İçinde yet olan 7 harfli 61 kelime var. İçerisinde YET bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında yet olan kelimeler listesine ya da sonu yet ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Yet Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E T Y

2 Harfli Kelimeler

ET, EY, TE, YE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

HAMİYET

Kelime Kökeni: Arapça ḥamiyyet

  1. [isim] Bir insanın kendi yurdunu, ulusunu ve ailesini koruma çabası
    • "İçinde müthiş bir harp taraftarlığı, bir vatanperverlik, bir hamiyet taşıyordu." (Refik Halit Karay)
VESAYET

Kelime Kökeni: Arapça veṣāyet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız vasilik
    • "Vesayet ve himaye altına giren bir devlet istiklalini yitirir." (Haldun Taner)
MAHİYET

Kelime Kökeni: Arapça māhiyyet

  1. [isim] Nitelik, öz, asıl, esas; özlük, vasıf
    • "Üstelik tiyatroda her şey şahsi bir mahiyet arz eder." (Ahmet Kutsi Tecer)
  2. Bakınız içyüz
KİFAYET

Kelime Kökeni: Arapça kifāyet

  1. [isim] Yeterli miktarda olma, yetme, kâfi gelme
  2. Bakınız yeterlilik
HİDAYET

Kelime Kökeni: Arapça hidāyet

  1. [isim, din bilimi] Doğru yol, hak olan Müslümanlık yolu
MEZİYET

Kelime Kökeni: Arapça meziyyet

  1. [isim] Bir kişiyi veya nesneyi benzerinden üstün gösteren nitelik
    • "Cemal Paşa'da, anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı." (Falih Rıfkı Atay)
VARYETE

Kelime Kökeni: Fransızca variété

  1. [isim] Şarkı, dans, hokkabazlık, temsil gibi aralarında ilişki bulunmayan farklı oyunlardan oluşan gösteri
    • "Mini sirk, varyete tiyatrosu ve bazı atış poligonları, İsrafil’e belirli bir kira ödeyip lunapark içinde işlerini yapıyordu." (Hilmi Taşkın)
  2. Bakınız varyasyon
  3. Bir posta pulunun farklı baskılarındaki biçimi
VARİYET

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız zenginlik
HÜVİYET

Kelime Kökeni: Arapça huviyyet

  1. [isim] Bakınız kimlik
    • "Hüviyetini saklayan zengini de merak ediyorlardı." (Halide Edip Adıvar)
VİLAYET

Kelime Kökeni: Arapça vilāyet

  1. [isim] Bakınız il
    • "İki haftadan beri komşu vilayetleri kasıp kavuran dayanılmaz sıcaklar burada..." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. [eskimiş] Bakınız valilik
MANYETO

Kelime Kökeni: Fransızca magnéto

  1. [isim, fizik] İçinde mıknatıslı demir bulunan elektrik üreteci
EMNİYET

Kelime Kökeni: Arapça emniyyet

  1. [isim] Bakınız güvenlik
    • "Kendi vatandaşlarının ırz, mal, can emniyeti hakkında teminat istiyorlar." (Ercüment Ekrem Talu)
  2. Bakınız güven
    • "Paris'teki hemşehriler bana büyük bir sevgi ve emniyetle kucaklarını açmışlardı." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Polis işleri
  4. Güvenlik işlerinin yürütüldüğü yer
    • "Emniyet müdürlüğü."
  5. Bir araçta güven sağlayıcı parça
NİYETÇİ

  1. [isim] Alıştırılmış güvercin, saka kuşu, tavşan vb. hayvanlara para karşılığında niyet çektiren kimse
KEMİYET

Kelime Kökeni: Arapça kemmiyyet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız nicelik
    • "Onun koleksiyonculuğu, kemiyetteki kahramanlığı ise, boyuna keyfiyette arayıp asla bulamadığı kadını ne yapıp yapıp yakalayabilmek gayretinden." (Necip Fazıl Kısakürek)
YETİNME

  1. [isim] Yetinmek durumu; kanıklanma, idare, kanaat, iktifa
    • "Bakmakla yetinmenin gerçek ilerlemeye yani içteki aydınlanmaya engel teşkil ettiğini bir kavrayabilsek!" (İsmet Özel)
DİYETLİ

  1. [sıfat] İçinde diyet bulunan
    • "Hastaya diyetli bir tedavi uygulanıyor."
ŞENİYET

Kelime Kökeni: Arapça şeʾniyyet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız gerçeklik
CEMİYET

Kelime Kökeni: Arapça cemʿiyyet

  1. [isim] Bakınız dernek
    • "Gazi'nin reisliği altında bir Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti var." (Etem İzzet Benice)
  2. [eskimiş] Bakınız düğün
    • "Bohçacı hanım, cemiyetin nerede olacağını öğrenip yarın haber getirmeyi vadetmişti." (Sermet Muhtar Alus)
  3. [eskimiş] Bir olayı veya kişiyi kutlamak amacıyla bir araya gelen topluluk
    • "Bir hafta olmazdı ki bir mektebe başlama, bir sünnet, bir düğün, bir lohusa cemiyeti görmeyelim." (Ömer Seyfettin)
  4. [eskimiş] Bakınız yüksek sosyete
  5. [edebiyat] Birbirine uygun veya zıt anlamlı kelimeleri tenasüp, tezat sanatları yoluyla bir araya getirme
  6. [toplum bilimi] Bakınız toplum
    • "Sanatkârın, asıl cemiyete nüfuz eden büyük bir muallim olduğunu bilmemiz lazımdır." (Asaf Halet Çelebi)
YETKİLİ

  1. [sıfat] Herhangi bir işte yetkisi olan (kimse); salahiyetli, salahiyettar
    • "Fabrikanın bir yetkilisi onlara açıklamalar yapıyordu." (Tarık Buğra)
  2. [eskimiş] Bakınız mezun
YETENEK

  1. [isim] Bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliği; istidat, kabiliyet
    • "Her bir dönemin incelenmesi, sonuçlarının değerlendirilmesi ulusal yeteneklerimizi, eksiklerimizi anlamak bakımından uyarıcıdır." (Metin And)
  2. Bir duruma uyma konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç; kapasite
  3. [eğitim] Kişinin kalıtıma dayanan ve öğrenmesini çerçeveleyen sınır
  4. [eğitim] Dışarıdan gelen etkiyi alabilme gücü
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü