İçinde ut olan 5 harfli 82 kelime var. İçerisinde UT bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ut olan kelimeler listesine ya da sonu ut ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ut Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
TU, UT
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KAVUT
-
-
[isim]
Kavrulmuş ve dövülmüş tahıl ununa pekmez, şeker veya tatlı yemiş katılarak yapılan yiyecek
-
Güneşte kurutulmuş peynir
-
[isim]
Kavrulmuş ve dövülmüş tahıl ununa pekmez, şeker veya tatlı yemiş katılarak yapılan yiyecek
- SUTAŞ
-
Kelime Kökeni: Fransızca soutache
-
[isim]
Bazı giysilerin yaka, kol, cep vb. yerlerini süslemekte kullanılan işlemeli şerit; su (II), suyolu
-
[isim]
Bazı giysilerin yaka, kol, cep vb. yerlerini süslemekte kullanılan işlemeli şerit; su (II), suyolu
- RUTİN
-
Kelime Kökeni: Fransızca routine
-
[sıfat]
Sıradanlık, çeşitlilik göstermeyen, alışılagelmiş düzen içinde yapılan
-
[isim]
Yapılması alışkanlık hâline gelmiş iş
- "Herkes kendi rutinine baş eğmesini öğreniyordu."
-
[sıfat]
Sıradanlık, çeşitlilik göstermeyen, alışılagelmiş düzen içinde yapılan
- KUTUR
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳuṭr
-
[isim, eskimiş, matematik]
Daire ve kürede çap
-
Bakınız köşegen
-
[isim, eskimiş, matematik]
Daire ve kürede çap
- MUTKİ
-
-
[isim]
Bitlis iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Bitlis iline bağlı ilçelerden biri
- NUKUT
-
Kelime Kökeni: Arapça nuḳūd
-
[isim, eskimiş]
Paralar
-
[isim, eskimiş]
Paralar
- KUTUP
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳuṭb
-
[isim]
Yer yuvarlağının, Ekvator'dan en uzak olan yer ekseninin geçtiği varsayılan iki noktasından her biri
- "Kutuplara gitmeyi bile çok düşündüm."
-
[mecaz]
Birbiriyle karşıt olan şeylerden her biri
- "Çalışanlarla çalıştıranları ayrı kutuplarda toplayarak birbirine düşman ediyor."
-
[gök bilimi]
Gök kürenin, dolayında döndüğü varsayılan eksenin iki ucundan her biri
-
[fizik]
Elektrik akımını oluşturan gerilim ayrılığının en yüksek dereceyi bulduğu iki noktadan her biri
-
[fizik]
Bir mıknatıs demirinin iki ucundan her biri
-
[mecaz]
Bir konuda yüksek bilgisi ve yetkisi olan kimse
- "Kendini kaza halkına âdeta bir kutup diye tanıtmıştı."
-
[isim]
Yer yuvarlağının, Ekvator'dan en uzak olan yer ekseninin geçtiği varsayılan iki noktasından her biri
- SUTLU
-
-
[sıfat]
Bileşiminde sut bulunan
-
[sıfat]
Bileşiminde sut bulunan
- YUTMA
-
-
[isim]
Yutmak işi
- "Ne bulursam yutmaya mecbur kalıyordum, zayıflamış, sersemlemiş, neşesizleşmiştim."
-
[isim]
Yutmak işi
- HUDUT
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥudūd
-
[isim]
Bakınız sınır
- "Bir çiçek dermeden sevgi bağından / Huduttan hududa atılmışım ben"
-
[mecaz]
Bir şeyin varabildiği en son nokta
-
[isim]
Bakınız sınır
- TUTKU
-
-
[isim]
İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku; ihtiras
- "Her yeni şiir derinlerdeki içgüdülerin, tutkuların yeni biçimlerde verilişidir."
-
Güçlü istek ve eğilimin yöneldiği amaç
- "Bilme tutkusuyla kıvranan bu topal, aradan aylar geçtiği hâlde teşrih atlasını tamamlayabilmiş değildi."
-
Aşırı düşkünlük
-
[isim]
İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku; ihtiras
- TUTAR
-
-
[isim]
Nicelik bakımından bir şeyin bütünü
-
Para miktarı; meblağ
-
[isim]
Nicelik bakımından bir şeyin bütünü
- KONUT
-
-
[isim]
İnsanların içinde yaşadıkları ev, apartman vb. yer; mesken, ikametgâh
- "Kimsenin konutuna dokunulamaz."
-
[isim]
İnsanların içinde yaşadıkları ev, apartman vb. yer; mesken, ikametgâh
- TUTUŞ
-
-
[isim]
Tutmak işi
-
[isim]
Tutmak işi
- MEVUT
-
Kelime Kökeni: Arapça mevʿūd
-
[sıfat, eskimiş]
Vadolunmuş, söz verilmiş
-
[sıfat, eskimiş]
Vadolunmuş, söz verilmiş
- DUTÇU
-
-
[isim]
Dut yetiştiren veya satan kimse
-
[isim]
Dut yetiştiren veya satan kimse
- HUTUT
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫuṭūṭ
-
[isim, eskimiş]
Çizgiler
- "Köy evlerinin kızıl loşluğundan gece karanlığına geçerken keskin hututu eriyordu."
-
[isim, eskimiş]
Çizgiler
- YUTUŞ
-
-
[isim]
Yutmak işi
-
[isim]
Yutmak işi
- TUTUK
-
-
[sıfat]
Akıcı, rahat konuşamayan
- "Önce benim sonra kardeşimin elini avuçlarının arasına alıp tutuk ama heyecansız bir sesle yakında yeniden evleneceğini söyledi."
-
Eski işlevini göremez duruma gelmiş
- "Ne var ki banyo kapısının sürgüsü tutuk, kilidi de kırık olduğundan, kolu indirerek dışarı çıkmayı başarmıştı her seferinde."
-
Olması gereken gibi olmayan
- "Millî takım bugünlerde tutuk."
-
Tutulmuş
- "Geçen gün beni dövdüler. Boynum, omuzlarım hâlâ tutuk."
-
Kısılmış, kesik
- "Ağır ağır ve tahtalar arasında boğulan tutuk akislerle yükseliyordu."
-
[hukuk]
Bakınız tutuklu
-
Kapalı, tıkalı olan
-
Sıkıntılı olan
- "Bu tutuk hava içinde saat ona doğru Meclisin zili uzun uzun çaldı."
-
[mecaz]
Durgun, çekingen, sıkılgan olan
- "Bu babadan geçme derviş huyum, hoşgörüm yüzünden tutuk oluşumu anlamıyorlar."
-
[sıfat]
Akıcı, rahat konuşamayan
- TUTUM
-
-
[isim]
Tutulan yol, tavır
-
Bakınız davranış
-
Para veya herhangi bir şeyi dikkatli kullanma, idareli tüketme; artırım, idare, iktisat, tasarruf, ekonomi
-
[isim]
Tutulan yol, tavır