İçinde as olan 4 harfli 41 kelime var. İçerisinde AS bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında as olan kelimeler listesine ya da sonu as ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YASA
-
-
[isim]
Olayların gidişinde olağan dışına yer vermeyen, değişmezlik ve mecburiyet gösteren kural
- "Doğa yasaları."
-
[hukuk]
Devletin yasama organları tarafından konulan ve uyulması gereken kurallar bütünü; kanun (I)
- "Buradaki yasaların yabancıların ev satın almalarına mâni olup olmadığını bilmiyordu henüz."
-
Bilimde çok sayıda deney ve gözlemden sonra, aynı şartlarda aynı sonuçları verdiği kesin olarak belirlenen durum
- "Yer çekimi yasası. Mendel yasaları."
-
Toplumsal hayat içinde kendiliğinden oluşan ve uyulması toplum içinde yaşamanın bir mecburiyeti olan alışkıların bütünü
- "Ahlak yasası."
-
[felsefe]
Düşüncenin mantıksal bir değeri olması için uyulması şart olan temel
- "Düşünme yasaları."
-
[isim]
Olayların gidişinde olağan dışına yer vermeyen, değişmezlik ve mecburiyet gösteren kural
- SASI
-
-
[sıfat]
Çürük ve küf kokusu çıkaran
- "Evin içini çayın kokusu almıştı ya dışardan da bir sası koku geliyordu."
-
Çürümüş olan
-
Tatsız tuzsuz, yavan olan (yiyecek)
-
[mecaz]
Değerini yitirmiş, geçersiz olan
-
[mecaz]
Kişi, toplum vb. özelliğini, niteliğini yitirerek bozulma
-
[sıfat]
Çürük ve küf kokusu çıkaran
- ASLİ
-
Kelime Kökeni: Arapça aṣlī
-
[sıfat]
Bakınız birincil
- "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür."
-
Temel olarak alınan; birincil
-
Asıl olan
- "Kurumun asli üyeleri."
-
[sıfat]
Bakınız birincil
- GASP
-
Kelime Kökeni: Arapça ġaṣb
-
[isim]
Bir malı sahibinin izni ve haberi olmadan zorla alma
-
[isim]
Bir malı sahibinin izni ve haberi olmadan zorla alma
- ASAN
-
Kelime Kökeni: Farsça āsān
- ASİL
-
Kelime Kökeni: Arapça aṣīl
-
[sıfat]
Bakınız soylu
- "Kaybettiğimiz bu asil adamın bizimle beraber çalışmasına hakikaten imkân yokmuş."
-
Yüce duygularla yapılan
- "... belki İttihatçı basından daha çok keder ve üzüntü gösterişi, Ahmet Kerim'e çok asil bir davranış gibi geldi."
-
[sıfat]
Bakınız soylu
- ASAL
-
-
[sıfat]
Esasla ilgili, asıl ve temel olanla ilgili; esasi
- "Toplumcu gerçekçi romanın asal kategorisi olarak beliren tipiğin, doğumunu hazırlayan nesnelliğin büsbütün değiştiği günümüzde, tarihsel yer alışından öteye geçen bir değeri var mı?"
-
[sıfat]
Esasla ilgili, asıl ve temel olanla ilgili; esasi
- RAST
-
Kelime Kökeni: Farsça rāst
-
[sıfat, eskimiş]
Doğru, düzgün
-
[isim]
Bakınız tesadüf
-
[isim]
Atılan şey hedefi vurma
-
[sıfat, eskimiş]
Doğru, düzgün
- VASL
-
Kelime Kökeni: Arapça vaṣl
- ASAR
-
Kelime Kökeni: Arapça ās̱ār
-
[isim, eskimiş]
Eserler
- "Bir de temaşa asarının yüzde doksanı bir fikre hizmet için muayyen bir maksatla yapılıyordu."
-
[isim, eskimiş]
Eserler
- ASAP
-
Kelime Kökeni: Arapça aʿṣāb
-
[isim]
Sinirler
- "Bu müşkül işi başarabilmek, bu zahmetli çileyi doldurmak için asabımızın yatıştığı, gönlümüzün rakit bulunduğu, zihnimizin yorgun olmadığı, hülasa iyi çalışabileceğimiz bir zamana ihtiyacımız vardır."
-
[isim]
Sinirler
- ASİT
-
Kelime Kökeni: Fransızca acide
-
[isim, kimya]
Turnusolün mavi rengini kırmızıya çevirmek özelliğinde olan ve birleşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluşturan hidrojenli birleşik; hamız
- "Çocuğun burnuna yıldızlardan, çamurdan, tohumdan, albümin ve asit parçalarından bir taze ve belirsiz balık kokusuna, çok uzaklardan alınmış bir deniz kokusuna benzeyen bir koku geliyor."
-
[isim, kimya]
Turnusolün mavi rengini kırmızıya çevirmek özelliğinde olan ve birleşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluşturan hidrojenli birleşik; hamız
- ASUR
-
-
[isim, tarih]
Kuzey Mezopotamya'da, Dicle Irmağı kıyısında kurulmuş eski devlet ve bu devletin halkı
-
[isim, tarih]
Kuzey Mezopotamya'da, Dicle Irmağı kıyısında kurulmuş eski devlet ve bu devletin halkı
- ASMA
-
-
[isim]
Asmak işi; talik
-
[sıfat]
Bakınız asılı
- "Öksüz, odanın ortasına kurulu çarşaftan bozma asma salıncağın içinde uyuyordu."
-
[isim]
Asmak işi; talik
- ASIR
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿaṣr
- ASIK
-
-
[sıfat]
Kızgınlık, öfke ve hoşnutsuzluk ifade eden (yüz)
- "O zaman işin rengi değişir, asık yüzünün morluğu uçup giderdi."
-
Bakınız asılı
-
[sıfat]
Kızgınlık, öfke ve hoşnutsuzluk ifade eden (yüz)
- KASA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca cassa
-
[isim]
Para veya değerli eşya saklamaya yarayan çelik dolap
- "Arkaya doğru bir adım atıp sırtını meyhanecinin kasasına dayadı."
-
Ticarethanelerde para alınıp verilen yer
- "Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi."
-
Bazı oyunlarda oyunu yönetme veya para karşılığında fiş verme işi
- "Kasa kim?"
-
Vagon, kamyon veya traktörün yük taşımak için şasiye bağlanmış üst bölümünü oluşturan parça
-
Meyve, sebze koymaya yarayan, tahta veya sentetik maddelerden yapılmış, dört köşe, sağlam ambalaj parçası; sandık
- "Barın kapısı önünde bira kasaları yığılmıştı."
-
Basımcılıkta dizgi harflerinin konulduğu gözlerden oluşan tabla
-
[mecaz]
Varlıklı kişinin harcamalarını yapan kimse
- "Galip’in ününü İstanbul’da da duymuştu, oldukça fanatik bir tarikatın kasasıydı..."
-
[mimarlık]
Kapı ve pencerelerin sabit olarak tutturulduğu asıl çerçeve
-
[spor]
Birbiri üzerine istif edilerek yüksekliği ayarlanabilen atlama aracı
-
[mecaz]
Ortak harcamalarda paranın toplandığı kimse
- "Beyler, şimdi şöyle yapalım; birimiz kasa olsun, bütün harcamaları o yapsın."
-
[isim]
Para veya değerli eşya saklamaya yarayan çelik dolap
- ASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça aṣl
-
[isim]
Bir şeyin kendisi, kopya karşıtı
- "Bir belgenin aslı."
-
Bir şeyin ilk olarak ortaya çıktığı yer
- "Fuar sözüne gelince onun aslı Latincedir."
-
Bakınız gerçeklik
- "Hâlbuki bunların hiçbirisinin aslı yoktu."
-
Bakınız soy
- "İnsan, dedi, aslını unutmamalıdır."
-
[sıfat]
Bakınız esas
- "Ama benim asıl niyetim eski sevgilisinin adını öğrenmek."
-
[sıfat]
Bakınız temel
-
[sıfat]
Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan
- "Asıl edebiyat nesirdir."
-
[sıfat]
Bir görevde asaleten bulunan, yedek karşıtı
- "Asıl jüri üyesi sınava gelmediğinden yedek üye çağrıldı."
-
[zarf]
Gerçekten, gerçek olarak
- "Bana umut vermeye çalışıyor ama asıl onun teskin edilmeye ihtiyacı var."
-
[isim]
Bir şeyin kendisi, kopya karşıtı
- ASIM
-
-
[isim]
Asmak işi
-
[isim]
Asmak işi
- KASE
-
Kelime Kökeni: Farsça kāse
-
[isim]
Cam, çini, toprak vb.nden yapılmış derince çanak
- "Kocaman bakır kâsede kuskus çorbası vardı."
-
[isim]
Cam, çini, toprak vb.nden yapılmış derince çanak