Sonunda met olan 52 kelime var. MET ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde met olan kelimeler listesine ya da başında met olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
BERAATİZİMMET
HARİMİİSMET
İSTİKAMET, MUKAVEMET, MÜLAYEMET, VELİNİMET
MERHAMET, PEKSİMET, ZİKIYMET
CESAMET, FEHAMET, GANİMET, HEZİMET, HÜKUMET, HÜKÜMET, HUSUMET, KERAMET, KIYAMET, MELAMET, MUTEMET, NEDAMET, SAKAMET, SELAMET, VAHAMET
AKAMET, ALAMET, AZAMET, AZİMET, HAŞMET, HİKMET, HİMMET, HİZMET, HÜRMET, İKAMET, İMAMET, KISMET, KIYMET, RAHMET, ŞEAMET, TÖHMET, ZAHMET, ZEAMET, ZİMMET, ZULMET
DEMET, GAMET, İSMET, KAMET, NİMET, ÜMMET
EMET
MET
Met Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
MET, TEM
2 Harfli Kelimeler
EM, ET, ME, TE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BERAATİZİMMET
-
Kelime Kökeni: Arapça berāʾat + ẕimmet
-
[isim, hukuk]
Bakınız borçsuzluk
-
[isim, hukuk]
Bakınız borçsuzluk
- HARİMİİSMET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥarīm + ʿiṣmet
-
[isim, eskimiş]
Kutsal sayılan, korunulan yer, ocak
- "Düşmanı vatanın harimiismetinde boğacağız."
-
[isim, eskimiş]
Kutsal sayılan, korunulan yer, ocak
- MÜLAYEMET
-
Kelime Kökeni: Arapça mulāyemet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız yumuşaklık
-
Bağırsakta yumuşaklık
- "Kayısı vücuda mülayemet verir."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız yumuşaklık
- MUKAVEMET
-
Kelime Kökeni: Arapça muḳāvemet
-
[isim]
Bir şeye veya kimseye karşı durma, karşı koyma, dayanma gücü
- "Bünyesi de, ruhu da hayatın güçlükleriyle ve yoksullukları ile çarpışarak mukavemet ve kudret kazanmıştı."
-
[fizik]
Bakınız direnç
-
[isim]
Bir şeye veya kimseye karşı durma, karşı koyma, dayanma gücü
- İSTİKAMET
-
Kelime Kökeni: Arapça istiḳāmet
- VELİNİMET
-
Kelime Kökeni: Arapça velī + niʿmet
-
[isim]
Bir kimsenin iyiliğini gördüğü, birçok şeyini ona borçlu olduğu kimse; ana
- "Velinimetlerinin bulunmadığı her mecliste kimseye söz bırakmayarak hep kendi konuşuyor."
-
[isim]
Bir kimsenin iyiliğini gördüğü, birçok şeyini ona borçlu olduğu kimse; ana
- MERHAMET
-
Kelime Kökeni: Arapça merḥamet
-
[isim]
Bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma
- "Hâlbuki Türk mazisi, o devirlerin idrakine göre şefkatin, merhametin yüzlerce abidesini vücuda getirmiştir."
-
[isim]
Bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma
- PEKSİMET
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Pişirildikten sonra dilimler hâlinde kesilerek ısı ile kurutulmuş, uzun süre dayanabilen ekmek
- "Yanımızda, ne olur ne olmaz diye alınmış yarım çuval peksimet vardı."
-
[isim]
Pişirildikten sonra dilimler hâlinde kesilerek ısı ile kurutulmuş, uzun süre dayanabilen ekmek
- ZİKIYMET
-
Kelime Kökeni: Arapça ẕīḳiymet
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız değerli
- "Sultan Aziz İstanbul’a avdetinden sonra Tulon valisinin madamasına elmas ile müzeyyen ve zikıymet bir kıta gerdanlık ihsan buyurmuştur."
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız değerli
- FEHAMET
-
Kelime Kökeni: Arapça feḫāmet
-
[isim, eskimiş]
Büyük, ulu olma durumu
-
Bakınız değer
-
[isim, eskimiş]
Büyük, ulu olma durumu
- HÜKÜMET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥukūmet
-
[isim]
Bakınız bakanlar kurulu
- "Hükûmet değişti."
-
Bir ülkenin yönetim kuruluşları
- "Kadınlar çil yavrusu gibi dağılmış, hükûmete haber vermişler, hükûmet gelmiş, ölüyü kaldırmışlar."
-
Devlet yönetimi; beylik
- "Osmanlı hükûmeti zamanında."
-
Bakınız hükûmet konağı
- "Hükûmetin karşısındaki Türklerin merkez kumandanlık dairesine girince şapkasını çıkardı."
-
[eskimiş]
İdare etme
-
[isim]
Bakınız bakanlar kurulu
- NEDAMET
-
Kelime Kökeni: Arapça nedāmet
-
[isim]
Bakınız pişmanlık
- "Gözlerime iki damla nedamet yaşı getirmek için dudaklarımı bütün kuvvetimle ısırıyordum."
-
[isim]
Bakınız pişmanlık
- CESAMET
-
Kelime Kökeni: Arapça cesāmet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız büyüklük
- "Dağdan baktığınızda her biri beş altı fil cesametinde."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız büyüklük
- MELAMET
-
Kelime Kökeni: Arapça melāmet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız kınama
-
[din bilimi]
Halkın gözünde kendisini kötü tanıtarak insanların beğenme ve saygısı yerine hor görmesini isteyen, böylelikle nefsi öldürerek Allah’a yaklaşmayı esas alan tasavvuf anlayışı
-
[isim, eskimiş]
Bakınız kınama
- SELAMET
-
Kelime Kökeni: Arapça selāmet
-
[isim]
Bakınız esenlik
-
Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu; kurtuluş
- "Sizinle bu mesele etrafında karşılaşmamayı sizin selametiniz namına temenni ederim."
-
[edebiyat]
Anlatıma temel olan düşüncenin her bakımdan doğru ve sağlam olması
-
[isim]
Bakınız esenlik
- KIYAMET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳiyāmet
-
[isim, din bilimi]
Tek tanrılı dinlerin inanışına göre dünyanın sonu ve bütün ölülerin dirilerek mahşerde toplanacağı zaman; hesap günü, kıyamet günü, mahşer günü
-
[mecaz]
Bakınız gürültü patırtı
- "Bağırma, çağırma, kıyamet, polisler Mustafa'yı çalyaka götürürler."
-
[mecaz]
Büyük felaket
-
[isim, din bilimi]
Tek tanrılı dinlerin inanışına göre dünyanın sonu ve bütün ölülerin dirilerek mahşerde toplanacağı zaman; hesap günü, kıyamet günü, mahşer günü
- KERAMET
-
Kelime Kökeni: Arapça kerāmet
-
[isim]
Ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü, şaşkınlık uyandırıcı davranış veya durum
- "Babamın, mucize ve keramet kıssaları olarak bize anlattığı şeyler bu çeşit gülünç ve çocukça masallardı."
-
Olağanüstü durum
-
[isim]
Ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü, şaşkınlık uyandırıcı davranış veya durum
- VAHAMET
-
Kelime Kökeni: Arapça vaḫāmet
-
[isim]
Güçlük, korkulacak tehlikeli durum
- "İşin aramızda mutlak bir ayrılıkla halledilmesi lazım gelecek derecede vahameti olmadığını anlıyorum."
-
[isim]
Güçlük, korkulacak tehlikeli durum
- HUSUMET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫuṣūmet
-
[isim]
Hasım olma durumu
-
Bakınız düşmanlık
-
[isim]
Hasım olma durumu
- HÜKUMET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥukūmet
-
[isim]
Bakınız bakanlar kurulu
- "Hükûmet değişti."
-
Bir ülkenin yönetim kuruluşları
- "Kadınlar çil yavrusu gibi dağılmış, hükûmete haber vermişler, hükûmet gelmiş, ölüyü kaldırmışlar."
-
Devlet yönetimi; beylik
- "Osmanlı hükûmeti zamanında."
-
Bakınız hükûmet konağı
- "Hükûmetin karşısındaki Türklerin merkez kumandanlık dairesine girince şapkasını çıkardı."
-
[eskimiş]
İdare etme
-
[isim]
Bakınız bakanlar kurulu