İçinde çe olan 4 harfli 17 kelime var. İçerisinde ÇE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında çe olan kelimeler listesine ya da sonu çe ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- PEÇE
-
Kelime Kökeni: İtalyanca pezza
-
[isim]
Kadınların sokakta yüzlerine örttükleri ince siyah örtü; nikap
- "En büyük günahımız yüzümüzde bir peçe, sırtımızda bir çarşaf olması."
-
[mecaz]
Maske, sır, giz
- "Bu düzme cadının peçesini kaldırmalıyız."
-
[isim]
Kadınların sokakta yüzlerine örttükleri ince siyah örtü; nikap
- İLÇE
-
-
[isim]
Yönetim bakımından yurt bölümlemesinde ilden sonra gelen bölüm; kaymakamlık, kaza
- "Ankara'nın bir ilçesinde bir yazıhane açtığını duydum sonradan."
-
[isim]
Yönetim bakımından yurt bölümlemesinde ilden sonra gelen bölüm; kaymakamlık, kaza
- LEÇE
-
-
[isim, ağızlardan]
Taşlı tarla
-
[isim, ağızlardan]
Taşlı tarla
- ÇETE
-
Kelime Kökeni: Bulgarca
-
[isim]
Yasa dışı işler yapmak veya etrafındakileri korkutmak amacıyla bir araya gelmiş topluluk
-
[tarih]
Ordu birliklerinden olmayan silahlı küçük birlik
- "Feti Bey, piyadece gezen azgın bir çete gibi hareket hâlindeydi."
-
[isim]
Yasa dışı işler yapmak veya etrafındakileri korkutmak amacıyla bir araya gelmiş topluluk
- ÖKÇE
-
-
[isim]
Ayakkabının ayak altının yuvarlakça olan kısmına rastlayan yüksek bölümü; topuk
- "Ökçesi yenmiş ayakkabıların üstünde çamurlu paçaları lime lime sarkıyordu."
-
Topuğun arka bölümü
-
[ağızlardan]
Saban demirinin geçtiği ağaç parçası
-
[isim]
Ayakkabının ayak altının yuvarlakça olan kısmına rastlayan yüksek bölümü; topuk
- ÇEŞM
-
Kelime Kökeni: Farsça çeşm
-
[isim, eskimiş]
Bakınız göz
-
[isim, eskimiş]
Bakınız göz
- KEÇE
-
-
[isim]
Yapağı veya keçi kılının dövülmesi veya ayakla tepilmesiyle elde edilen kaba kumaş
- "Belki on aile keçelerden, kilimlerden çergelerini meyve ağaçlarının altlarına kurdular."
-
[sıfat]
Bu kumaştan yapılan
- "Keçe çadırların içi biraz ısınsın diye yerlere, kilimlerin üstüne ayı postları serilmişti."
-
Yere serilen halı, kilim vb. yünlü döşemelik
- "Yaz geldi, keçeleri kaldırmalı."
-
[isim]
Yapağı veya keçi kılının dövülmesi veya ayakla tepilmesiyle elde edilen kaba kumaş
- GEÇE
-
-
[zarf]
Herhangi bir saat başını geçerek, geçerken
- "Sekizi çeyrek geçe üçüncü kata çıkıp altı numaranın önünde durdu."
-
[zarf]
Herhangi bir saat başını geçerek, geçerken
- AKÇE
-
-
[isim]
Küçük gümüş para
- "Üsküdar’a girdiği zaman, Muhsin Çelebi’nin cebinde tek bir akçe kalmamıştı."
-
Her tür madenî para; akça
-
[isim]
Küçük gümüş para
- ÇENE
-
Kelime Kökeni: Farsça çāne
-
[isim]
Canlılarda baş bölümünde yer alan, kemik veya kıkırdak ile desteklenen, altlı üstlü dişleri taşıyan ve ağzın kapanıp açılmasını sağlayan kasları üzerinde barındıran iki parçaya verilen ad
- "Çenesinin, başının bütün iskeleti peksimeti çiğnedikçe daha açık olarak meydana çıkıyordu."
-
Mengene, kerpeten vb. araçların eşyayı sıkıştıran karşılıklı iki parçasından her biri
-
[denizcilik]
Baş bodoslamasının omurga ile birleştiği yer; çarık
-
[mecaz]
Çok konuşma huyu, gevezelik
- "Sende de çene var ha!"
-
[isim]
Canlılarda baş bölümünde yer alan, kemik veya kıkırdak ile desteklenen, altlı üstlü dişleri taşıyan ve ağzın kapanıp açılmasını sağlayan kasları üzerinde barındıran iki parçaya verilen ad
- ÇENK
-
Kelime Kökeni: Farsça çeng
-
[isim, müzik]
Arpı andıran, telli bir çalgı
-
[isim, müzik]
Arpı andıran, telli bir çalgı
- ÇEÇE
-
Kelime Kökeni: Fransızca tsé-tsé
-
[isim, hayvan bilimi]
İki kanatlılardan, insana uyku hastalığı aşılayan, sinekten büyük bir cins Güney Afrika böceği (Glossina)
-
[isim, hayvan bilimi]
İki kanatlılardan, insana uyku hastalığı aşılayan, sinekten büyük bir cins Güney Afrika böceği (Glossina)
- ÇERİ
-
-
[isim, eskimiş]
Bakınız asker
-
[isim, eskimiş]
Bakınız asker
- ÇEKİ
-
-
[isim]
Bakınız tartı
-
Odun, kireç vb. ağır ve kaba şeyleri tartmakta kullanılan, 225,978 kilogram olan ağırlık ölçü birimi
-
[mecaz]
Üzüntü, sıkıntı
-
[ağızlardan]
Kadınların başlarına bağladıkları örtü
- "Başı ağrıdığı zamanlar bağladığı beyaz çekiyi çözüp var gücüyle yeniden düğümledi."
-
[isim]
Bakınız tartı
- İTÇE
-
-
[zarf]
Terbiyesiz bir biçimde
-
[zarf]
Terbiyesiz bir biçimde
- ÜÇER
-
-
[sıfat]
Üç sayısının üleştirme sayı sıfatı
- "Ben, Kılıç Ali, Hasan Rıza Soyak, Başyaver Celâl, Muhafız Alayı Kumandanı İsmail Hakkı, sıra tertibi ile gündüzleri ikişer, geceleri üçer saat nöbet bekliyoruz."
-
Her defasında üçü bir arada olan, her birine üç
-
[sıfat]
Üç sayısının üleştirme sayı sıfatı
- İÇEL
-
-
[isim]
Mersin ilinin 2002 yılına kadarki resmî adı
-
[isim]
Mersin ilinin 2002 yılına kadarki resmî adı