIŞ
-
-
[isim]
Yakalamak işi
-
[isim]
Yakalamak işi
- FİLİKALIK
-
-
[sıfat]
Herhangi bir filika sayısında olan
- "Yirmi dört filikalık bir çıkarma birliği yanaşıyordu."
-
[sıfat]
Herhangi bir filika sayısında olan
- YAKALATMA
-
-
[isim]
Yakalatmak işi
-
[isim]
Yakalatmak işi
- PAMUKKALE
-
-
[isim]
Denizli iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Denizli iline bağlı ilçelerden biri
- BOZBAKKAL
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Karatavukgillerden, boz renkli ardıç kuşu (Turdus pilaris)
-
[isim, hayvan bilimi]
Karatavukgillerden, boz renkli ardıç kuşu (Turdus pilaris)
- KARABAKAL
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Karatavukgillerden, kara renkli ardıç kuşu (Tutrdus pilaris)
-
[isim, hayvan bilimi]
Karatavukgillerden, kara renkli ardıç kuşu (Tutrdus pilaris)
- KALDIRMAK
-
-
[-i]
Bulunduğu yerden almak
- "Az sonra yatakları, yorganları kaldırıp duvar kenarına yığar."
-
Yukarı doğru hareket ettirmek
- "Gözlerini yüzüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık."
-
Bakınız yükseltmek
- "Duvarı bir metre daha kaldırmalı."
-
Ürün toplamak, taşımak
-
Çekmek, taşımak
- "Bu araba bu yükü kaldırmaz."
-
Bir kuruluşun çalışmasına son vermek
-
[-e]
Hastayı hastaneye götürmek
- "Yarasının dikişleri koptu dün öğleden sonra, Fransız Hastanesine kaldırdılar."
-
Tören yaparak ölüyü gömmek
-
Bakınız toplamak
- "Anası, kardeşi ile hep beraber sofrayı kaldırdılar."
-
Alıp başka yere götürmek
- "Kitapları kaldırmış, bulamıyorum."
-
Bakınız uyandırmak
- "Bir gece yanında mihman olduğum / Sabah oldu deyi kaldırdın beni"
-
Piyasadan çekmek
- "İstifçilerin piyasadan kaldırdığı mallar."
-
Elin ulaşamayacağı yere koymak; saklamak
- "Vazoyu ortadan kaldıralım, çocuğun eline geçmesin."
-
Bakınız kaçırmak
-
İyi etmek, birini iyileştirmek
- "Bu ilaç onu yataktan kaldırdı."
-
Bir şeyden çokça satın almak
-
Bir yere tayin etmek
- "Günün birinde bu müdürü başka, daha önemli bir yere kaldırdılar, buraya da bir başka müdür getirdiler."
-
Yok etmek, ortadan silmek
- "Yeryüzünden hayali kaldırın, dünya bir taş ve toprak yığınından ibaret kalır."
-
Oturur veya yatar durumdan çıkararak ayakları üzerinde doğrultmak
- "Kızı ayağa kaldırdı."
-
Bulunduğu yerden almak, alıp başka yere götürmek
- "Az sonra yatakları, yorganları kaldı-rıp duvar kenarına yığar."
-
Bir işi yapması için harekete geçirmek
- "Beni de Yahudi kızını da zorla çekip oyuna kaldırdı."
-
[nesnesiz, mecaz]
Uygun gelmek
- "Bu kumaş fazla süs kaldırmaz."
-
[argo]
Bir şeyi çalmak, aşırmak
-
[-i]
Bulunduğu yerden almak