Başında ışık olan 18 kelime var. Işık ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ışık olan kelimeler listesine ya da sonu ışık ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında ışık bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

15 Harfli Kelimeler

IŞIKLANDIRILMAK

14 Harfli Kelimeler

IŞIKLANDIRILMA

13 Harfli Kelimeler

IŞIKLANDIRMAK

12 Harfli Kelimeler

IŞIKLANDIRMA

10 Harfli Kelimeler

IŞIKLANMAK, IŞIKSIZLIK

9 Harfli Kelimeler

IŞIKÇILIK, IŞIKKESEN, IŞIKLAMAK, IŞIKLANMA, IŞIKLILIK, IŞIKÖLÇER

8 Harfli Kelimeler

IŞIKLAMA

7 Harfli Kelimeler

IŞIKLIK, IŞIKSIZ

6 Harfli Kelimeler

IŞIKÇI, IŞIKLI

4 Harfli Kelimeler

IŞIK

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Işık Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

I I K Ş

4 Harfli Kelimeler

IŞIK, IŞKI

3 Harfli Kelimeler

KIŞ, ŞIK

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

IŞIKLANDIRILMAK

  1. [nesnesiz] Işıklandırma işi yapılmak veya ışıklanması sağlanmak
IŞIKLANDIRILMA

  1. [isim] Işıklandırılmak işi
IŞIKLANDIRMAK

  1. [-i] Bakınız aydınlatmak
    • "Hayatımın kırk sekiz senelik küf kokan karanlığını biraz ışıklandırmak istiyorum, o kadar." (Orhan Seyfi Orhon)
IŞIKLANDIRMA

  1. [isim] Bakınız aydınlatma
    • "Anıtkabir'in ışıklandırma düzeni."
IŞIKLANMAK

  1. [nesnesiz] Işıklı duruma gelmek
    • "Bahçeye bir gölge düştü ama çok durmadı, ortalık yine ışıklandı." (Nâzım Hikmet)
  2. [mecaz] Işık saçmak
    • "Çocuk hikâyeyi kelime kelime biliyordu. Fakat annesinin gözleri ışıklanarak anlatışına doyamazdı." (Cahit Uçuk)
IŞIKSIZLIK

  1. [isim] Işıksız olma durumu; ziyasızlık
    • "Oradaki karanlık ışıksızlıktan gelme maddi bir karanlık değil." (Azra Erhat)
IŞIKKESEN

  1. [isim, sinema, televizyon] Karanlık odalara girip çıkarken bu yerlere ışık sızmasını önleyen düzen
IŞIKLILIK

  1. [isim, fizik] Bir optik cihazda, cisme çıplak gözle veya cihazla bakıldığında ağ tabakadaki birim yüzeyi etkileyen ışık miktarları arasındaki oran
IŞIKLANMA

  1. [isim] Işıklanmak işi
IŞIKÖLÇER

  1. [isim, fizik] Işık şiddetini veya enerjisini ölçen araç; fotometre
  2. Bir ışık kaynağının, belli uzaklıkta oluşturduğu aydınlığı ölçme işinde kullanılan araç; fotometre
  3. Fotoğrafçılıkta poz değerini, objektiften vizöre giren ışığın miktarını ve ışık girme süresini belirleyip ölçen düzenek; pozometre
IŞIKLAMAK

  1. [-i] Bir yeri aydınlatmak
    • "Yıldızlar damla elmas olmuş, karanlık gecesini ışıklıyor; rüzgârlar türkü, dallar saz olmuş, senin için söylenip çalışıyor." (Cahit Uçuk)
IŞIKÇILIK

  1. [isim] Işıkçının yaptığı iş
IŞIKLAMA

  1. [isim] Işıklamak işi
  2. [sinema, televizyon] Çevirim sırasında, aydınlatılmış olan konunun görüntüsünün duyar kat üzerine belirli bir süre düşerek etkilemesi
IŞIKSIZ

  1. [sıfat] Işığı olmayan; ziyasız
    • "Arka sokağa bakan, dar, basık tavanlı, ışıksız bir yerdi." (Peyami Safa)
IŞIKLIK

  1. [isim, mimarlık] Bakınız ışık bacası
IŞIKÇI

  1. [isim, sinema, televizyon] Sinema filmlerinin çekiminde veya tiyatro, opera, bale vb. gösteri sanatlarında sahnenin aydınlatılması için gerekli ışık ve elektrik işlemini düzenleyip yapan kimse
IŞIKLI

  1. [sıfat] Işığı olan, aydınlık, ışıklandırılmış; ışıl, nurlu, nurani, ziyalı, ziyadar
    • "Tünelin ışıklı ucundan doğru bir esinti geliyor." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [mecaz] Neşe veren, sevinç yaratan, mutluluk veren
    • "Kadınınsa güzel yüzü dökülüyor önüne, kocasından uzaklaşıyor, ışıklı gözleri doluyor, dudağı titriyor giderek." (Yusuf Atılgan)
IŞIK

  1. [isim] Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji; çerağ, ziya, nur, şavk
    • "Okuyabilmek için kapıdaki ışık yeterli değildi." (Halide Edip Adıvar)
  2. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç
    • "Bir gece yatmışken kalktı, bitişik odaya girdi, ışığı yaktı." (Yusuf Atılgan)
  3. Aydınlanmak için kullanılan elektrik
    • "Apartmandaki dairelerin ışıkları kapalı, herkes mışıl mışıl uyuyor olmalı." (Ahmet Ümit)
  4. [mecaz] Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı
    • "Bütün gözlerden manalı ışıklar sıçrıyordu." (Peyami Safa)
  5. [mecaz] Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb.
    • "Sevgili Behçet Necatigil şiirimizin vazgeçilmez ışıklarından biri olarak ayrıldı aramızdan." (Necati Cumalı)
  6. [fizik] Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü