İçinde olgun olan 20 kelime var. İçerisinde OLGUN bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında olgun olan kelimeler listesine ya da sonu olgun ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

15 Harfli Kelimeler

DOLGUNLAŞTIRMAK, OLGUNLAŞABİLMEK

14 Harfli Kelimeler

DOLGUNLAŞTIRMA, OLGUNLAŞABİLME, OLGUNLAŞTIRMAK

13 Harfli Kelimeler

OLGUNLAŞTIRMA

12 Harfli Kelimeler

DOLGUNLAŞMAK, SOLGUNLAŞMAK

11 Harfli Kelimeler

DOLGUNLAŞMA, OLGUNLAŞMAK, SOLGUNLAŞMA

10 Harfli Kelimeler

OLGUNLAŞMA

9 Harfli Kelimeler

DOLGUNLUK, SOLGUNLUK

8 Harfli Kelimeler

DOLGUNCA, OLGUNLUK

7 Harfli Kelimeler

OLGUNCA

6 Harfli Kelimeler

DOLGUN, SOLGUN

5 Harfli Kelimeler

OLGUN

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Olgun Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

G L N O U

5 Harfli Kelimeler

OLGUN

4 Harfli Kelimeler

OLGU, ONLU

3 Harfli Kelimeler

GOL

2 Harfli Kelimeler

GO, OL, ON, UN

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

OLGUNLAŞABİLMEK

  1. [nesnesiz] Olgunlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
DOLGUNLAŞTIRMAK

  1. [-i] Dolgunlaşma işini yaptırmak
OLGUNLAŞABİLME

  1. [isim] Olgunlaşabilmek işi
OLGUNLAŞTIRMAK

  1. [-i] Olgun duruma getirmek; oldurmak, pişirmek
DOLGUNLAŞTIRMA

  1. [isim] Dolgunlaştırmak işi
OLGUNLAŞTIRMA

  1. [isim] Olgunlaştırmak işi
SOLGUNLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Solgun duruma gelmek
    • "O anda yalnız kahveye değil neredeyse bütün Niksar'a hüzün çöker, lambaların ışığı solgunlaşırdı." (Cahit Külebi)
DOLGUNLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Dolgun duruma gelmek
DOLGUNLAŞMA

  1. [isim] Dolgunlaşmak işi
SOLGUNLAŞMA

  1. [isim] Solgunlaşmak işi
    • "Tepedeki parmaklıklı delikten giren ışık, solgunlaşmaya başlamıştı." (Çetin Altan)
OLGUNLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Meyve olgun duruma gelmek
  2. [mecaz] İnsanın bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş olmak; tekemmül etmek
    • "O zamanlar hepsi de daha gençti, bugün yaşlandılar, elbette daha olgunlaştılar." (Nurullah Ataç)
  3. Herhangi bir şey gelişmek, kıvamını bulmak
  4. Yazı, düşünce olgun duruma gelmek; tekemmül etmek
OLGUNLAŞMA

  1. [isim] Olgunlaşmak işi; tekemmül, tekâmül
    • "Çocuğun gelişmesi bir ölçüde olgunlaşma, bir ölçüde öğrenme yoluyla olur."
SOLGUNLUK

  1. [isim] Solgun olma durumu
DOLGUNLUK

  1. [isim] Dolgun olma durumu
DOLGUNCA

  1. [sıfat] Biraz şişman
    • "Öbürü dolgunca ve büzme çarşaflı." (Refik Halit Karay)
  2. Bakınız bol (I)
    • "Sonra daha dolgunca bir maaşla bir tütün şirketine kasadar oldu." (Reşat Nuri Güntekin)
OLGUNLUK

  1. [isim] Meyvelerin olgun, yenilebilir olma durumu
  2. [mecaz] İnsanların bilgi, görgü ve hoşgörü bakımından gereği kadar gelişmiş olma durumu; kâmillik, tamlık, yetkinlik, kemal
    • "Yüzündeki incelik, olgunluk onu bambaşka seviyede bir erkek gösteriyor." (Halide Edip Adıvar)
OLGUNCA

  1. [sıfat] Olgun gibi, olguna benzer
  2. [zarf] Olgun gibi, olguna benzer bir biçimde
    • "Bu tepkiyi olgunca sineye çektiler." (Turgut Özakman)
SOLGUN

  1. [sıfat] Rengini, tazeliğini, canlılığını veya parlaklığını yitirmiş olan, solmuş
    • "Öyle solgun, öyle zayıftı ki bir yolcudan ziyade bir hastaya benziyordu." (Orhan Seyfi Orhon)
DOLGUN

  1. [sıfat] Dolarak biçimi yuvarlaklaşmış
    • "Dolgun yastık."
  2. Bakınız balıketinde
    • "Dolgun karnını güçlükle taşıyan genç bir kadın gelip oturdu." (Burhan Felek)
  3. Çok, bol, fazla, yüksek olan (ücret, para vb.)
    • "İlk işi babasını memnun etmek için ona dolgun bir maaşa geçtiğini yazmak olmuş." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  4. Şişmiş
    • "Sigaradan sararmış dişleriyle dolgun dudaklarını kemiriyor." (Ahmet Ümit)
  5. [mecaz] Öfke, kızgınlık, kırgınlık vb. duygularla dolu
    • "Müftüye karşı adamakıllı dolgundu." (Reşat Nuri Güntekin)
OLGUN

  1. [sıfat] Yenecek duruma gelmiş (meyve)
    • "Oluğun altına bir sepet iri, olgun, renkli şeftali koymuşlar." (Refik Halit Karay)
  2. [mecaz] Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş, ağırbaşlı (kimse); yetkin, kâmil, pişkin
    • "Benim bütün cefama olgun adam gibi katlanmasını bilmişti." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Gelişmiş, kıvamını bulmuş
  4. [mecaz] Tamamlanmış, iyice işlenmiş (yazı, düşünce vb.); yetkin
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü