İçinde tma olan 6 harfli 35 kelime var. İçerisinde TMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tma olan kelimeler listesine ya da Sonu tma ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

A M T Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler

3 Harfli Kelimeler

MAT, TAM

2 Harfli Kelimeler

AM, AT, MA, TA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BATMAK

  1. [nsz] Bir sıvının üstündeyken içine gömülmek
    • "Sonra hani bir gemimiz batmıştı." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "Belki de battı balık yan gider diye eşinizle birlikte lüks bir gece kulübünü göze aldınız." (Haldun Taner)
  2. Dünyanın dönüşü dolayısıyla güneş, ay ve yıldız ufkun altına inmek
    • "Güneş renksiz bulutlar altında batıyordu." (Ömer Seyfettin)
  3. İflas etmek
  4. Kirlenmek
    • "Üstüm başım battı."
  5. [-e] Saplanmak
    • "Ayağına yolda diken batmıştı." (Osman Cemal Kaygılı)
  6. [-e] Tedirgin etmemesi gereken şeyler tedirgin etmek
    • "Bazı kimselere para batar, sarf edecek yer ararlar."
  7. [-e] Hoşa gitmeyen bir duruma uğramak
    • "Abdi Bey'in sabırsız, çabuk parlamaya yatkın mizacına karısının tevekküllü ve sakinliği fena hâlde batıyor." (Atilla İlhan)
  8. Yok olmak
  9. [-e] Çökmek
    • "İçeriye batmış gözleri kadına dikilmişti." (Sait Faik Abasıyanık)
  10. Daha kötü bir duruma uğramak
  11. Yıkılmak, egemenliği sona ermek
    • "Bizans kurulduğundan battığı tarihe kadar 1125 sene geçmişti." (Yahya Kemal Beyatlı)
  12. [-e] Dokunmak, incitmek
    • "Onun her sözü bana batar."

ACITMA

  1. [isim] Acıtmak işi

YONTMA

  1. [isim] Yontmak işi
    • "Ucu sipsivri bir kurşun kalemi tekrar yontmaya kalktım, ucunu kırdım." (Peyami Safa)
  2. [sıfat] Yontulmuş veya yontularak yapılmış
    • "Yontma taş. Yontma su yolu."

PORTMA
...
YUTMAK

  1. [-i] Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
  2. Tam ve doğru söylememek
    • "Bazı heceleri yutuyor."
  3. İnanmak, aldanmak, kanmak
    • "Bize numara yapma, yutacak enayi değiliz." (Sermet Muhtar Alus)
  4. Söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek
  5. İyice, eksiksiz olarak öğrenmek
    • "Bazen üçer yüz sayfalık iki kitabı birden, yirmi dört saat zarfında hatmedip yuttuğu olurdu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  6. Işık, ses gücünü, parlaklığını azaltmak
    • "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor." (Memduh Şevket Esendal)
  7. Dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak
    • "Ben bu ağır sözleri yutmam."

KATMAK

  1. [-i] Bir şeyin içine, üstüne veya yanına, niteliğini değiştirmek veya niceliğini artırmak için başka bir şey eklemek, karıştırmak, ilave etmek
    • "Sirkeye su katmak."
  2. Bir araya getirmek
    • "Fadime, bu yavru bolluğu arasında kuzuları çocuklara ve çocukları kuzulara katarak en olgun bir saadet içinde yaşamış." (Halide Edip Adıvar)
  3. Birlikte göndermek
    • "Kafileye muhafız katmak."
  4. Döllenmeyi sağlamak için erkek hayvanı dişinin yanına salmak

TUTMAK

  1. [-i] Elde bulundurmak, ele almak
    • "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu." (Ömer Seyfettin)
    • "Geleceği tutmak. Gideceği tutmak."
  2. Ele geçirmek, yakalamak
    • "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı." (Ömer Seyfettin)
  3. Avlamak
    • "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz." (Refik Halit Karay)
  4. Yanında bulundurmak, alıkoymak
    • "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
  5. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
    • "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir." (Sait Faik Abasıyanık)
  6. Kaplamak
    • "Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir." (Tarık Buğra)
  7. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
    • "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. Denetimi ve yetkisi altına almak
  9. Desteklemek, birinden yana çıkmak
  10. Benimsemek, beğenmek
    • "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır." (Tarık Buğra)
  11. Gereğini yapmak, yerine getirmek
    • "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
  12. Uygun gelmek, çelişmez olmak
    • "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu." (Reşat Nuri Güntekin)
  13. Hizmetine almak veya kiralamak
    • "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim." (Peyami Safa)
  14. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
    • "Yapıyı geniş tuttu."
  15. Girişmek, yapmak
    • "Askerden sonra ne iş tutacağını bilmemek kahrediyordu Yusuf'u." (Sait Faik Abasıyanık)
  16. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
    • "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak." (Memduh Şevket Esendal)
  17. Ağrımak, sancımak, musallat olmak
    • "... poker oynanıyor. Yenilirse kızıyor. Başı tutuyor, komşu doktorun hizmetçisini çağırıp çenesini ovduruyor." (Memduh Şevket Esendal)
  18. Ulaşmak, varmak
    • "Hayvanlar, Bağdat Caddesi'ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor." (Sermet Muhtar Alus)
  19. Para toplamı ...-e varmak
    • "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
  20. Uğramak
    • "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
  21. Herhangi bir durumda bulundurmak
    • "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor." (Haldun Taner)
  22. Varsaymak, farz etmek
    • "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti." (Memduh Şevket Esendal)
  23. [-i] Hedef olarak almak
    • "Taşa tutmak."
  24. [-i] Alacağa veya vereceğe saymak
    • "On bin lirayı borcunuza tuttum."
  25. [-i] Yaklaştırmak
    • "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  26. Kullanmak
    • "Yaşmak tutmak. Ustura tutmak."
  27. Bağlamak
    • "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım." (Bekir Sıtkı Erdoğan)
  28. [nsz] Beklenen sonucu vermek
    • "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez." (Şevket Rado)
  29. [nsz] İş görebilmek
    • "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona." (Tarık Buğra)
  30. [nsz] Sürmek, zaman almak
    • "Bu iş iki saat tuttu."
  31. [nsz] Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
    • "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
  32. Giyinmesine yardım etmek
    • "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır." (Tarık Buğra)
  33. Sunmak
    • "Konuklara şeker tutmak."
  34. İşgal etmek
  35. İzlemek
    • "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız." (Refik Halit Karay)
  36. Bırakmamak
    • "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu." (Peyami Safa)
  37. Yönelmek
    • "Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular." (Haldun Taner)
  38. Sarmak, bürümek
    • "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!" (Halk türküsü)
  39. Asılmak, kuvvetlice sarılmak
    • "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş." (Peyami Safa)
  40. Bir kimsenin yerini almak
    • "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  41. Otobüs, vapur, uçak vb. dokunmak, hasta etmek
  42. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
    • "Kapıyı açık tutmayın."
  43. Bir yerde kalmasını sağlamak
  44. Yemek hafifçe yanmak
  45. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
    • "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa, bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim." (Cahit Uçuk)
  46. Biriktirmek, tasarruf etmek
    • "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene." (Memduh Şevket Esendal)
  47. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
  48. Başlamak
    • "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi." (Falih Rıfkı Atay)
  49. Bir şey düşünmek
    • "Herkes aklından bir sayı tutsun."
  50. Markaja almak

UYUTMA

  1. [isim] Uyutmak işi

SATMAK

  1. [-i] Bir değer karşılığında bir malı alıcıya vermek
    • "Geniş arazisini parselleyip sattı." (Tarık Buğra)
  2. [nsz] Kendinde olmayan bir şeyi var gibi göstermek, taslamak
    • "Onun yerinde kim olsa bu kadar azamet satardı." (Peyami Safa)
  3. Bir kimse, kendini veya başkasını olduğundan daha önemli, yetkili ve değerli göstermek
    • "Herhâlde beni de satmasını bilmiş olacaktı ki hatırlılar masasında ehemmiyetli bir adam gibi karşılandım." (Reşat Nuri Güntekin)
  4. Bir çıkar karşılığında bir şeyi gözden çıkarmak, feda etmek
  5. Bir yolunu bularak birinden ayrılmak
    • "Yanımdakini satamazsam size gelemeyeceğim."

ARITMA

  1. [isim] Arıtmak işi

ARTMAK

  1. [isim] Büyük heybe

YIRTMA

  1. [isim] Yırtmak işi

ULUTMA

  1. [isim] Ulutmak işi veya durumu

ATMACA

  1. [isim] Kartalgillerden, ava alıştırılabilen küçük bir yırtıcı kuş, akkuş (Accipiter nisus)
  2. Sapan

YORTMA

  1. [isim] Yortmak işi veya durumu

ISITMA

  1. [isim] Isıtma işi, teshin
  2. Sıtma

AVUTMA

  1. [isim] Avutmak işi, teselli

KATMAN

  1. [isim] Birbiri üzerinde bulunan yassıca maddelerin her biri, tabaka
  2. Altında veya üstünde olan kayaçlardan gözle veya fiziksel olarak az çok ayrılabilen, kalınlığı 1 cm'den az olmayan tortul kayaç birimi, tabaka
  3. Bir toplum içinde makam, şöhret, meslek vb. bakımdan ayrılan topluluklardan her biri, tabaka

UZATMA

  1. [isim] Uzatmak işi, temdit
  2. Sıhhi tesisatçılıkta kısa boruları uzatmak için kullanılan, kısa boru parçası
  3. Bir ucu kıyıya bağlı durumda denize uzatılıp bırakılarak kullanılan balık ağı
  4. Ünlülerin uzun söylenişi
  5. Oyun içerisindeki duraklama dakikaları
  6. Eşit sayılarla biten bir elemeli oyunu, kazananın belli olması amacıyla, kurallarına uygun olarak belli bir süre daha sürdürmek

ONATMA
...
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü