İçinde tm olan 6 harfli 69 kelime var. İçerisinde TM bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tm olan kelimeler listesine ya da Sonu tm ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KITMİR
...
YUTMAK

  1. [-i] Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
  2. Tam ve doğru söylememek
    • "Bazı heceleri yutuyor."
  3. İnanmak, aldanmak, kanmak
    • "Bize numara yapma, yutacak enayi değiliz." (Sermet Muhtar Alus)
  4. Söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek
  5. İyice, eksiksiz olarak öğrenmek
    • "Bazen üçer yüz sayfalık iki kitabı birden, yirmi dört saat zarfında hatmedip yuttuğu olurdu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  6. Işık, ses gücünü, parlaklığını azaltmak
    • "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor." (Memduh Şevket Esendal)
  7. Dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak
    • "Ben bu ağır sözleri yutmam."

ARATMA

  1. [isim] Aratmak işi

DÜRTME

  1. [isim] Dürtmek işi

KATMER

  1. [isim] Bir şeyi oluşturan katlardan her biri
  2. Yağda veya sacda pişirilen bir tür börek
  3. Arasına yağ ve kaymak sürülerek katlanmış yufka ekmeği

YONTMA

  1. [isim] Yontmak işi
    • "Ucu sipsivri bir kurşun kalemi tekrar yontmaya kalktım, ucunu kırdım." (Peyami Safa)
  2. [sıfat] Yontulmuş veya yontularak yapılmış
    • "Yontma taş. Yontma su yolu."

ADATMA

  1. [isim] Adatmak işi

İLETME

  1. [isim] İletmek işi

SATMAK

  1. [-i] Bir değer karşılığında bir malı alıcıya vermek
    • "Geniş arazisini parselleyip sattı." (Tarık Buğra)
  2. [nsz] Kendinde olmayan bir şeyi var gibi göstermek, taslamak
    • "Onun yerinde kim olsa bu kadar azamet satardı." (Peyami Safa)
  3. Bir kimse, kendini veya başkasını olduğundan daha önemli, yetkili ve değerli göstermek
    • "Herhâlde beni de satmasını bilmiş olacaktı ki hatırlılar masasında ehemmiyetli bir adam gibi karşılandım." (Reşat Nuri Güntekin)
  4. Bir çıkar karşılığında bir şeyi gözden çıkarmak, feda etmek
  5. Bir yolunu bularak birinden ayrılmak
    • "Yanımdakini satamazsam size gelemeyeceğim."

GÜTMEK

  1. [-i] Hayvan veya hayvan sürüsünü önüne katıp otlatarak sürmek
  2. [nsz] Bir düşünceyi, bir duyguyu veya bir ilkeyi gerçekleştirmeye çalışmak
    • "Amaç gütmek. Kin gütmek."
  3. Bir kimseyi, bir topluluğu kendi düşünce ve amacı doğrultusunda yönetmek, sevk ve idare etmek

YETMEK

  1. [nsz] Bir gereksinimi karşılayacak, giderecek nicelikte olmak
    • "Hasan'ın gücü yetse belki de dayak atacak." (Halide Edip Adıvar)
    • "Onun okudukları ona yeter de artar bile." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Yeter ki biri ona iyice bakmış, oturup onunla konuşmuş olsun!" (Memduh Şevket Esendal)
  2. [-e] Yeterli sebep olmak
    • "Bir sigara bir ormanı yakmaya yeter."
  3. Kötü bir davranış, durum, tutum yeterli olmak, kâfi gelmek
    • "Bu zulüm artık yeter!"
  4. [-e] Başkasına gereksinim duymamak, kendine yetmek
    • "Kendiyle dolu, kendine yeten, olgun ve aydın bir insanın değil bir günü, bazen bir saati bile yüz binlerce lira değerinde olabilir." (Haldun Taner)
  5. [-e] Bir yaşa erişmek, ulaşmak
    • "At dört, kız on beşe yettiği zaman / Severim kır atı bir de güzeli." (Dadaloğlu)
  6. Olgunlaşmak

AZITMA

  1. [isim] Azıtmak işi

EĞİTME

  1. [isim] Eğitmek işi, terbiye etme

UYUTMA

  1. [isim] Uyutmak işi

ARTMAK

  1. [isim] Büyük heybe

IŞITMA

  1. [isim] Işıtmak işi

YATMAK

  1. [nsz] Bir yere veya bir şeyin üzerine boylu boyunca uzanmak
    • "Dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak." (Nazım Hikmet)
    • "Yatıp kalkıp anama dua ediyorum."
    • "Yatıp kalktığım odamın penceresinden bakınca bir baştan bir başa bütün sokağı görüyordum." (Necati Cumalı)
  2. Uyumak veya dinlenmek için yatağa girmek
    • "Öteki, çok kadınla oynaşmış ve hatta yatıp kalkmış, sevda damarları kaşarlanmış bir gençti." (Memduh Şevket Esendal)
  3. Yatay veya yataya yakın bir duruma gelmek, eğilmek
    • "Rüzgârdan bütün ekinler yattı. Gemi sağa yattı."
  4. Hastalık sebebiyle yatakta kalmak
    • "Gün geçmeden bronşiti, çarpıntısı tutar; yatak yorgan yatar." (Sermet Muhtar Alus)
  5. Geceyi geçirmek üzere bir yerde kalmak
    • "Bu gece nerede yatacağız?"
    • "Tavuk pazarındaki handa yatmakta devam ediyor." (Memduh Şevket Esendal)
  6. Boş yere beklemek
    • "Mallar depoda yatıyor."
  7. İşlemez, çalışmaz durumda kalmak
    • "Gemi limanda yatıyor."
  8. Bir özellik kazanmak için bir şeyin içinde beklemek
    • "Turşu sirkede yatıyor."
  9. Belli bir süreyi cezaevinde geçirmek
  10. Ölü gömülmüş olmak
    • "Mezarlık servilerinin altında ninelerim, teyzelerim yatarlardı." (Halikarnas Balıkçısı)
  11. Düz bir duruma gelmek, düzleşmek
    • "Kumaş iyice ütülenince yattı."
  12. [-le] Cinsel ilişkide bulunmak
  13. Bir düşünceyi veya bir öneriyi benimsemek, razı olmak
  14. Heves etmek, eğilmek
    • "Çalı süpürgelerinin kırmızı çiçeklerindeki bal kokusuna yatmışlardı." (Sait Faik Abasıyanık)
  15. Bulunmak, var olmak
    • "Her ayrıcalık hevesinin kökeninde bir kompleks, bir göstermecilik duygusu yattığı görülür." (Haldun Taner)
  16. Olumsuz veya başarısız bir sonuç almak
    • "Takım bu sezon yattı."
  17. İşsiz kalmak, çalışmamak

BATMAK

  1. [nsz] Bir sıvının üstündeyken içine gömülmek
    • "Sonra hani bir gemimiz batmıştı." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "Belki de battı balık yan gider diye eşinizle birlikte lüks bir gece kulübünü göze aldınız." (Haldun Taner)
  2. Dünyanın dönüşü dolayısıyla güneş, ay ve yıldız ufkun altına inmek
    • "Güneş renksiz bulutlar altında batıyordu." (Ömer Seyfettin)
  3. İflas etmek
  4. Kirlenmek
    • "Üstüm başım battı."
  5. [-e] Saplanmak
    • "Ayağına yolda diken batmıştı." (Osman Cemal Kaygılı)
  6. [-e] Tedirgin etmemesi gereken şeyler tedirgin etmek
    • "Bazı kimselere para batar, sarf edecek yer ararlar."
  7. [-e] Hoşa gitmeyen bir duruma uğramak
    • "Abdi Bey'in sabırsız, çabuk parlamaya yatkın mizacına karısının tevekküllü ve sakinliği fena hâlde batıyor." (Atilla İlhan)
  8. Yok olmak
  9. [-e] Çökmek
    • "İçeriye batmış gözleri kadına dikilmişti." (Sait Faik Abasıyanık)
  10. Daha kötü bir duruma uğramak
  11. Yıkılmak, egemenliği sona ermek
    • "Bizans kurulduğundan battığı tarihe kadar 1125 sene geçmişti." (Yahya Kemal Beyatlı)
  12. [-e] Dokunmak, incitmek
    • "Onun her sözü bana batar."

ONATMA
...
ILITMA

  1. [isim] Ilıtmak işi

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü