İçinde yet olan 8 harfli 64 kelime var. İçerisinde YET bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında yet olan kelimeler listesine ya da sonu yet ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Yet Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
ET, EY, TE, YE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- MAHVİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça maḥviyyet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız alçak gönüllülük
- "Mahviyet ve tevazu ile beraber vakar ve zarafet bu sohbetlerde en çok dikkat edilecek şeylerdendi."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız alçak gönüllülük
- NEFYETME
-
-
[isim]
Nefyetmek işi
-
[isim]
Nefyetmek işi
- KEYFİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça keyfiyyet
- ULUHİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ulūhiyyet
-
[isim, din bilimi]
Tanrılık sıfatı, Allahlık vasfı
-
[isim, din bilimi]
Tanrılık sıfatı, Allahlık vasfı
- MİLLİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça milliyyet
-
[isim]
Bakınız millîlik
- "İnce ve yüksek bir sanat eseri olan saz da milliyetimizin bir hususiyetidir."
-
Bağlı bulunulan millet
- "Bu adamın milliyeti nedir?"
-
[isim]
Bakınız millîlik
- YETERLİK
-
-
[isim]
Bakınız yeterlilik
-
[isim]
Bakınız yeterlilik
- UMUMİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿumūmiyyet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız genellik
-
[isim, eskimiş]
Bakınız genellik
- YETİŞMİŞ
-
-
[sıfat]
Gereken niteliğe veya olgunluğa erişmiş
- "Anadolu'da arif derler, bir halk yetişmişi vardır."
-
[sıfat]
Gereken niteliğe veya olgunluğa erişmiş
- YETİMLİK
-
-
[isim]
Yetim olma durumu; babasızlık
- "Eşyam mektebe geldiği andan itibaren artık hayata benim için ebedî yalnızlık, ebedî yetimlik ikinci defa tahakkuk etmiş oluyordu."
-
[isim]
Yetim olma durumu; babasızlık
- ACİLİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿāciliyyet
-
[isim]
İvedi olma durumu
- "Yakın yerlerden İstanbul değirmenleri nizam buluncaya dek unun toplanarak gemilerle İstanbul'a gönderilmesi aciliyet arz etmekteydi."
-
[isim]
İvedi olma durumu
- MÜLKİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça mulkiyyet
-
[isim]
Bakınız sahiplik
-
[isim]
Bakınız sahiplik
- YETMİŞLİ
-
-
[sıfat]
Yetmiş parçası bulunan, yetmiş parçadan oluşan
-
İçinde yetmiş tane aynı nesneden bulunan
-
Yetmiş ile seksen arasında olan
-
[sıfat]
Yetmiş parçası bulunan, yetmiş parçadan oluşan
- YETİŞMEK
-
-
[-e]
Ulaşmak, ermek, varmak, vasıl olmak
- "Gâvur Ali kahvedeki cemaate hiçbir şey söylemeden küçük çobanla uzaklaştı, bir nefeste ağıla yetişti."
-
Vaktinde tamam olmak, bitmek, hazırlanmak, hazır olmak
- "Bu giysi yarına yetişmeli."
-
Vaktinde varmak, vaktinde bulunmak
- "Öteki tünelle gelseler de vapura yetişeceklerini bilirlerdi."
-
Bir işe başlamış olanlara veya gidenlere sonradan katılmak
- "Kadınlar, derme çatma ayakkabılarıyla onlara zor yetişebiliyorlardı."
-
Değmek, uzanıp dokunabilmek
- "Ben o dala yetişemem. Bu ip kuyunun dibine yetişmez."
-
Vakit bulmak, yapabilmek
- "Ben bu kadar işe yetişemem."
-
[nesnesiz]
Yetmek, yeter olmak, kâfi gelmek
- "Bu kadar nezaket ve iltifat yetişmez miydi?"
-
Bir zamanda yaşamış olmak, bir zamanı veya kimseyi görmüş olmak
- "Bol zamanıma yetişti de ben onu böyle şımarık büyüttüm."
-
Gelişip büyümek
- "Şu Marmara kıyılarında o sene bol meyve yetişmişti."
-
[-de]
Eğitim görmüş olmak, öğrenmek, gelişmek
- "Akşam gazetesi, yurt aydınlarıyla konuşarak bizde niçin yazar yetişmediğinin sebeplerini araştırdı."
-
İş görebilecek yaşa gelmek, büyümek
-
Yardım etmek, yardımına koşmak
- "Tam o sırada talih imdadıma yetişti."
-
[mecaz]
Ortaya çıkmak
-
[-e]
Ulaşmak, ermek, varmak, vasıl olmak
- DİYETSİZ
-
-
[sıfat]
İçinde diyet bulunmayan
-
[sıfat]
İçinde diyet bulunmayan
- ASABİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿaṣabiyyet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız sinirlilik
- "Bu cemiyetin mevcudiyeti ve faaliyeti ordu mensuplarının asabiyetini tahrik ediyordu."
-
Aynı soydan gelenlerin dayanışma ve aidiyet duygusu
-
Bakınız akrabalık
-
[isim, eskimiş]
Bakınız sinirlilik
- ZIDDİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça żiddiyyet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız karşıtlık
- "Sasanlılarla İran'ın Üsküdar'a kadar gelişi ve Filistin'e kadar yürüyüşü bu zıddiyetin son haddini gösterir."
-
[mecaz]
Geçimsizlik, çekemezlik, birbini sevmeme
-
[isim, eskimiş]
Bakınız karşıtlık
- EZELİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ezeliyyet
- AFİYETLE
-
-
[zarf]
Ağız tadıyla, keyifli bir biçimde
- "Cezveyi sürüyor, fincana boşaltıyor, kahveyi afiyetle içiyordu."
-
[zarf]
Ağız tadıyla, keyifli bir biçimde
- CİDDİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ciddiyyet
-
[isim]
Bakınız ciddilik
- "Ben işin ciddiyetini anlayarak derhâl değiştim."
-
[isim]
Bakınız ciddilik
- KAVMİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳavmiyyet
-
[isim]
Bir kavmin kendine özgü özellikleri
-
Bir kimsenin bağlı olduğu kavme göre durumu
-
Kavme bağlılık
- "Ne anane ne mazi ne vatan ne kavmiyet tanırdı."
-
[isim]
Bir kavmin kendine özgü özellikleri