İçinde can olan 6 harfli 16 kelime var. İçerisinde CAN bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında can olan kelimeler listesine ya da sonu can ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Can Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A C N

3 Harfli Kelimeler

CAN

2 Harfli Kelimeler

AN

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KILCAN

  1. [isim, ağızlardan] At kuyruğu kılından yapılmış kuş tuzağı
CANGIL

  1. [isim] Bakınız cengel
    • "Orada cangıl kanunları var. Orada cumhuriyet kanunları yok. Hiç olmadı." (Faik Tarımcıoğlu)
  2. [mecaz] Kalabalık, düzensizlik vb.nin yol açtığı karışıklık
TERCAN

  1. [isim] Erzincan iline bağlı ilçelerden biri
CANEVİ

  1. [isim] Kalbin altındaki bölge
    • "Yazın susamışken birdenbire bir soğuk su içtiniz mi bir sancı, bir ağırlık oturuverir; öyle bir şey oturdu canevime." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. [mecaz] En duyarlı yer; kalpgâh
    • "Bir çift göz istiyorum, canevimi görecek." (Behçet Kemal Çağlar)
CANİCE

  1. [zarf] Cani gibi, caniye yakışır bir biçimde; canicesine, caniyane
    • "Aksi takdirde daha canice katledilmiş cesetler bulacağımızdan korkuyorum." (Gürkan Korkmaz)
CANLAR

  1. yakınlık duygusuyla söylenen bir seslenme sözü
    • "Canlar! Açık olsun bahtınız." (Enis Behiç Koryürek)
MERCAN

Kelime Kökeni: Arapça mercān

  1. [isim, hayvan bilimi] Tropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler oluşturan, mercanlar sınıfının örneği olan, kırmızı kalker iskeletli hayvan; mercan balığı (Corallium rubrum)
  2. Bu hayvanın iskeletinden elde edilen ve süs eşyaları yapımında kullanılan madde
    • "Alafrangalık, parmaklarımızı narin bir mercan gibi ortaya çıkaran kınalarımızı bile ortadan kaldırmıştı." (Ömer Seyfettin)
  3. [sıfat] Bu maddeden yapılmış
    • "Mercandan bir kolye ile mercan küpeler takmıştı." (Necati Cumalı)
  4. [hayvan bilimi] İzmaritgillerden, Atlantik Okyanusu, Akdeniz ve Karadeniz'de bulunan, açık kırmızı renkte, eti beğenilen bir balık; mercan balığı (Pagrus pagrus)
AFACAN

  1. [sıfat] Zeki ve yaramaz (çocuk)
    • "Güneş ise afacan bir çocuk gibi bulutlarla saklambaç oynuyor, bir kaybolup bir gözüküyordu." (Ayşe Kulin)
SINCAN

  1. [isim, bitki bilimi] Sakızlı bir tür dikenli çalı (Astragalus)
SİNCAN

  1. [isim] Ankara iline bağlı ilçelerden biri
CANSIZ

  1. [sıfat] Canını yitirmiş, ölmüş olan
    • "Mütevazı evinin bahçesinde sırtüstü yatıyordu Zekâi’nin cansız bedeni." (Ahmet Ümit)
  2. Canlı olmayan (varlık); camit
  3. [zarf, mecaz] Güçsüz, mecalsiz bir biçimde
    • "Nil'in deminden beri avucumun içinde cansız duran eli kımıldadı, parmaklarımı sıkıyor." (Refik Halit Karay)
  4. [mecaz] İlgi uyandırmayan, sönük olan
    • "Cansız bir ses, Müjgân'ın sesi: -Evet efendim kimi istediniz?" (Avni Elevli)
  5. [mecaz] Bakınız durgun
    • "Bu yıl buğday piyasası biraz cansız."
FİNCAN

Kelime Kökeni: Arapça fincān

  1. [isim] Çay, kahve vb. sıcak şeyler içmekte kullanılan, genellikle kulplu, porselen veya camdan yapılmış küçük kap
    • "Bir çeşit içgüdüyle fincanı alıyor tepsiden ve hemen dudaklarına götürüyor." (Erhan Bener)
  2. Elektrik tellerinin eklem noktalarına konulan porselenden yapılmış yalıtkan araç
CANDAŞ

  1. [isim] Bakınız can dostu
    • "Candaşlarıyla ağacın semaya el açmış dalları altına oturdular; ıtır, yasemin, şarabi toprak kokusu genizlerini yakıyordu." (Haluk İnanıcı)
CANFES

Kelime Kökeni: Farsça cānfes

  1. [isim] Üzerinde desen bulunmayan, ince dokunmuş, parlak, tok, ipekli kumaş
    • "Arabistan'dan getirdiği birtakım ipekler, canfesler ve kumaşlarla giyinir." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. [sıfat] Bu kumaştan yapılmış
    • "Canfes yastıklar üzerinde, muslinlere bürünmüş bir halayık portakal soyuyor." (Refik Halit Karay)
CANDAN

  1. [sıfat] Her türlü çıkar düşüncesinden uzak
    • "Candan arkadaşını bir başına bırakıp kaçıyor musun?" (Nâzım Hikmet)
  2. [zarf] Her türlü çıkar düşüncesinden uzak bir biçimde
    • "Onlar da ilk defa candan alkışlamanın o güzel tadını tadıyorlardı." (Tarık Buğra)
TİCANİ

Kelime Kökeni: Arapça ticānī

  1. [isim] Kuzey Afrika'da kurulmuş bir tarikat ve bu tarikattan olan kimse
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü