Başında kula olan 18 kelime var. Kula ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde kula olan kelimeler listesine ya da sonu kula ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında kula bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
KULAMPARALIK
KULAĞAKAÇAN, KULAKDAVULU, KULAKSIZLIK
KULAÇLAMAK, KULAÇLAYIŞ
KULAÇLAMA, KULAKTOZU, KULAMPARA
KULAKÇIK, KULAKLIK, KULAKSIZ, KULAKTAN
KULAKÇI, KULAKLI
KULAÇ, KULAK
KULA
Kula Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
4 Harfli Kelimeler
KULA, ULAK
3 Harfli Kelimeler
KAL, KUL, LAK, ULA
2 Harfli Kelimeler
AK, AL, LA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KULAMPARALIK
-
-
[isim]
Bakınız oğlancılık
-
[isim]
Bakınız oğlancılık
- KULAKDAVULU
-
-
[isim, anatomi]
Bakınız kulak zarı
-
[isim, anatomi]
Bakınız kulak zarı
- KULAĞAKAÇAN
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Düz kanatlılardan, karnında çatal biçiminde iki uzantı bulunan, gece ortaya çıkıp çok iyi uçan, meyve ve sebzelere zarar veren otçul bir böcek (Forficula auricularia)
-
[isim, hayvan bilimi]
Düz kanatlılardan, karnında çatal biçiminde iki uzantı bulunan, gece ortaya çıkıp çok iyi uçan, meyve ve sebzelere zarar veren otçul bir böcek (Forficula auricularia)
- KULAKSIZLIK
-
-
[isim]
Kulaksız olma durumu
-
[isim]
Kulaksız olma durumu
- KULAÇLAYIŞ
-
-
[isim]
Kulaçlamak işi
-
[isim]
Kulaçlamak işi
- KULAÇLAMAK
-
-
[-i]
Kaç kulaç olduğunu ölçmek
- "Kuyuyu kulaçlamak."
-
[nesnesiz]
Kulaç atarak yüzmek
-
[-i]
Kaç kulaç olduğunu ölçmek
- KULAMPARA
-
Kelime Kökeni: Arapça ġulām + Farsça bāre
-
[isim, kaba konuşmada]
Bakınız oğlancı
- "Kahveci hem kulampara hem de azılı bir katil olarak şöhretli biri olduğundan bu mekâna ayak basan pek olmuyordu."
-
[isim, kaba konuşmada]
Bakınız oğlancı
- KULAÇLAMA
-
-
[isim]
Kulaçlamak işi
- "Suları hiç telaşsız ama motor gibi kulaçlamaya başladı."
-
[isim]
Kulaçlamak işi
- KULAKTOZU
-
-
[isim]
Kulağın arkasındaki çukur bölüm, kulağın kökü
-
[isim]
Kulağın arkasındaki çukur bölüm, kulağın kökü
- KULAKTAN
-
-
[zarf]
Yalnızca duyarak, dinleyerek
- "Fırat Sultan bu okçu şehzadeye kulaktan âşık olmuş."
-
[zarf]
Yalnızca duyarak, dinleyerek
- KULAKÇIK
-
-
[isim, anatomi]
Kalbin üst bölümünde bulunan, sağdaki ana toplardamarlardan ve soldaki akciğer toplardamarlarından kanı alıp karıncıklara veren iki boşluğun adı
-
[isim, anatomi]
Kalbin üst bölümünde bulunan, sağdaki ana toplardamarlardan ve soldaki akciğer toplardamarlarından kanı alıp karıncıklara veren iki boşluğun adı
- KULAKLIK
-
-
[isim]
Kulakları soğuk, rüzgâr vb. dış etkilerden korumak için kulak kepçesini örtecek biçimde yapılmış kılıf
-
[teknik]
Radyo, telefon, telsiz vb.nde kulak ile verici arasında ses bağlantısı kurmaya yarayan araç
-
Ağır işitenlerin daha iyi işitebilmek için kulaklarına taktıkları pilli araç
-
[isim]
Kulakları soğuk, rüzgâr vb. dış etkilerden korumak için kulak kepçesini örtecek biçimde yapılmış kılıf
- KULAKSIZ
-
-
[sıfat]
Kulak kepçesi olmayan
-
[sıfat]
Kulak kepçesi olmayan
- KULAKLI
-
-
[sıfat]
Kulağı herhangi bir biçimde olan
- "Küçük kulaklı."
-
Kulağa benzer çıkıntısı olan
-
[isim]
Sapının ucunda kulak biçiminde iki geniş çatalı bulunan bir tür yatağan
-
[isim]
İki tarafında tutulacak yeri olan yayvan tava, tencere, kazan vb
-
[sıfat]
Kulağı herhangi bir biçimde olan
- KULAKÇI
-
-
[isim]
Kulak, burun, boğaz hekimi
- "Bir jinekolog, kulakçı, çocukçu, röntgenci, epeyce şubeler açıldı ve büyüdü."
-
[isim]
Kulak, burun, boğaz hekimi
- KULAK
-
-
[isim, anatomi]
Başın her iki yanında bulunan işitme organı
- "Kulaklarımın uğultusu içinde, söylediği lakırtıların hiçbirini duymuyordum."
-
[anatomi]
Bu organın, sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü
- "Elleriyle kulaklarını tıkayıp yatağının yanında tortop oldu."
-
Balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri
-
Saban kulağı
-
Duvar, baca, şömine vb. yerlerde kulağa benzer çıkıntı
-
[müzik]
Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu
-
[coğrafya]
Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri
-
[mecaz]
Seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği
-
[isim, anatomi]
Başın her iki yanında bulunan işitme organı
- KULAÇ
-
-
[isim]
Gerilerek açılmış iki kolun parmak uçları arasındaki uzaklık
- "Hortum beş on kulaç ötemize yanaşmıştı."
-
[isim]
Gerilerek açılmış iki kolun parmak uçları arasındaki uzaklık
- KULA
-
-
[isim]
Gövdenin sarı veya kirli sarı renkte, yele, kuyruk ve bacağın alt kısmındaki kılların koyu renkte olduğu at donu
-
[sıfat]
Bu renkte olan (at)
- "Yanında dizgini boynuna bırakılmış bir kula at vardı."
-
[isim]
Gövdenin sarı veya kirli sarı renkte, yele, kuyruk ve bacağın alt kısmındaki kılların koyu renkte olduğu at donu