İçinde yet olan 8 harfli 64 kelime var. İçerisinde YET bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında yet olan kelimeler listesine ya da sonu yet ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Yet Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E T Y

2 Harfli Kelimeler

ET, EY, TE, YE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

MAHVİYET

Kelime Kökeni: Arapça maḥviyyet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız alçak gönüllülük
    • "Mahviyet ve tevazu ile beraber vakar ve zarafet bu sohbetlerde en çok dikkat edilecek şeylerdendi." (Asaf Halet Çelebi)
NEFYETME

  1. [isim] Nefyetmek işi
KEYFİYET

Kelime Kökeni: Arapça keyfiyyet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız nitelik
    • "Cenap Şehabeddin Bey şiiri nazımdan ayrı bir keyfiyet telakki ediyor." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Bakınız durum
    • "Böyle bir keyfiyet vukuunda, akıbetiniz mutlaka ölüm olacaktır." (Attilâ İlhan)
ULUHİYET

Kelime Kökeni: Arapça ulūhiyyet

  1. [isim, din bilimi] Tanrılık sıfatı, Allahlık vasfı
MİLLİYET

Kelime Kökeni: Arapça milliyyet

  1. [isim] Bakınız millîlik
    • "İnce ve yüksek bir sanat eseri olan saz da milliyetimizin bir hususiyetidir." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. Bağlı bulunulan millet
    • "Bu adamın milliyeti nedir?"
YETERLİK

  1. [isim] Bakınız yeterlilik
UMUMİYET

Kelime Kökeni: Arapça ʿumūmiyyet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız genellik
YETİŞMİŞ

  1. [sıfat] Gereken niteliğe veya olgunluğa erişmiş
    • "Anadolu'da arif derler, bir halk yetişmişi vardır." (Falih Rıfkı Atay)
YETİMLİK

  1. [isim] Yetim olma durumu; babasızlık
    • "Eşyam mektebe geldiği andan itibaren artık hayata benim için ebedî yalnızlık, ebedî yetimlik ikinci defa tahakkuk etmiş oluyordu." (Etem İzzet Benice)
ACİLİYET

Kelime Kökeni: Arapça ʿāciliyyet

  1. [isim] İvedi olma durumu
    • "Yakın yerlerden İstanbul değirmenleri nizam buluncaya dek unun toplanarak gemilerle İstanbul'a gönderilmesi aciliyet arz etmekteydi." (Mehmet Demirtaş)
MÜLKİYET

Kelime Kökeni: Arapça mulkiyyet

  1. [isim] Bakınız sahiplik
YETMİŞLİ

  1. [sıfat] Yetmiş parçası bulunan, yetmiş parçadan oluşan
  2. İçinde yetmiş tane aynı nesneden bulunan
  3. Yetmiş ile seksen arasında olan
YETİŞMEK

  1. [-e] Ulaşmak, ermek, varmak, vasıl olmak
    • "Gâvur Ali kahvedeki cemaate hiçbir şey söylemeden küçük çobanla uzaklaştı, bir nefeste ağıla yetişti." (Ömer Seyfettin)
  2. Vaktinde tamam olmak, bitmek, hazırlanmak, hazır olmak
    • "Bu giysi yarına yetişmeli."
  3. Vaktinde varmak, vaktinde bulunmak
    • "Öteki tünelle gelseler de vapura yetişeceklerini bilirlerdi." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  4. Bir işe başlamış olanlara veya gidenlere sonradan katılmak
    • "Kadınlar, derme çatma ayakkabılarıyla onlara zor yetişebiliyorlardı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  5. Değmek, uzanıp dokunabilmek
    • "Ben o dala yetişemem. Bu ip kuyunun dibine yetişmez."
  6. Vakit bulmak, yapabilmek
    • "Ben bu kadar işe yetişemem."
  7. [nesnesiz] Yetmek, yeter olmak, kâfi gelmek
    • "Bu kadar nezaket ve iltifat yetişmez miydi?" (Orhan Seyfi Orhon)
  8. Bir zamanda yaşamış olmak, bir zamanı veya kimseyi görmüş olmak
    • "Bol zamanıma yetişti de ben onu böyle şımarık büyüttüm." (Peyami Safa)
  9. Gelişip büyümek
    • "Şu Marmara kıyılarında o sene bol meyve yetişmişti." (Sait Faik Abasıyanık)
  10. [-de] Eğitim görmüş olmak, öğrenmek, gelişmek
    • "Akşam gazetesi, yurt aydınlarıyla konuşarak bizde niçin yazar yetişmediğinin sebeplerini araştırdı." (Orhan Veli Kanık)
  11. İş görebilecek yaşa gelmek, büyümek
  12. Yardım etmek, yardımına koşmak
    • "Tam o sırada talih imdadıma yetişti." (Refik Halit Karay)
  13. [mecaz] Ortaya çıkmak
DİYETSİZ

  1. [sıfat] İçinde diyet bulunmayan
ASABİYET

Kelime Kökeni: Arapça ʿaṣabiyyet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız sinirlilik
    • "Bu cemiyetin mevcudiyeti ve faaliyeti ordu mensuplarının asabiyetini tahrik ediyordu." (Atatürk)
  2. Aynı soydan gelenlerin dayanışma ve aidiyet duygusu
  3. Bakınız akrabalık
ZIDDİYET

Kelime Kökeni: Arapça żiddiyyet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız karşıtlık
    • "Sasanlılarla İran'ın Üsküdar'a kadar gelişi ve Filistin'e kadar yürüyüşü bu zıddiyetin son haddini gösterir." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. [mecaz] Geçimsizlik, çekemezlik, birbini sevmeme
EZELİYET

Kelime Kökeni: Arapça ezeliyyet

  1. [isim] Bakınız ezelîlik, ebediyet karşıtı
    • "Tabii bir ezeliyet ve ebediyet havası duyuluyor." (Abdülhak Şinasi Hisar)
AFİYETLE

  1. [zarf] Ağız tadıyla, keyifli bir biçimde
    • "Cezveyi sürüyor, fincana boşaltıyor, kahveyi afiyetle içiyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
CİDDİYET

Kelime Kökeni: Arapça ciddiyyet

  1. [isim] Bakınız ciddilik
    • "Ben işin ciddiyetini anlayarak derhâl değiştim." (Memduh Şevket Esendal)
KAVMİYET

Kelime Kökeni: Arapça ḳavmiyyet

  1. [isim] Bir kavmin kendine özgü özellikleri
  2. Bir kimsenin bağlı olduğu kavme göre durumu
  3. Kavme bağlılık
    • "Ne anane ne mazi ne vatan ne kavmiyet tanırdı." (Refik Halit Karay)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü