İçinde olgun olan 20 kelime var. İçerisinde OLGUN bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında olgun olan kelimeler listesine ya da sonu olgun ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
DOLGUNLAŞTIRMAK, OLGUNLAŞABİLMEK
DOLGUNLAŞTIRMA, OLGUNLAŞABİLME, OLGUNLAŞTIRMAK
OLGUNLAŞTIRMA
DOLGUNLAŞMAK, SOLGUNLAŞMAK
DOLGUNLAŞMA, OLGUNLAŞMAK, SOLGUNLAŞMA
OLGUNLAŞMA
DOLGUNLUK, SOLGUNLUK
DOLGUNCA, OLGUNLUK
OLGUNCA
DOLGUN, SOLGUN
OLGUN
Olgun Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
5 Harfli Kelimeler
OLGUN
4 Harfli Kelimeler
OLGU, ONLU
3 Harfli Kelimeler
GOL
2 Harfli Kelimeler
GO, OL, ON, UN
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- OLGUNLAŞABİLMEK
-
-
[nesnesiz]
Olgunlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
-
[nesnesiz]
Olgunlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- DOLGUNLAŞTIRMAK
-
-
[-i]
Dolgunlaşma işini yaptırmak
-
[-i]
Dolgunlaşma işini yaptırmak
- OLGUNLAŞABİLME
-
-
[isim]
Olgunlaşabilmek işi
-
[isim]
Olgunlaşabilmek işi
- OLGUNLAŞTIRMAK
-
-
[-i]
Olgun duruma getirmek; oldurmak, pişirmek
-
[-i]
Olgun duruma getirmek; oldurmak, pişirmek
- DOLGUNLAŞTIRMA
-
-
[isim]
Dolgunlaştırmak işi
-
[isim]
Dolgunlaştırmak işi
- OLGUNLAŞTIRMA
-
-
[isim]
Olgunlaştırmak işi
-
[isim]
Olgunlaştırmak işi
- SOLGUNLAŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Solgun duruma gelmek
- "O anda yalnız kahveye değil neredeyse bütün Niksar'a hüzün çöker, lambaların ışığı solgunlaşırdı."
-
[nesnesiz]
Solgun duruma gelmek
- DOLGUNLAŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Dolgun duruma gelmek
-
[nesnesiz]
Dolgun duruma gelmek
- DOLGUNLAŞMA
-
-
[isim]
Dolgunlaşmak işi
-
[isim]
Dolgunlaşmak işi
- SOLGUNLAŞMA
-
-
[isim]
Solgunlaşmak işi
- "Tepedeki parmaklıklı delikten giren ışık, solgunlaşmaya başlamıştı."
-
[isim]
Solgunlaşmak işi
- OLGUNLAŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Meyve olgun duruma gelmek
-
[mecaz]
İnsanın bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş olmak; tekemmül etmek
- "O zamanlar hepsi de daha gençti, bugün yaşlandılar, elbette daha olgunlaştılar."
-
Herhangi bir şey gelişmek, kıvamını bulmak
-
Yazı, düşünce olgun duruma gelmek; tekemmül etmek
-
[nesnesiz]
Meyve olgun duruma gelmek
- OLGUNLAŞMA
-
-
[isim]
Olgunlaşmak işi; tekemmül, tekâmül
- "Çocuğun gelişmesi bir ölçüde olgunlaşma, bir ölçüde öğrenme yoluyla olur."
-
[isim]
Olgunlaşmak işi; tekemmül, tekâmül
- SOLGUNLUK
-
-
[isim]
Solgun olma durumu
-
[isim]
Solgun olma durumu
- DOLGUNLUK
-
-
[isim]
Dolgun olma durumu
-
[isim]
Dolgun olma durumu
- DOLGUNCA
-
-
[sıfat]
Biraz şişman
- "Öbürü dolgunca ve büzme çarşaflı."
-
Bakınız bol (I)
- "Sonra daha dolgunca bir maaşla bir tütün şirketine kasadar oldu."
-
[sıfat]
Biraz şişman
- OLGUNLUK
-
-
[isim]
Meyvelerin olgun, yenilebilir olma durumu
-
[mecaz]
İnsanların bilgi, görgü ve hoşgörü bakımından gereği kadar gelişmiş olma durumu; kâmillik, tamlık, yetkinlik, kemal
- "Yüzündeki incelik, olgunluk onu bambaşka seviyede bir erkek gösteriyor."
-
[isim]
Meyvelerin olgun, yenilebilir olma durumu
- OLGUNCA
-
-
[sıfat]
Olgun gibi, olguna benzer
-
[zarf]
Olgun gibi, olguna benzer bir biçimde
- "Bu tepkiyi olgunca sineye çektiler."
-
[sıfat]
Olgun gibi, olguna benzer
- SOLGUN
-
-
[sıfat]
Rengini, tazeliğini, canlılığını veya parlaklığını yitirmiş olan, solmuş
- "Öyle solgun, öyle zayıftı ki bir yolcudan ziyade bir hastaya benziyordu."
-
[sıfat]
Rengini, tazeliğini, canlılığını veya parlaklığını yitirmiş olan, solmuş
- DOLGUN
-
-
[sıfat]
Dolarak biçimi yuvarlaklaşmış
- "Dolgun yastık."
-
Bakınız balıketinde
- "Dolgun karnını güçlükle taşıyan genç bir kadın gelip oturdu."
-
Çok, bol, fazla, yüksek olan (ücret, para vb.)
- "İlk işi babasını memnun etmek için ona dolgun bir maaşa geçtiğini yazmak olmuş."
-
Şişmiş
- "Sigaradan sararmış dişleriyle dolgun dudaklarını kemiriyor."
-
[mecaz]
Öfke, kızgınlık, kırgınlık vb. duygularla dolu
- "Müftüye karşı adamakıllı dolgundu."
-
[sıfat]
Dolarak biçimi yuvarlaklaşmış
- OLGUN
-
-
[sıfat]
Yenecek duruma gelmiş (meyve)
- "Oluğun altına bir sepet iri, olgun, renkli şeftali koymuşlar."
-
[mecaz]
Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş, ağırbaşlı (kimse); yetkin, kâmil, pişkin
- "Benim bütün cefama olgun adam gibi katlanmasını bilmişti."
-
Gelişmiş, kıvamını bulmuş
-
[mecaz]
Tamamlanmış, iyice işlenmiş (yazı, düşünce vb.); yetkin
-
[sıfat]
Yenecek duruma gelmiş (meyve)