Sonunda kin olan 6 harfli 16 kelime var. KİN ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde kin olan kelimeler listesine ya da başında kin olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Kin Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
KİN
2 Harfli Kelimeler
İN, Kİ
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- TEMKİN
-
Kelime Kökeni: Arapça temkīn
-
[isim]
Bir işin sonunu düşünerek ölçülü, tedbirli davranma
- "Bütün temkin ve vakarını kaybedip konuşanlara sokuldu."
-
[isim]
Bir işin sonunu düşünerek ölçülü, tedbirli davranma
- SMOKİN
-
Kelime Kökeni: Fransızca smoking
-
[isim]
Erkeklerin özel günlerde giydiği önü açık, ceketi genellikle ipek yakalı takım giysi
- "Köylerinde akşamları smokin giyen İngiliz Yahudisi muhtarlık eder."
-
[isim]
Erkeklerin özel günlerde giydiği önü açık, ceketi genellikle ipek yakalı takım giysi
- TEPKİN
-
-
[sıfat]
Tepkime özelliği olan, tepkiyen
-
[sıfat]
Tepkime özelliği olan, tepkiyen
- BİTKİN
-
-
[sıfat]
Gücü tükenmiş olan, çok yorgun; aygın baygın, bitap
- "Bitkin ve tükenik hâliyle cevaplar veriyordu."
-
[sıfat]
Gücü tükenmiş olan, çok yorgun; aygın baygın, bitap
- TELKİN
-
Kelime Kökeni: Arapça telḳīn
-
[isim]
Bir duyguyu, bir düşünceyi aşılama
- "Bu telkin günlerce, haftalarca devam etti."
-
[din bilimi]
Bakınız talkın
-
[ruh bilimi]
Bilinç dışı bir sürecin aracılığıyla, kişinin ruhsal veya fizyolojik alanıyla ilgili bir düşüncenin gerçekleştirilmesi
- "İçinden gelen gizli bir telkin altında hareket ediyordu."
-
[isim]
Bir duyguyu, bir düşünceyi aşılama
- MİSKİN
-
Kelime Kökeni: Arapça miskīn
-
[sıfat]
Çok uyuşuk olan (kimse)
- "Hayran olduğum adamı miskin bir mektep çocuğu gibi yaka paça alıp götürdü."
-
Hoş görülemeyecek durumlar karşısında tepki göstermeyen (kimse)
-
Cüzzam hastalığına tutulmuş olan (kimse)
-
[eskimiş]
Âciz, zavallı olan
- "Âşık olan miskin olur / Hak yoluna teslim olur"
-
[sıfat]
Çok uyuşuk olan (kimse)
- YETKİN
-
-
[sıfat]
Bakınız olgun
- "Bizim ülkemizde böyledir: Yetkin çalışmalar görmezden gelinir."
-
[sıfat]
Bakınız olgun
- KESKİN
-
-
[sıfat]
Çok kesici, iyi kesen
- "Sonunda keskin bir taşı testere gibi kullanarak ipi incelte incelte kopardı."
-
[mecaz]
Tiz olan
- "Bir kadın sesiydi bu. İnce ve keskin, dikkati hemen kapan ve bırakmayan bir ses."
-
[mecaz]
Kırıcı, incitici olan
- "En yakın dostlarının bile kusurlarını keskin bir dille yüzlerine vururmuş."
-
[mecaz]
Etkili, sert olan
- "Masanın başında, güneşten yanmış yüzü, sert ve derin çizgilerle dolu, keskin bakışlı, kıranta bir adam oturuyor."
-
[mecaz]
Bakınız kıvrak
- "Bu çeneyle atbaşı giden keskin bir zekâsı var."
-
[mecaz]
Bakınız hassas
-
[mecaz]
Dikkatli olan
-
[zarf, mecaz]
Yoğun bir biçimde
-
[argo]
Bakınız zampara
-
İşini iyi yapan
- "Gözcüm tepenin üstüne varınca, karşımızdaki sırttan bir keskin nişancı ateşi ile vuruldu."
-
[sıfat]
Çok kesici, iyi kesen
- TERKİN
-
Kelime Kökeni: Arapça terḳīn
-
[isim, eskimiş]
Yazılmış bir şeyi çizerek silme
-
[isim, eskimiş]
Yazılmış bir şeyi çizerek silme
- ÇİSKİN
-
-
[isim]
Çiseleyen yağmur
-
[sıfat]
Çiseleyen yağmurdan hafifçe ıslanmış
- "Karanlığın içinde bir yapı. İnildi bir kere. Çiskin, nemli hava."
-
[isim]
Çiseleyen yağmur
- TESKİN
-
Kelime Kökeni: Arapça teskīn
-
[isim]
Acı, öfke, heyecan vb. duyguları yatıştırma, dindirmeye çalışma
- "Ev sahibi erkek beni, kadın da onu teskine uğraşıyordu."
-
[isim]
Acı, öfke, heyecan vb. duyguları yatıştırma, dindirmeye çalışma
- ŞİŞKİN
-
-
[sıfat]
Şişmiş, şişirilmiş
- "Faik'in şişkin ağzından gevrek bir kahkaha boşaldı."
-
[sıfat]
Şişmiş, şişirilmiş
- PİŞKİN
-
-
[sıfat]
Gereğince pişmiş
- "Pişkin ekmek."
-
Çabuk pişen; pişeğen, pişek
- "Pişkin nohut."
-
[mecaz]
Saygısızca davranarak işini yürüten
- "Hiç istifini bozmayan bir pek pişkin hırsız hâli buldum."
-
[mecaz]
Bakınız utanmaz
- "Vasıf'ı hem arkadaş canlısı bir insan hem de gayet pişkin bir politikacı olarak tanıyordum."
-
[mecaz]
Bakınız olgun
- "En pişkin aktörler bile bizim kadar rollerini başaramazlar."
-
[sıfat]
Gereğince pişmiş
- GEÇKİN
-
-
[sıfat]
İhtiyarlamaya yüz tutmuş, yaşlanmış
- "Cemile geçkin, kısa boylu, tombul, konuşkan bir kızdır."
-
Bakınız geçmiş
- "Sanki otuzunu geçkin kadın o değil!"
-
Gereğinden çok olgun veya solmaya başlamış (bitki)
- "Geçkin bir karpuz."
-
[sıfat]
İhtiyarlamaya yüz tutmuş, yaşlanmış
- ÇİRKİN
-
Kelime Kökeni: Farsça çirkīn
-
[sıfat]
Göze veya kulağa hoş gelmeyen; bet (III), bed, güzel karşıtı
- "Kız öyle müstesna bir güzelliğe sahip olmamakla beraber çirkin de değildi."
-
Hoş olmayan, yakışık almayan (davranış veya söz)
- "Bu boş ve çirkin iddiayı bir kere de onun ağzından işitmek istedim."
-
Karanlık, dalavereli, şüpheli olan
- "Dedikodular artmış, o da bu çirkin işler içinde kalmak istemediğinden çekilmiş."
-
[sıfat]
Göze veya kulağa hoş gelmeyen; bet (III), bed, güzel karşıtı
- SEÇKİN
-
-
[sıfat]
Benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan; değme (II), mümtaz, güzide, mutena
- "Burası seçkin konukların ağırlandığı yerdi."
-
Bir toplumda saygın ve etkin mevkilerde bulunan ve toplumun eğitim, ekonomi, siyaset, askeriye, din, sanat vb. alanlarıyla ilgili etkinliklerin denetimini elinde tutan (kişi veya grup); elit
-
[sıfat]
Benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan; değme (II), mümtaz, güzide, mutena