Başında ışık olan 18 kelime var. Işık ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ışık olan kelimeler listesine ya da sonu ışık ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ışık bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
IŞIKLANDIRILMAK
IŞIKLANDIRILMA
IŞIKLANDIRMAK
IŞIKLANDIRMA
IŞIKLANMAK, IŞIKSIZLIK
IŞIKÇILIK, IŞIKKESEN, IŞIKLAMAK, IŞIKLANMA, IŞIKLILIK, IŞIKÖLÇER
IŞIKLAMA
IŞIKLIK, IŞIKSIZ
IŞIKÇI, IŞIKLI
IŞIK
Işık Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
4 Harfli Kelimeler
IŞIK, IŞKI
3 Harfli Kelimeler
KIŞ, ŞIK
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- IŞIKLANDIRILMAK
-
-
[nesnesiz]
Işıklandırma işi yapılmak veya ışıklanması sağlanmak
-
[nesnesiz]
Işıklandırma işi yapılmak veya ışıklanması sağlanmak
- IŞIKLANDIRILMA
-
-
[isim]
Işıklandırılmak işi
-
[isim]
Işıklandırılmak işi
- IŞIKLANDIRMAK
-
-
[-i]
Bakınız aydınlatmak
- "Hayatımın kırk sekiz senelik küf kokan karanlığını biraz ışıklandırmak istiyorum, o kadar."
-
[-i]
Bakınız aydınlatmak
- IŞIKLANDIRMA
-
-
[isim]
Bakınız aydınlatma
- "Anıtkabir'in ışıklandırma düzeni."
-
[isim]
Bakınız aydınlatma
- IŞIKLANMAK
-
-
[nesnesiz]
Işıklı duruma gelmek
- "Bahçeye bir gölge düştü ama çok durmadı, ortalık yine ışıklandı."
-
[mecaz]
Işık saçmak
- "Çocuk hikâyeyi kelime kelime biliyordu. Fakat annesinin gözleri ışıklanarak anlatışına doyamazdı."
-
[nesnesiz]
Işıklı duruma gelmek
- IŞIKSIZLIK
-
-
[isim]
Işıksız olma durumu; ziyasızlık
- "Oradaki karanlık ışıksızlıktan gelme maddi bir karanlık değil."
-
[isim]
Işıksız olma durumu; ziyasızlık
- IŞIKKESEN
-
-
[isim, sinema, televizyon]
Karanlık odalara girip çıkarken bu yerlere ışık sızmasını önleyen düzen
-
[isim, sinema, televizyon]
Karanlık odalara girip çıkarken bu yerlere ışık sızmasını önleyen düzen
- IŞIKLILIK
-
-
[isim, fizik]
Bir optik cihazda, cisme çıplak gözle veya cihazla bakıldığında ağ tabakadaki birim yüzeyi etkileyen ışık miktarları arasındaki oran
-
[isim, fizik]
Bir optik cihazda, cisme çıplak gözle veya cihazla bakıldığında ağ tabakadaki birim yüzeyi etkileyen ışık miktarları arasındaki oran
- IŞIKLANMA
-
-
[isim]
Işıklanmak işi
-
[isim]
Işıklanmak işi
- IŞIKÖLÇER
-
-
[isim, fizik]
Işık şiddetini veya enerjisini ölçen araç; fotometre
-
Bir ışık kaynağının, belli uzaklıkta oluşturduğu aydınlığı ölçme işinde kullanılan araç; fotometre
-
Fotoğrafçılıkta poz değerini, objektiften vizöre giren ışığın miktarını ve ışık girme süresini belirleyip ölçen düzenek; pozometre
-
[isim, fizik]
Işık şiddetini veya enerjisini ölçen araç; fotometre
- IŞIKLAMAK
-
-
[-i]
Bir yeri aydınlatmak
- "Yıldızlar damla elmas olmuş, karanlık gecesini ışıklıyor; rüzgârlar türkü, dallar saz olmuş, senin için söylenip çalışıyor."
-
[-i]
Bir yeri aydınlatmak
- IŞIKÇILIK
-
-
[isim]
Işıkçının yaptığı iş
-
[isim]
Işıkçının yaptığı iş
- IŞIKLAMA
-
-
[isim]
Işıklamak işi
-
[sinema, televizyon]
Çevirim sırasında, aydınlatılmış olan konunun görüntüsünün duyar kat üzerine belirli bir süre düşerek etkilemesi
-
[isim]
Işıklamak işi
- IŞIKSIZ
-
-
[sıfat]
Işığı olmayan; ziyasız
- "Arka sokağa bakan, dar, basık tavanlı, ışıksız bir yerdi."
-
[sıfat]
Işığı olmayan; ziyasız
- IŞIKLIK
-
-
[isim, mimarlık]
Bakınız ışık bacası
-
[isim, mimarlık]
Bakınız ışık bacası
- IŞIKÇI
-
-
[isim, sinema, televizyon]
Sinema filmlerinin çekiminde veya tiyatro, opera, bale vb. gösteri sanatlarında sahnenin aydınlatılması için gerekli ışık ve elektrik işlemini düzenleyip yapan kimse
-
[isim, sinema, televizyon]
Sinema filmlerinin çekiminde veya tiyatro, opera, bale vb. gösteri sanatlarında sahnenin aydınlatılması için gerekli ışık ve elektrik işlemini düzenleyip yapan kimse
- IŞIKLI
-
-
[sıfat]
Işığı olan, aydınlık, ışıklandırılmış; ışıl, nurlu, nurani, ziyalı, ziyadar
- "Tünelin ışıklı ucundan doğru bir esinti geliyor."
-
[mecaz]
Neşe veren, sevinç yaratan, mutluluk veren
- "Kadınınsa güzel yüzü dökülüyor önüne, kocasından uzaklaşıyor, ışıklı gözleri doluyor, dudağı titriyor giderek."
-
[sıfat]
Işığı olan, aydınlık, ışıklandırılmış; ışıl, nurlu, nurani, ziyalı, ziyadar
- IŞIK
-
-
[isim]
Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji; çerağ, ziya, nur, şavk
- "Okuyabilmek için kapıdaki ışık yeterli değildi."
-
Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç
- "Bir gece yatmışken kalktı, bitişik odaya girdi, ışığı yaktı."
-
Aydınlanmak için kullanılan elektrik
- "Apartmandaki dairelerin ışıkları kapalı, herkes mışıl mışıl uyuyor olmalı."
-
[mecaz]
Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı
- "Bütün gözlerden manalı ışıklar sıçrıyordu."
-
[mecaz]
Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb.
- "Sevgili Behçet Necatigil şiirimizin vazgeçilmez ışıklarından biri olarak ayrıldı aramızdan."
-
[fizik]
Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma
-
[isim]
Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji; çerağ, ziya, nur, şavk