İçinde esme olan 23 kelime var. İçerisinde ESME bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında esme olan kelimeler listesine ya da sonu esme ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

14 Harfli Kelimeler

ESMERLEŞTİRMEK

13 Harfli Kelimeler

ESMERLEŞTİRME, RESMEDEBİLMEK

12 Harfli Kelimeler

RESMEDEBİLME

11 Harfli Kelimeler

ESMERLEŞMEK

10 Harfli Kelimeler

BESMELESİZ, ESMERLEŞME

9 Harfli Kelimeler

AKÇAKESME, ESMERİMSİ, RESMETMEK

8 Harfli Kelimeler

ESMERLİK, KESMELİK, RESMEDİŞ, RESMETME

7 Harfli Kelimeler

BESMELE, ESMERCE, KESMECE

6 Harfli Kelimeler

KESMEK, RESMEN

5 Harfli Kelimeler

ESMEK, ESMER, KESME

4 Harfli Kelimeler

ESME

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Esme Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E E M S

4 Harfli Kelimeler

ESME, SEME

3 Harfli Kelimeler

SEM

2 Harfli Kelimeler

EM, ES, ME, SE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ESMERLEŞTİRMEK

  1. [-i] Esmer duruma getirmek
    • "Kül rengi, morumsu bulut ... kısa sürede ovanın üstünü de kapladı, ortalığı esmerleştirdi." (Tarık Buğra)
ESMERLEŞTİRME

  1. [isim] Esmerleştirmek işi
RESMEDEBİLMEK

Kelime Kökeni: Arapça resm + Türkçe edebilmek

  1. [-i] Resmetme ihtimali veya imkânı bulunmak
  2. Resmetme becerisi bulunmak
RESMEDEBİLME

  1. [isim] Resmedebilmek işi
ESMERLEŞMEK

  1. [nesnesiz] Esmer duruma gelmek
    • "Yorgun, yıpranmış, esmerleşmiş gibiydi yüzü, tıraş olmamıştı." (Yusuf Atılgan)
  2. Siyaha yakın bir koyu renk almak
BESMELESİZ

  1. [zarf] Besmele çekmeden
    • "Eczacı Bey, sen bugün besmelesiz çıkmışsın herhâlde evden, tersliğin üstünde." (Burhan Felek)
  2. [isim, argo] “Uğursuz, meymenetsiz, piç” anlamlarında kullanılan bir sövgü sözü
    • "İşte tam bu sırada, Topal Tevfik denen besmelesiz kurşunları sıkıyor." (Kemal Tahir)
ESMERLEŞME

  1. [isim] Esmerleşmek işi
    • "Güneş hayli alçalmış, sular esmerleşmeye başlamıştı." (Haldun Taner)
AKÇAKESME

  1. [isim, bitki bilimi] Bakınız kesme
ESMERİMSİ

  1. [sıfat] Esmere çalan, esmer gibi
RESMETMEK

Kelime Kökeni: Arapça resm + Türkçe etmek

  1. [-i] Bir şeyin resmini çizmek
  2. [mecaz] İz yapmak, işlemek, nakşetmek
ESMERLİK

  1. [isim] Esmer olma durumu
    • "Su hep akıyor, toprak her an biraz daha koyulaşarak esmerliğini buluyordu." (Tarık Buğra)
RESMEDİŞ

  1. [isim] Resmetmek işi
KESMELİK

  1. [isim] Kesme taş çıkarılan ocak
RESMETME

  1. [isim] Resmetmek işi
KESMECE

  1. [sıfat] Kesilip müşteriye gösterilerek satılan (kavun, karpuz)
    • "Kesmece kavun, kesmece beyim, daha bir diyeceğin var mı / Kes kes al karpuzlarımı" (Behçet Necatigil)
  2. [zarf] Kesip bakarak beğenmek şartıyla
    • "Karpuzu kesmece aldım."
  3. [zarf] Aradaki değer ayrımını gözetmeksizin hepsi bir fiyattan
    • "Bu kitapları kesmece yüzer liradan aldım."
ESMERCE

  1. [sıfat] Esmere yakın, biraz esmer olan
BESMELE

Kelime Kökeni: Arapça besmele

  1. [isim] "Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adı ile" anlamına gelen ve bir işe başlarken söylenilen bismillahirrahmanirrahim cümlesinin adı; bismillah
    • "İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler." (Yahya Kemal Beyatlı)
KESMEK

  1. [-i] Bıçak, makas vb. bir araçla bir şeyi ikiye ayırmak, parçalamak; katetmek
    • "İpi kesmek."
  2. Dibinden ayırmak
    • "Ağaçları kesmek. Dalları kesmek."
  3. Düzgün parçalara ayırmak
    • "Eti kesmek. Patatesi kesmek."
  4. Kesici bir araçla yaralamak
  5. [nesnesiz] Ucunu almak
    • "Saç kesmek. Tırnak kesmek."
  6. [nesnesiz] Hayvanın başını gövdesinden ayırmak; boğazlamak
    • "Koyun kesmek. Tavuk kesmek."
  7. Son vermek, gidermek
    • "Bu ilaç baş ağrısını keser."
  8. Ara vermek
    • "Bu üç zavallı bizden rahatsız oldular ve derslerini keserek çekildiler." (Memduh Şevket Esendal)
  9. Bir şeyden yoksun bırakmak, vermemek
    • "Yardımı kestiler. Ücreti ödemeyince telefonu kestiler."
  10. Akımı durdurmak
    • "Şimdi belediye ile anlaşamayan müteşebbis cereyanı kesmiş." (Sait Faik Abasıyanık)
  11. Belirtmek, kararlaştırmak
    • "Gününü daha kesmedik."
  12. [nesnesiz, -den] Verilecek şeyin bir bölümünü alıkoyup vermemek
    • "Ücretinden beş lira kesmişler."
  13. Para basmak
  14. Azaltmak, güçleştirmek
    • "Rüzgâr geminin yolunu kesiyor."
  15. İskambil kâğıtlarında destenin üzerinden bir bölümünü kaldırıp öte yana koymak
  16. Geçişi önlemek
    • "Yolu kesmek."
  17. [nesnesiz] Bakınız susmak
    • "Kes artık yeter!"
  18. Hasta organı ameliyatla almak
  19. Bölmek, ayırmak
    • "Bulvarı kesen küçük sokaklardan biri."
  20. Yazıyı, filmi kısaltmak
  21. [-e] Söylenen şeye bürünmek
    • "Tabiat mayıs ayında yeşile kesti."
  22. [nesnesiz, argo] Uydurmak, yalan söylemek
  23. Rüzgâr, soğuk vb. çok etkili olmak
    • "Rüzgâr yüzümü kesiyor."
  24. [mecaz] Birini yermek, kötülemek
    • "Hiç değil beni kesmeden edemez o." (Orhan Kemal)
  25. [mecaz] Karşı cinsten birisini sürekli olarak süzmek, dikkatli bir biçimde bakmak
  26. [mecaz] Vahşice öldürmek
  27. [spor] Oyuncuyu takım kadrosuna almamak
RESMEN

Kelime Kökeni: Arapça resmen

  1. [zarf] Devlet adına, resmî olarak; devletçe
    • "Bu, resmen harp ilan olunmaksızın savaş kapısını açmak demekti." (Necip Fazıl Kısakürek)
  2. Kanuna, yönteme uygun olarak
    • "Memlekete hareketten önce resmen sefarete müracaat ettim." (Nâzım Hikmet)
  3. Kesinlikle, açıkça, kesin olarak
    • "Bu kadın resmen babasının parasını yiyordu." (Ayşe Kulin)
KESME

  1. [isim] Kesmek işi; kat (II)
  2. Teneke, sac vb.ni kesmek için kullanılan makas
  3. [sıfat] Küp biçiminde veya köşeli olarak kesilmiş olan
    • "Dört tarafı kesme billur kapaklı bir eski saat." (Refik Halit Karay)
  4. [sıfat] Kesin, değişmez; maktu
    • "Kesme fiyat."
  5. [dil bilgisi] Bakınız kesme işareti
  6. [edebiyat] Nazımda veya nesirde, bir cümleyi sonu anlaşılacak biçimde yarım bırakma sanatı; kat (II)
  7. [bitki bilimi] Kıyılarımızda yaygın olarak bulunan, yuvarlak tepeli, 5 metre kadar boylu, her dem yeşil, yaprakları küçük ve kenarları testere dişli, çiçekleri yeşilimsi beyaz renkli olan bir süs ağacı; akçakesme (Phillyrea latifolia)
  8. [matematik] Çizgisel iki doğru parçası ve bir eğri yayı ile sınırlanan düzlem yüzeyi
  9. [sinema, televizyon] İki çekimin birbirine doğrudan doğruya bağlanmasından, iki ayrı çekimin birbirini izlemesinden doğan durum
  10. [eskimiş] Bakınız lokum
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü