Başında çe olan 6 harfli 34 kelime var. Çe ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde çe olan kelimeler listesine ya da sonu çe ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında çe bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇEVRİK
-
-
[sıfat]
Çevrilmiş olan
- "Bu gücün içeriye ve dışarıya çevrik belirtileri insan için hep yararlıdır."
-
Etrafı çevrilmiş, çevresi kuşatılmış olan
-
Geriye kıvrılmış olan (kol, yaka vb.)
-
[sıfat]
Çevrilmiş olan
- ÇERMİK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız ılıca
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız ılıca
- ÇEKMEN
-
-
[isim]
Bakınız vantuz
-
[isim]
Bakınız vantuz
- ÇEKMEK
-
-
[-e, -i]
Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek
- "Hepsi iskemleleri çekerek masanın etrafında bir halka yapmaya hazırlanıyorlardı."
-
Taşıtı bir yere bırakmak, koymak
-
Bakınız germek
- "İpi çekmek."
-
İçine almak, emmek
-
Bir yerden başka bir yere taşımak
- "Ekini tarladan çekmek."
-
Bir amaçla ortadan kaldırmak
- "Piyasadaki parayı çekmek."
-
Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak
- "Elindeki tabancayı tetiğine basmak için yeni çekivermiş gibiydi."
-
Atmak, vurmak
- "Dayak çekmek. Şut çekmek."
-
Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak
-
Güç durumlara dayanmak, katlanmak
- "Yalnız bende meçhul bir hastalık vardı. Sekiz yaşından beri çekiyordum."
-
Tartıda ağırlığı olmak
- "Tartsaydınız kırk, kırk beş kilodan fazla çekmezdi."
-
Bakınız döşemek
- "Kablo çekmek."
-
Herhangi bir engel kurmak
- "Derenin kış yaz kurumayan suları böğürtlen fidanlarını yükseltmiş, iki tarafa yemiş dolu bir koyu çit çekmiş."
-
Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak
- "Birisi niyet çeksin de biz de bir lokma bir şey yiyelim diye bekleşiyorlar."
-
İmbik yardımı ile elde etmek
- "İspirto çekmek. Gül yağı çekmek."
-
Çizgi durumunda uzatmak
-
Aynısını yazmak veya çizmek
- "Yazıyı temize çekmek. Kopya çekmek."
-
Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak
- "Bardak çekmek."
-
Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak
-
Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek
- "Fotoğraf çekmek. Film çekmek."
-
Taşıma gücü olmak
- "Bu araba 500 kilodan çok yük çekmez."
-
Bir şeyi öğütmek
- "Kahve çekmek."
-
Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak
-
Hoşa gitmek, sarmak
-
Kaçan ilmeği örmek
- "Çorap çekmek."
-
Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak
- "Beni Konya Lezzet Lokantasına götürdü, âlâ bir öğle yemeği çekti."
-
Bir duyguyu içinde yaşatmak
- "Ona yanıyorum, onun hasretini çekiyorum."
-
Yürütmek, sürmek
- "Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın."
-
[-e]
Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek
- "Yeğeninin ona çeken tek yanı yoktur."
-
Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak
- "Sorguya çekmek."
-
[-e, -i]
Herhangi bir anlama almak
- "Bak, sözümü nereye çekti!"
-
[-e, -i]
Örtmek, giymek
- "Yorganınızı başınıza çeker ve uykunuza devam edersiniz."
-
[-e, -i]
Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek
-
Yol, ay sürmek
- "Sevmediğim ayların çoğu otuz bir çeker, uzundur."
-
[nesnesiz]
Daralıp kısalmak
- "Kumaşı yıkayınca çekti."
-
Bir şeyi asmak
- "Açıkta durduk. Demir attık. Kayığa tehlike bayrakları çektik."
-
Boya, badana vb. sürmek
-
Bir şey yollamak
- "Çektikleri telgrafı babasıyla annesi, bakalım, alabilecekler mi?"
-
Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak
- "Tulumba, suyu iyi çekiyor. Baca iyi çekiyor."
-
Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek
-
[fizik]
Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı
-
[teknik]
Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak
-
[argo]
İçki içmek
- "Çok kimse rakısını bağında çekiyordu."
-
[-e, -i]
Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek
- ÇERKEZ
-
-
[isim]
Kafkasya'da yaşayan bir boy veya bu boydan olan kimse
-
[isim]
Kafkasya'da yaşayan bir boy veya bu boydan olan kimse
- ÇEMÇÜK
- ...
- ÇEVREN
-
-
[isim]
Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü
- "Arada sırada da olsa böyle buluşup konuşmak çok güzel oluyor, insanın çevreni genişliyor."
-
Bakınız ufuk
-
[isim]
Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü
- ÇERKEŞ
-
-
[isim]
Çankırı iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Çankırı iline bağlı ilçelerden biri
- ÇEVİRİ
-
-
[isim]
Bir dilden başka bir dile aktarma, çevirme; tercüme
- "Var olanla her çeşit işlemi bu çevirilerle yürütebiliriz."
-
Bir dilden başka bir dile çevrilmiş yazı veya kitap; tercüme
- "Düşüncelerimi sormak üzere bu çevirileri parça parça İstanbul'a yollamıştı."
-
[isim]
Bir dilden başka bir dile aktarma, çevirme; tercüme
- ÇELMEK
-
-
[-i]
Ayak uzatarak birisini düşürmek
-
Yolundan çevirmek, engel olmak, engellemek
- "En tutulmaz penaltıları çeler ama bazen de bakarsın, bacak arasından en olmayacak golleri yerdi."
-
Örtü vb.ni örtünüp iki ucunu bağlamak
-
Bir şeyin kenarını verev veya çapraz kesmek; çalmak
-
[spor]
Topa gidiş yönünü değiştirecek biçimde vurmak
-
[mecaz]
Kendi yanına çekmek, beğenisini, sevgisini kazanmak
- "Gönlümü çelen bir söz söyle."
-
[mecaz]
Düşünce ve davranış birbirini tutmamak, birbirine ters düşmek
- "Bu sözünüz deminkini çeliyor."
-
[-i]
Ayak uzatarak birisini düşürmek
- ÇEKÇEK
-
-
[isim]
Kişileri taşımak için kullanılan, insan gücüyle işleyen iki tekerlekli araç
- "Hem özür dilerim, sonra bir çekçeğe binerim."
-
Cam silmekte kullanılan, bir sap ve ucunda lastik, plastik, sünger vb. malzeme olan temizlik aracı
-
Bakınız çekpas
-
[isim]
Kişileri taşımak için kullanılan, insan gücüyle işleyen iki tekerlekli araç
- ÇELEBİ
-
Kelime Kökeni: Türkçe çalap + Arapça -ī
-
[isim]
Bektaşi ve Mevlevi pirlerinin en büyüklerine verilen ünvan
-
[eskimiş]
Hristiyan tüccar
- "Çelebi, tütün mü alacaksınız?"
-
[sıfat]
Görgülü, terbiyeli, olgun (kimse)
- "Yeleği gümüş köstekli, fesi kalıpsız, orta yaşlı bir adamdı. Son derece Osmanlı ve çelebi."
-
[isim]
Bektaşi ve Mevlevi pirlerinin en büyüklerine verilen ünvan
- ÇENELİ
-
-
[sıfat]
Çenesi olan
-
[mecaz]
Bakınız çenebaz
- "Çenelileri hor görmemeliyiz, gereğinde söze atılmak, konuşmak hatta epeyce konuşmak suspus oturmaktan yeğdir."
-
[sıfat]
Çenesi olan
- ÇELTİK
-
Kelime Kökeni: Farsça ṣeltūk
-
[isim]
Kabuğu ayıklanmamış pirinç
- "Pamuk tutarsa ne âlâ! Ama bu yıl bir de çeltiği deneyelim, demişler."
-
[isim]
Kabuğu ayıklanmamış pirinç
- ÇENGEL
-
Kelime Kökeni: Farsça çengāl
-
[isim]
Bir yere takılmaya, geçirilmeye yarayan eğri ve ucu sivri demir
- "Alaturka, eski tahta kapısının dışarıdan da içeriden de çengelleri var."
-
[isim]
Bir yere takılmaya, geçirilmeye yarayan eğri ve ucu sivri demir
- ÇETECİ
-
-
[isim]
Çeteden olan kimse
- "Sadi artık kâh bir hoca, kâh bir çeteci kılığında idi."
-
[isim]
Çeteden olan kimse
- ÇEVGEN
-
Kelime Kökeni: Farsça çevgān
- ÇELTEK
-
-
[isim, ağızlardan]
Çobanın yardımcısı
-
[isim, ağızlardan]
Çobanın yardımcısı
- ÇEYREK
-
Kelime Kökeni: Farsça çār + yek
-
[sıfat]
Dörtte bir
- "Şimdi düşünüyorum da; sabah sabah o çeyrek ekmeği, o çeyrek ekmeğin içindeki sıcak ciğeri ve bir avuç soğan piyazını midemiz acaba nasıl kabul eder, nasıl cayır cayır yanmazdı..."
-
[isim]
Bakınız çeyrek altın
-
[isim]
Gümüş mecidiyenin dörtte biri değerinde olan beş kuruş
- "Şehre vardığım zaman, iki gümüş çeyrekten başka param yoktu."
-
[zarf]
On beş dakikalık zaman
- "Saatine baktığında dokuza çeyrek vardı ve yaklaşık iki saat boyunca uyumuştu."
-
[sıfat]
Dörtte bir
- ÇEDENE
-
-
[isim, ağızlardan]
Kendirin tohumu
-
[isim, ağızlardan]
Kendirin tohumu