İçinde ün olan 6 harfli 66 kelime var. İçerisinde ÜN bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ün olan kelimeler listesine ya da sonu ün ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ün Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

N Ü

2 Harfli Kelimeler

NÜ, ÜN

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SÜNMEK

  1. [nesnesiz] Esnekliğini yitirerek gevşemek
    • "Bu kumaş kolay kolay sünmez."
  2. Kopmadan uzamak, gerilmek
KÜSKÜN

  1. [sıfat] Küsmüş olan (kimse)
    • "Benim küskün talihimin bana verdiği ızdırap yeter." (Etem İzzet Benice)
  2. [isim, bitki bilimi] Bakınız küstüm otu
  3. [ağızlardan] Gelişmemiş, küçük kalmış
MÜNCER

Kelime Kökeni: Arapça muncerr

  1. [sıfat, eskimiş] Bir yana doğru çekilip sürüklenen
ÖDÜNCÜ

  1. [sıfat] Ödün veren; tavizci, tavizkâr
    • "Yüze gülücülüğün at oynattığı bir aydınlar ortamında küsebilmek bile insanı ödüncülerden ayıran bir nitelik oluyor." (Haldun Taner)
GÜNÖTE

  1. [isim, gök bilimi] Yer yörüngesinin Güneş'e en uzak bulunduğu nokta; evç
    • "Yer, temmuzun başlangıcına doğru günöteye varmış bulunur."
DÜZGÜN

  1. [sıfat] Doğru ve pürüzsüz; muntazam
    • "Ayşe çayı demlemiş, düzgün dilimlerle francala kesiyordu." (Cahit Uçuk)
  2. Düzenli, kusursuz olan; biçimli, rabıtalı, muntazam
  3. Hiçbir eksiği olmayan
    • "Belli ki hâlleri vakitleri çok düzgün değil." (Memduh Şevket Esendal)
  4. [zarf] Kurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde
    • "Düzgün konuşuyor."
  5. [matematik] Kenar veya ayrıtları ile açıları birbirine eşit olan (biçim)
    • "Düzgün çok yüzlü."
  6. [isim, eskimiş] Bakınız fondöten
ÜRÜNLÜ

  1. [sıfat] Ürünü olan
ÖVÜNÜŞ

  1. [isim] Övünmek işi
GÖÇKÜN

  1. [sıfat] Göçecek duruma gelmiş
    • "Göçkün bir ev."
  2. [ağızlardan] Bakınız göçebe
  3. [ağızlardan] Yaşı ilerlemiş (kimse), çok yaşlı (kimse)
ÖVÜNEK

  1. [isim] Övünülecek şey, övünç kaynağı veya sebebi
    • "İnsanoğlu işte şimdi yine başlıca dayanağı ve övüneği olan sağduyusu ve bilinci ile eli şakağında düşünüyor." (Haldun Taner)
ÜZÜNTÜ

  1. [isim] Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği; burkuntu, üzünç, dert, eza, meyusiyet, teessür
    • "Beni sevmiyor, yeniden zihnimi kurcalamak, sinirlerimi üzüntü içinde bırakmak istiyor." (Etem İzzet Benice)
ÖLÜNME

  1. [isim] Ölünmek işi veya durumu
GÜNDÜZ

  1. [isim] Günün sabahtan akşama kadar süren aydınlık bölümü; gün
    • "Tan yeri ağarmış, gündüz olmaya başlamıştı." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
  2. [zarf] Günün sabahtan akşama kadar süren bölümünde
    • "Ankara'da gündüz tedrisat yapan bu fakülteye devam edebilmek için bir iş aradım." (Nâzım Hikmet)
SÜZGÜN

  1. [sıfat] Biraz zayıflamış, güçsüzleşmiş; süzük
    • "Dikkat ettim, süzgün bir yüzü, güzel kirpikleri, nemli, şeffaf dudakları vardı." (Orhan Veli Kanık)
BÜNYAN

  1. [isim] Kayseri iline bağlı ilçelerden biri
DÜŞKÜN

  1. [sıfat] Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı; tutkun
    • "Onlar kadar birbirine düşkün, birbirine uymuş bir çift daha ömrümde görmedim desem yeri vardır." (Halide Edip Adıvar)
  2. Meraklı olan
    • "İnsan ise memnu olan şeye düşkündür." (Burhan Felek)
  3. Geçim sıkıntısına düşmüş
    • "Eski arkadaşının düşkün bulunduğu hâlinden anlaşılıyordu." (Refik Halit Karay)
  4. Yoksulluk sebebiyle mutluluk ve refahını yitirmiş
    • "Zavallı, arabasını satmış, düşkün bir hâldeydi." (Yahya Kemal Beyatlı)
  5. Yaşlılık, hastalık vb. sebeplerle çalışma gücünü yitirmiş
    • "Artık şimdi öyle düşkün bir babayım ki / Yüreğim hun, sayhalarım boğuk boğuktur" (Enis Behiç Koryürek)
  6. [mecaz] Değer ve onurunu yitirmiş
  7. [mecaz] Yasalara ve ahlak kurallarına aykırı işler yapan (kimse)
    • "Emniyet memurları Beyoğlu'nun çalgılı bahçelerinden yüz yirmi düşkün kız derleyip toplamış." (Yusuf Ziya Ortaç)
GÜNÜCÜ

  1. [sıfat] Bakınız kıskanç
    • "Güvenli olmaktan çok günücü bir sesti Saruhanoğlu Hızır Şah Bey’in ‘Alacağını sanmıyorum.’ deyişi." (Mustafa Necati Sepetçioğlu)
HÜNNAP

Kelime Kökeni: Arapça ʿunnāb

  1. [isim, bitki bilimi] Hünnapgillerden, yenilen meyvesi için özellikle Batı ve Güney Anadolu'da yetiştirilen dikenli bir ağaç; çiğde (Zizyphus jujuba)
    • "Küçük bahçede acı badem, ayva, nar, hünnap ağaçları görürüm." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Bu ağacın kırmızı kabuklu, sert çekirdekli, zeytin iriliğinde, güzün olgunlaşan meyvesi
KÜLÜNK

Kelime Kökeni: Farsça kulunk

  1. [isim] Taşları, kayaları parçalamakta kullanılan sivri kazma
    • "Bir yaz sabahı, külüngün ve kazmanın sivri burunları taş odanın tepesini delmeye başladı." (Memduh Şevket Esendal)
TRİBÜN

Kelime Kökeni: Fransızca tribune

  1. [isim, spor] Spor salonu, stadyum, hipodrom vb. yarışma ve gösteri yapılan yerlerde seyircilerin oturduğu koltuklu veya basamaklı bölüm; sekilik
    • "Muazzam avlunun medreseler tarafında, kadınlar için tribünler yükseliyordu." (Halide Edip Adıvar)
  2. Burada oturan seyirciler
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü