İçinde ün olan 6 harfli 66 kelime var. İçerisinde ÜN bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ün olan kelimeler listesine ya da sonu ün ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ün Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
N Ü
2 Harfli Kelimeler
NÜ, ÜN
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SÜNMEK
-
-
[nesnesiz]
Esnekliğini yitirerek gevşemek
- "Bu kumaş kolay kolay sünmez."
-
Kopmadan uzamak, gerilmek
-
[nesnesiz]
Esnekliğini yitirerek gevşemek
- KÜSKÜN
-
-
[sıfat]
Küsmüş olan (kimse)
- "Benim küskün talihimin bana verdiği ızdırap yeter."
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız küstüm otu
-
[ağızlardan]
Gelişmemiş, küçük kalmış
-
[sıfat]
Küsmüş olan (kimse)
- MÜNCER
-
Kelime Kökeni: Arapça muncerr
-
[sıfat, eskimiş]
Bir yana doğru çekilip sürüklenen
-
[sıfat, eskimiş]
Bir yana doğru çekilip sürüklenen
- ÖDÜNCÜ
-
-
[sıfat]
Ödün veren; tavizci, tavizkâr
- "Yüze gülücülüğün at oynattığı bir aydınlar ortamında küsebilmek bile insanı ödüncülerden ayıran bir nitelik oluyor."
-
[sıfat]
Ödün veren; tavizci, tavizkâr
- GÜNÖTE
-
-
[isim, gök bilimi]
Yer yörüngesinin Güneş'e en uzak bulunduğu nokta; evç
- "Yer, temmuzun başlangıcına doğru günöteye varmış bulunur."
-
[isim, gök bilimi]
Yer yörüngesinin Güneş'e en uzak bulunduğu nokta; evç
- DÜZGÜN
-
-
[sıfat]
Doğru ve pürüzsüz; muntazam
- "Ayşe çayı demlemiş, düzgün dilimlerle francala kesiyordu."
-
Düzenli, kusursuz olan; biçimli, rabıtalı, muntazam
-
Hiçbir eksiği olmayan
- "Belli ki hâlleri vakitleri çok düzgün değil."
-
[zarf]
Kurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde
- "Düzgün konuşuyor."
-
[matematik]
Kenar veya ayrıtları ile açıları birbirine eşit olan (biçim)
- "Düzgün çok yüzlü."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız fondöten
-
[sıfat]
Doğru ve pürüzsüz; muntazam
- ÜRÜNLÜ
-
-
[sıfat]
Ürünü olan
-
[sıfat]
Ürünü olan
- ÖVÜNÜŞ
-
-
[isim]
Övünmek işi
-
[isim]
Övünmek işi
- GÖÇKÜN
-
-
[sıfat]
Göçecek duruma gelmiş
- "Göçkün bir ev."
-
[ağızlardan]
Bakınız göçebe
-
[ağızlardan]
Yaşı ilerlemiş (kimse), çok yaşlı (kimse)
-
[sıfat]
Göçecek duruma gelmiş
- ÖVÜNEK
-
-
[isim]
Övünülecek şey, övünç kaynağı veya sebebi
- "İnsanoğlu işte şimdi yine başlıca dayanağı ve övüneği olan sağduyusu ve bilinci ile eli şakağında düşünüyor."
-
[isim]
Övünülecek şey, övünç kaynağı veya sebebi
- ÜZÜNTÜ
-
-
[isim]
Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği; burkuntu, üzünç, dert, eza, meyusiyet, teessür
- "Beni sevmiyor, yeniden zihnimi kurcalamak, sinirlerimi üzüntü içinde bırakmak istiyor."
-
[isim]
Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği; burkuntu, üzünç, dert, eza, meyusiyet, teessür
- ÖLÜNME
-
-
[isim]
Ölünmek işi veya durumu
-
[isim]
Ölünmek işi veya durumu
- GÜNDÜZ
-
-
[isim]
Günün sabahtan akşama kadar süren aydınlık bölümü; gün
- "Tan yeri ağarmış, gündüz olmaya başlamıştı."
-
[zarf]
Günün sabahtan akşama kadar süren bölümünde
- "Ankara'da gündüz tedrisat yapan bu fakülteye devam edebilmek için bir iş aradım."
-
[isim]
Günün sabahtan akşama kadar süren aydınlık bölümü; gün
- SÜZGÜN
-
-
[sıfat]
Biraz zayıflamış, güçsüzleşmiş; süzük
- "Dikkat ettim, süzgün bir yüzü, güzel kirpikleri, nemli, şeffaf dudakları vardı."
-
[sıfat]
Biraz zayıflamış, güçsüzleşmiş; süzük
- BÜNYAN
-
-
[isim]
Kayseri iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Kayseri iline bağlı ilçelerden biri
- DÜŞKÜN
-
-
[sıfat]
Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı; tutkun
- "Onlar kadar birbirine düşkün, birbirine uymuş bir çift daha ömrümde görmedim desem yeri vardır."
-
Meraklı olan
- "İnsan ise memnu olan şeye düşkündür."
-
Geçim sıkıntısına düşmüş
- "Eski arkadaşının düşkün bulunduğu hâlinden anlaşılıyordu."
-
Yoksulluk sebebiyle mutluluk ve refahını yitirmiş
- "Zavallı, arabasını satmış, düşkün bir hâldeydi."
-
Yaşlılık, hastalık vb. sebeplerle çalışma gücünü yitirmiş
- "Artık şimdi öyle düşkün bir babayım ki / Yüreğim hun, sayhalarım boğuk boğuktur"
-
[mecaz]
Değer ve onurunu yitirmiş
-
[mecaz]
Yasalara ve ahlak kurallarına aykırı işler yapan (kimse)
- "Emniyet memurları Beyoğlu'nun çalgılı bahçelerinden yüz yirmi düşkün kız derleyip toplamış."
-
[sıfat]
Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı; tutkun
- GÜNÜCÜ
-
-
[sıfat]
Bakınız kıskanç
- "Güvenli olmaktan çok günücü bir sesti Saruhanoğlu Hızır Şah Bey’in ‘Alacağını sanmıyorum.’ deyişi."
-
[sıfat]
Bakınız kıskanç
- HÜNNAP
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿunnāb
-
[isim, bitki bilimi]
Hünnapgillerden, yenilen meyvesi için özellikle Batı ve Güney Anadolu'da yetiştirilen dikenli bir ağaç; çiğde (Zizyphus jujuba)
- "Küçük bahçede acı badem, ayva, nar, hünnap ağaçları görürüm."
-
Bu ağacın kırmızı kabuklu, sert çekirdekli, zeytin iriliğinde, güzün olgunlaşan meyvesi
-
[isim, bitki bilimi]
Hünnapgillerden, yenilen meyvesi için özellikle Batı ve Güney Anadolu'da yetiştirilen dikenli bir ağaç; çiğde (Zizyphus jujuba)
- KÜLÜNK
-
Kelime Kökeni: Farsça kulunk
-
[isim]
Taşları, kayaları parçalamakta kullanılan sivri kazma
- "Bir yaz sabahı, külüngün ve kazmanın sivri burunları taş odanın tepesini delmeye başladı."
-
[isim]
Taşları, kayaları parçalamakta kullanılan sivri kazma
- TRİBÜN
-
Kelime Kökeni: Fransızca tribune
-
[isim, spor]
Spor salonu, stadyum, hipodrom vb. yarışma ve gösteri yapılan yerlerde seyircilerin oturduğu koltuklu veya basamaklı bölüm; sekilik
- "Muazzam avlunun medreseler tarafında, kadınlar için tribünler yükseliyordu."
-
Burada oturan seyirciler
-
[isim, spor]
Spor salonu, stadyum, hipodrom vb. yarışma ve gösteri yapılan yerlerde seyircilerin oturduğu koltuklu veya basamaklı bölüm; sekilik