Başında kula olan 18 kelime var. Kula ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde kula olan kelimeler listesine ya da sonu kula ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında kula bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

12 Harfli Kelimeler

KULAMPARALIK

11 Harfli Kelimeler

KULAĞAKAÇAN, KULAKDAVULU, KULAKSIZLIK

10 Harfli Kelimeler

KULAÇLAMAK, KULAÇLAYIŞ

9 Harfli Kelimeler

KULAÇLAMA, KULAKTOZU, KULAMPARA

8 Harfli Kelimeler

KULAKÇIK, KULAKLIK, KULAKSIZ, KULAKTAN

7 Harfli Kelimeler

KULAKÇI, KULAKLI

5 Harfli Kelimeler

KULAÇ, KULAK

4 Harfli Kelimeler

KULA

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Kula Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K L U

4 Harfli Kelimeler

KULA, ULAK

3 Harfli Kelimeler

KAL, KUL, LAK, ULA

2 Harfli Kelimeler

AK, AL, LA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KULAMPARALIK

  1. [isim] Bakınız oğlancılık
KULAKDAVULU

  1. [isim, anatomi] Bakınız kulak zarı
KULAĞAKAÇAN

  1. [isim, hayvan bilimi] Düz kanatlılardan, karnında çatal biçiminde iki uzantı bulunan, gece ortaya çıkıp çok iyi uçan, meyve ve sebzelere zarar veren otçul bir böcek (Forficula auricularia)
KULAKSIZLIK

  1. [isim] Kulaksız olma durumu
KULAÇLAYIŞ

  1. [isim] Kulaçlamak işi
KULAÇLAMAK

  1. [-i] Kaç kulaç olduğunu ölçmek
    • "Kuyuyu kulaçlamak."
  2. [nesnesiz] Kulaç atarak yüzmek
KULAMPARA

Kelime Kökeni: Arapça ġulām + Farsça bāre

  1. [isim, kaba konuşmada] Bakınız oğlancı
    • "Kahveci hem kulampara hem de azılı bir katil olarak şöhretli biri olduğundan bu mekâna ayak basan pek olmuyordu." (İhsan Oktay Anar)
KULAÇLAMA

  1. [isim] Kulaçlamak işi
    • "Suları hiç telaşsız ama motor gibi kulaçlamaya başladı." (Haldun Taner)
KULAKTOZU

  1. [isim] Kulağın arkasındaki çukur bölüm, kulağın kökü
KULAKTAN

  1. [zarf] Yalnızca duyarak, dinleyerek
    • "Fırat Sultan bu okçu şehzadeye kulaktan âşık olmuş." (Refik Halit Karay)
KULAKÇIK

  1. [isim, anatomi] Kalbin üst bölümünde bulunan, sağdaki ana toplardamarlardan ve soldaki akciğer toplardamarlarından kanı alıp karıncıklara veren iki boşluğun adı
KULAKLIK

  1. [isim] Kulakları soğuk, rüzgâr vb. dış etkilerden korumak için kulak kepçesini örtecek biçimde yapılmış kılıf
  2. [teknik] Radyo, telefon, telsiz vb.nde kulak ile verici arasında ses bağlantısı kurmaya yarayan araç
  3. Ağır işitenlerin daha iyi işitebilmek için kulaklarına taktıkları pilli araç
KULAKSIZ

  1. [sıfat] Kulak kepçesi olmayan
KULAKLI

  1. [sıfat] Kulağı herhangi bir biçimde olan
    • "Küçük kulaklı."
  2. Kulağa benzer çıkıntısı olan
  3. [isim] Sapının ucunda kulak biçiminde iki geniş çatalı bulunan bir tür yatağan
  4. [isim] İki tarafında tutulacak yeri olan yayvan tava, tencere, kazan vb
KULAKÇI

  1. [isim] Kulak, burun, boğaz hekimi
    • "Bir jinekolog, kulakçı, çocukçu, röntgenci, epeyce şubeler açıldı ve büyüdü." (Kemal Bayram)
KULAK

  1. [isim, anatomi] Başın her iki yanında bulunan işitme organı
    • "Kulaklarımın uğultusu içinde, söylediği lakırtıların hiçbirini duymuyordum." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  2. [anatomi] Bu organın, sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü
    • "Elleriyle kulaklarını tıkayıp yatağının yanında tortop oldu." (Halide Edip Adıvar)
  3. Balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri
  4. Saban kulağı
  5. Duvar, baca, şömine vb. yerlerde kulağa benzer çıkıntı
  6. [müzik] Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu
  7. [coğrafya] Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri
  8. [mecaz] Seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği
KULAÇ

  1. [isim] Gerilerek açılmış iki kolun parmak uçları arasındaki uzaklık
    • "Hortum beş on kulaç ötemize yanaşmıştı." (Halikarnas Balıkçısı)
KULA

  1. [isim] Gövdenin sarı veya kirli sarı renkte, yele, kuyruk ve bacağın alt kısmındaki kılların koyu renkte olduğu at donu
  2. [sıfat] Bu renkte olan (at)
    • "Yanında dizgini boynuna bırakılmış bir kula at vardı." (Reşat Nuri Güntekin)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü