İçinde yet olan 7 harfli 61 kelime var. İçerisinde YET bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında yet olan kelimeler listesine ya da sonu yet ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Yet Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
ET, EY, TE, YE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- HAMİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥamiyyet
-
[isim]
Bir insanın kendi yurdunu, ulusunu ve ailesini koruma çabası
- "İçinde müthiş bir harp taraftarlığı, bir vatanperverlik, bir hamiyet taşıyordu."
-
[isim]
Bir insanın kendi yurdunu, ulusunu ve ailesini koruma çabası
- VESAYET
-
Kelime Kökeni: Arapça veṣāyet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız vasilik
- "Vesayet ve himaye altına giren bir devlet istiklalini yitirir."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız vasilik
- MAHİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça māhiyyet
-
[isim]
Nitelik, öz, asıl, esas; özlük, vasıf
- "Üstelik tiyatroda her şey şahsi bir mahiyet arz eder."
-
Bakınız içyüz
-
[isim]
Nitelik, öz, asıl, esas; özlük, vasıf
- KİFAYET
-
Kelime Kökeni: Arapça kifāyet
-
[isim]
Yeterli miktarda olma, yetme, kâfi gelme
-
Bakınız yeterlilik
-
[isim]
Yeterli miktarda olma, yetme, kâfi gelme
- HİDAYET
-
Kelime Kökeni: Arapça hidāyet
-
[isim, din bilimi]
Doğru yol, hak olan Müslümanlık yolu
-
[isim, din bilimi]
Doğru yol, hak olan Müslümanlık yolu
- MEZİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça meziyyet
-
[isim]
Bir kişiyi veya nesneyi benzerinden üstün gösteren nitelik
- "Cemal Paşa'da, anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı."
-
[isim]
Bir kişiyi veya nesneyi benzerinden üstün gösteren nitelik
- VARYETE
-
Kelime Kökeni: Fransızca variété
-
[isim]
Şarkı, dans, hokkabazlık, temsil gibi aralarında ilişki bulunmayan farklı oyunlardan oluşan gösteri
- "Mini sirk, varyete tiyatrosu ve bazı atış poligonları, İsrafil’e belirli bir kira ödeyip lunapark içinde işlerini yapıyordu."
-
Bakınız varyasyon
-
Bir posta pulunun farklı baskılarındaki biçimi
-
[isim]
Şarkı, dans, hokkabazlık, temsil gibi aralarında ilişki bulunmayan farklı oyunlardan oluşan gösteri
- VARİYET
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız zenginlik
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız zenginlik
- HÜVİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça huviyyet
-
[isim]
Bakınız kimlik
- "Hüviyetini saklayan zengini de merak ediyorlardı."
-
[isim]
Bakınız kimlik
- VİLAYET
-
Kelime Kökeni: Arapça vilāyet
- MANYETO
-
Kelime Kökeni: Fransızca magnéto
-
[isim, fizik]
İçinde mıknatıslı demir bulunan elektrik üreteci
-
[isim, fizik]
İçinde mıknatıslı demir bulunan elektrik üreteci
- EMNİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça emniyyet
- NİYETÇİ
-
-
[isim]
Alıştırılmış güvercin, saka kuşu, tavşan vb. hayvanlara para karşılığında niyet çektiren kimse
-
[isim]
Alıştırılmış güvercin, saka kuşu, tavşan vb. hayvanlara para karşılığında niyet çektiren kimse
- KEMİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça kemmiyyet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız nicelik
- "Onun koleksiyonculuğu, kemiyetteki kahramanlığı ise, boyuna keyfiyette arayıp asla bulamadığı kadını ne yapıp yapıp yakalayabilmek gayretinden."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız nicelik
- YETİNME
-
-
[isim]
Yetinmek durumu; kanıklanma, idare, kanaat, iktifa
- "Bakmakla yetinmenin gerçek ilerlemeye yani içteki aydınlanmaya engel teşkil ettiğini bir kavrayabilsek!"
-
[isim]
Yetinmek durumu; kanıklanma, idare, kanaat, iktifa
- DİYETLİ
-
-
[sıfat]
İçinde diyet bulunan
- "Hastaya diyetli bir tedavi uygulanıyor."
-
[sıfat]
İçinde diyet bulunan
- ŞENİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça şeʾniyyet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız gerçeklik
-
[isim, eskimiş]
Bakınız gerçeklik
- CEMİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça cemʿiyyet
-
[isim]
Bakınız dernek
- "Gazi'nin reisliği altında bir Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti var."
-
[eskimiş]
Bakınız düğün
- "Bohçacı hanım, cemiyetin nerede olacağını öğrenip yarın haber getirmeyi vadetmişti."
-
[eskimiş]
Bir olayı veya kişiyi kutlamak amacıyla bir araya gelen topluluk
- "Bir hafta olmazdı ki bir mektebe başlama, bir sünnet, bir düğün, bir lohusa cemiyeti görmeyelim."
-
[eskimiş]
Bakınız yüksek sosyete
-
[edebiyat]
Birbirine uygun veya zıt anlamlı kelimeleri tenasüp, tezat sanatları yoluyla bir araya getirme
-
[toplum bilimi]
Bakınız toplum
- "Sanatkârın, asıl cemiyete nüfuz eden büyük bir muallim olduğunu bilmemiz lazımdır."
-
[isim]
Bakınız dernek
- YETKİLİ
-
-
[sıfat]
Herhangi bir işte yetkisi olan (kimse); salahiyetli, salahiyettar
- "Fabrikanın bir yetkilisi onlara açıklamalar yapıyordu."
-
[eskimiş]
Bakınız mezun
-
[sıfat]
Herhangi bir işte yetkisi olan (kimse); salahiyetli, salahiyettar
- YETENEK
-
-
[isim]
Bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliği; istidat, kabiliyet
- "Her bir dönemin incelenmesi, sonuçlarının değerlendirilmesi ulusal yeteneklerimizi, eksiklerimizi anlamak bakımından uyarıcıdır."
-
Bir duruma uyma konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç; kapasite
-
[eğitim]
Kişinin kalıtıma dayanan ve öğrenmesini çerçeveleyen sınır
-
[eğitim]
Dışarıdan gelen etkiyi alabilme gücü
-
[isim]
Bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliği; istidat, kabiliyet