İçinde s olan 4 harfli 332 kelime var. İçerisinde S harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında s harfi olan kelimeler listesine ya da sonu s harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

TEST

Kelime Kökeni: İngilizce test

  1. [isim] Bir kimsenin, bir topluluğun doğal veya sonradan kazanılmış yeteneklerini, bilgi ve becerilerini ölçmeye yarayan sınama
  2. [eğitim] Doğru cevabın seçenekler arasından bulunmasına dayanan bir sınav türü
    • "O gün üniversite test sınavında kazanamadığını öğrenmiştir." (Haldun Taner)
  3. [biyoloji, fizik] Biyolojik bir işlevi veya değişmez bir niteliği incelenen bireyin tepkisini, örnek olarak alınan normal bireyinkiyle karşılaştırarak ölçmeye ve değerlendirmeye yarayan yoklama
  4. [tıp] Bir hastalığın varlığını ve niteliğini anlamak için yapılan laboratuvar araştırması
ASIM

  1. [isim] Asmak işi
SIVA

  1. [isim] Herhangi bir yapıdaki yüzeyleri düzgünleştirmek için kullanılan, yarı akışkan, kum, kireç, çimento karışımı veya çamur harç
    • "Onu sıvası dökük, iki göz evinde kınalı saçlı, çipil oğlancığını severken görmeli." (Nezihe Meriç)
  2. Bir yapının duvarlarına sürülen ince harç tabakası
TERS

  1. [sıfat] Bakınız karşıt
  2. [isim] Bir şeyin içe gelen yanı, arkası
    • "Elinin tersiyle küçük bir tokat vurmuştu." (Çetin Altan)
  3. [isim] Kesici bir aletin kesmeyen yanı
    • "Kollarına bıçağın tersiyle birkaç tane vurmuşlar." (Memduh Şevket Esendal)
  4. [mecaz] Uygun olmayan, elverişsiz olan; münasebetsiz
    • "Ters sözlerinle, fazilet iddialarınla beni hırpalama." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  5. [mecaz] Gönül ve cesaret kırıcı, huysuz, sert
    • "Ters adamın işi de ters gider." (Memduh Şevket Esendal)
ASIL

Kelime Kökeni: Arapça aṣl

  1. [isim] Bir şeyin kendisi, kopya karşıtı
    • "Bir belgenin aslı."
  2. Bir şeyin ilk olarak ortaya çıktığı yer
    • "Fuar sözüne gelince onun aslı Latincedir." (Suat Yakup Baydur)
  3. Bakınız gerçeklik
    • "Hâlbuki bunların hiçbirisinin aslı yoktu." (Ömer Seyfettin)
  4. Bakınız soy
    • "İnsan, dedi, aslını unutmamalıdır." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. [sıfat] Bakınız esas
    • "Ama benim asıl niyetim eski sevgilisinin adını öğrenmek." (Ahmet Ümit)
  6. [sıfat] Bakınız temel
  7. [sıfat] Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan
    • "Asıl edebiyat nesirdir." (Yahya Kemal Beyatlı)
  8. [sıfat] Bir görevde asaleten bulunan, yedek karşıtı
    • "Asıl jüri üyesi sınava gelmediğinden yedek üye çağrıldı."
  9. [zarf] Gerçekten, gerçek olarak
    • "Bana umut vermeye çalışıyor ama asıl onun teskin edilmeye ihtiyacı var." (Ahmet Ümit)
SELP

Kelime Kökeni: Arapça selb

  1. [isim, eskimiş] Zorla alma, kapma
  2. Kaldırma, kaçırma, yok etme
SÖVE

  1. [isim] Kapı ve pencerenin yerleştiği kasa, çerçeve
    • "Kendilerini ağaçlara, kapı sövelerine çarpmazlar." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Avlu kapısının iki yanına konan uzun taşlar
    • "Başını kapının taş sövesine koyup bir mektep çocuğu gibi bağıra bağıra ağlamak istiyordu." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
SUCU

  1. [isim] Su satan veya evlere su taşıyan kimse
    • "Kahveci, lokantacı, garson, sucu, dondurmacı, tütüncü... İnenler, binenler oldu." (Cevdet Kudret)
CİPS

Kelime Kökeni: İngilizce chips

  1. [isim] Patates, mısır vb.nden yapılan gevrek atıştırmalık
    • "Elinde koca bir cips torbasıyla bana gülümsüyordu." (Zülfü Livaneli)
ISKA

  1. [isim, argo] Üzerinde durmama, önem vermeme
  2. Boşa çıkarma, rast getirememe
    • "Güzel bir orta ile gole mal olan bir ıskayı ayırt edemez." (Haldun Taner)
  3. Hedefi tutturamama, amaca ulaşamama
ASIK

  1. [sıfat] Kızgınlık, öfke ve hoşnutsuzluk ifade eden (yüz)
    • "O zaman işin rengi değişir, asık yüzünün morluğu uçup giderdi." (Orhan Kemal)
  2. Bakınız asılı
KLAS

Kelime Kökeni: Fransızca classe

  1. [isim, toplum bilimi] Bakınız sınıf
  2. [sıfat, mecaz] Üstün nitelikli, üstün yetenekli
    • "Sait bugün şahane bir oyun çıkarıyor... Klas oyuncu... Sahalarımızın en centilmen futbolcusu..." (Aziz Nesin)
PRES

Kelime Kökeni: Fransızca presse

  1. [isim, teknik] İşletme, onarma, düzletme vb. işlemlerin uygulanması için bir nesneyi, iki ağırlık arasında mekanik olarak sıkıştırmaya yarayan alet; mengene, cendere
  2. Üzüm, elma, zeytin vb. meyve ve sebzeleri sıkarak suyunu, yağını çıkarmakta kullanılan alet veya araç; mengene
  3. [spor] Bakınız baskı
YEİS

Kelime Kökeni: Arapça yeʾs

  1. [isim] Umutsuzluktan doğan karamsarlık, üzüntü
    • "Seni bu derece derin bir ızdıraba, karanlık bir yeise düşüren şey nedir?" (Hüseyin Cahit Yalçın)
ARSA

Kelime Kökeni: Arapça ʿarṣa

  1. [isim] Üzerine yapı yapılmak için ayrılmış yer
    • "Mahalleliler, arsada inşaat var sanırlarken Seyfo arsanın her iki köşesine kardeşleriyle birlikte yaptığı dört tane uzun tahta tezgâh oturttu." (Adnan Özyalçıner)
ORSA

Kelime Kökeni: İtalyanca orza

  1. [isim, denizcilik] Yelkenleri rüzgârın estiği yöne çevirmekte kullanılan, her iki taraftan yelkenin ortasına bağlanan ip
  2. Geminin rüzgâr alan yanı; rüzgârüstü, boca veya rüzgâraltı karşıtı
  3. Geminin, rüzgârın geldiği yöne döndürülmesi
  4. [ünlem] Geminin, rüzgârın geldiği yöne döndürülmesi için söylenen söz
    • "Orsa, diye bağırmasıyla dümeni basması bir oldu." (Halikarnas Balıkçısı)
DEST

Kelime Kökeni: Farsça dest

  1. [isim] Bakınız el (I)
    • "Destime bir kez alaydım elini İstanbul’un." (Âşık Abdi)
SULP

Kelime Kökeni: Arapça ṣulb

  1. [isim, eskimiş] Bel kemiği, omurga
  2. [mecaz] Döl, nesil, zürriyet
    • "Senin sulbünden krallar çıkacak." (Nâzım Hikmet)
  3. [sıfat, fizik] Bakınız katı (I)
SİYA

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim, denizcilik] Kürekleri tersine kullanarak sandalı geriye yürütme
BURS

Kelime Kökeni: Fransızca bourse

  1. [isim] Bir öğrencinin öğrenimini sürdürebilmesi veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü artırması için belli bir süre devlet veya özel kuruluşlarca ödenen aylık para
    • "Öğrenimini tamamlaması için devlet bursuyla Almanya'ya gönderiliyor." (Necati Cumalı)
  2. Bu amaçla vakfedilmiş paranın veya malın geliri
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü