Başında ge olan 6 harfli 50 kelime var. Ge ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ge olan kelimeler listesine ya da sonu ge ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ge bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- GEHGEH
-
-
[isim]
"Nöbetli bir hastalığa yakalanmak" anlamında kullanılan gehgeh tutmak deyiminde geçen bir söz
- "(Şeftali) O da ateşli hastalıklara birebir ama gehgeh tutana yani nöbetli hastalığa yakalananlara nice yüz kez bin bela getirir."
-
[isim]
"Nöbetli bir hastalığa yakalanmak" anlamında kullanılan gehgeh tutmak deyiminde geçen bir söz
- GERİCİ
-
-
[sıfat]
Toplumda çağdaş değerlere ve yeniliklere önem vermeyen, her yönüyle eskiyi özleyen veya eski düzeni yaşamaya çalışan (kimse veya görüş); mürteci, ilerici karşıtı
-
[sıfat]
Toplumda çağdaş değerlere ve yeniliklere önem vermeyen, her yönüyle eskiyi özleyen veya eski düzeni yaşamaya çalışan (kimse veya görüş); mürteci, ilerici karşıtı
- GENSEL
-
-
[sıfat]
Genlerden gelen, genlerle ilgili
-
[sıfat]
Genlerden gelen, genlerle ilgili
- GEÇKİN
-
-
[sıfat]
İhtiyarlamaya yüz tutmuş, yaşlanmış
- "Cemile geçkin, kısa boylu, tombul, konuşkan bir kızdır."
-
Bakınız geçmiş
- "Sanki otuzunu geçkin kadın o değil!"
-
Gereğinden çok olgun veya solmaya başlamış (bitki)
- "Geçkin bir karpuz."
-
[sıfat]
İhtiyarlamaya yüz tutmuş, yaşlanmış
- GERDEL
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Süt vb. şeyler koymaya, hayvanlara yem vermeye yarayan kova biçiminde tahta veya deriden kap
-
[denizcilik]
Gemilerde temizlik işlerinde kullanılan, sac veya pirinç çemberli tahta kova
-
[isim]
Süt vb. şeyler koymaya, hayvanlara yem vermeye yarayan kova biçiminde tahta veya deriden kap
- GERDEK
-
Kelime Kökeni: Farsça girdek
-
[isim]
Gelin ve damadın düğün gecesi baş başa kalmaları ve ilk kez birlikte olmaları; zifaf
- "İki yüz yaşına bastıktan sonra mı gerdek sefası süreceğiz acaba?"
-
Gelinle damadın düğün gecesi baş başa kaldıkları oda
-
[isim]
Gelin ve damadın düğün gecesi baş başa kalmaları ve ilk kez birlikte olmaları; zifaf
- GEVMEK
-
-
[-i, ağızlardan]
Ağızda katı bir şey çiğnemek, geviş getirmek
-
[-i, ağızlardan]
Ağızda katı bir şey çiğnemek, geviş getirmek
- GEZGİN
-
-
[isim]
Gezmek, tanımak, görmek, dinlenmek amacıyla geziye çıkan kimse; gezmen, seyyah
- "Yabancı gezginlerin Türkiye üzerine kitaplarında da meddahlar ve hikâyelerinin konuları üzerine bilgi buluruz."
-
[isim]
Gezmek, tanımak, görmek, dinlenmek amacıyla geziye çıkan kimse; gezmen, seyyah
- GERİLİ
-
-
[sıfat]
Gerilmiş olan
-
[sıfat]
Gerilmiş olan
- GERMEK
-
-
[-i]
Bir şeyin uçlarından veya kenarlarından çekerek gergin duruma getirmek; çekmek, uzatmak
- "Yayı daha germe / Kıracaksın"
-
[-e, -i]
Gergin bir şeyle örtmek
-
Kolu, bacağı açılabileceği kadar açıp, uzatılabileceği kadar uzatıp dümdüz ve dimdik tutmak
-
[mecaz]
Gerginlik yaratmak, sinirlendirmek
-
[-i]
Bir şeyin uçlarından veya kenarlarından çekerek gergin duruma getirmek; çekmek, uzatmak
- GERMEN
-
Kelime Kökeni: Latince
-
[isim, biyoloji]
Canlı yaratıklarda gametlere dayanan ve gametlerle taşınan üreme ögelerinin tümü
-
[isim, biyoloji]
Canlı yaratıklarda gametlere dayanan ve gametlerle taşınan üreme ögelerinin tümü
- GEZLİK
-
-
[isim]
Eğri kılıçların ağız bölümü
-
[isim]
Eğri kılıçların ağız bölümü
- GERDAN
-
Kelime Kökeni: Farsça gerden
-
[isim]
Vücudun omuzlarla baş arasında kalan ön bölümü
- "Başını geri atıp gerdanını olanca beyazlığıyla göstererek sarsıla sarsıla güldü."
-
Şişmanlarda çenenin altındaki tombulluk
- "Sivri çenenin altında iki kat bir gerdan."
-
Kesim hayvanlarında boyun
-
[isim]
Vücudun omuzlarla baş arasında kalan ön bölümü
- GERZEK
-
-
[sıfat]
Bakınız geri zekâlı
-
[sıfat]
Bakınız geri zekâlı
- GEĞREK
-
-
[isim, anatomi]
Kaburganın alt yanında bulunan boşluklardan her biri
- "Kendi aralarında, bir hiç yüzünden, kıkır da kıkır gülerler. Gülmekten de geğrekleri ağrır."
-
[isim, anatomi]
Kaburganın alt yanında bulunan boşluklardan her biri
- GEVREK
-
-
[sıfat]
Kolayca kırılıp ufalanan
- "Bazı taşlar çok gevrek olur."
-
[isim]
Ağzın içinde kolayca parçalanıp dağılacak biçimde hazırlanmış bir çörek türü
-
[mecaz]
Şen, neşeli (gülüş)
- "Faik'in şişkin ağzından gevrek bir kahkaha boşaldı."
-
[sıfat]
Kolayca kırılıp ufalanan
- GENLİK
-
-
[isim]
Bakınız genişlik
-
[fizik]
Bakınız dalga genliği
-
[ağızlardan]
Bolluk, refah
-
[isim]
Bakınız genişlik
- GEZİCİ
-
-
[sıfat]
Gezme işini yapan
-
İşini gezerek yapan; gezginci
- "Gezici esnaf."
-
Bakınız seyyar
-
Halka yardım amacıyla hizmet götüren
-
[sıfat]
Gezme işini yapan
- GELMEK
-
-
[-e, nesnesiz, -den]
Ulaşmak, varmak
- "Gurbetten gelmişim yorgunum hancı / Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş"
-
Bir yerden getirmek
- "Adamı Ödemiş’ten aldım geldim, her masrafını çektim."
-
Oturmaya, ziyarete gitmek
- "Dün akşam amcamlar bize geldi."
-
İsabet etmek
- "Attığı top gözüme geldi."
-
Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek
- "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."
-
Ortaya çıkmak, doğmak
-
Belli bir süre dolmak
- "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."
-
Belli bir zamana ulaşmak
-
Kadar olmak
- "Boyu ancak omzuna geliyor."
-
Çıkmak, yönelmek
- "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."
-
İzlemek, takip etmek
- "Çocuklar arkadan geliyordu."
-
Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak
- "Kahve Brezilya'dan geliyor."
-
Katılmak, eklenmek
- "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."
-
Bakınız türemek
-
Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek
- "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."
-
Sonuç çıkmak
- "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."
-
Dayanmak, tahammül etmek
- "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."
-
Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak
- "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."
- "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."
-
[-e]
Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek
- "Dediğime geldiniz mi?"
-
Etkisini herhangi bir biçimde göstermek
- "Buranın havası iyi geldi."
-
Kazanılmak, sağlanılmak
- "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."
-
Bakınız uymak
- "Bu ayakkabı sana küçük gelir."
-
Olmak, -e uğramak
- "Başımıza bir bela geldi."
-
Bir şey akmak
- "Burnundan kan geldi."
-
Düşmek, rast gelmek
- "Buraya ışık gelmiyor."
-
Görünmek, sanılmak
- "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."
-
[-e]
Uygun düşmek
- "Caddelerde oturmaya gelmez."
-
[-e]
Başlamak, ortaya çıkmak
-
Mal olmak
- "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."
-
Biriyle birlikte gitmek
- "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"
-
İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil
- "uykusu gelmek."
-
[yardımcı fiil]
Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
- "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."
-
-mez, -mezlik ile birlikte yapmacıklık anlatan deyimler yapar
- "görmezlikten gelmek."
-
Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar
- "meydana gelmek."
-
-dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil
- "baktıkça bakası gelmek."
-
Herhangi bir sırada bulunmak
- "birinci gelmek."
-
[-e, nesnesiz, -den]
Ulaşmak, varmak
- GERGER
-
-
[isim]
Adıyaman iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Adıyaman iline bağlı ilçelerden biri