İçinde lme olan 6 harfli 27 kelime var. İçerisinde LME bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında lme olan kelimeler listesine ya da sonu lme ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Lme Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E L M

2 Harfli Kelimeler

EL, EM, LE, ME

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BÖLMEÇ

  1. [isim] Ambalaj içinde bulunan malları birbirinden ayırmaya yarayan koruyucu parça
BİLMEK

  1. [nesnesiz] Bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, öğrenmiş bulunmak
    • "Bunu bilmek içimi kederle dolduruyordu." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [-i] Bir şeyi anlamak, onun farkına varmak, gerçeğine ermek
  3. [-i] Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak
    • "Yani kısacası bu mükemmel dilimizi kimse bilmez, okumaz." (Burhan Felek)
  4. Beceri ve ustalık isteyen bir işten anlıyor ve o iş elinden geliyor olmak
    • "Dikiş ve ütü bilir, çay servisi yapabilir." (Y. Öztuna)
  5. Birini veya bir şeyi özelliklerinden tanıyıp çıkarmak
    • "Kadıncığım aç. Ben geldim. Bilemedin mi?" (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  6. Bakınız sanmak
  7. [-i] Sorumlu kabul etmek, muhatap kabul etmek
    • "Ben arkadaşını bilmem, seni bilirim."
  8. Bir şeyi yapmaya yeteneği olmak
    • "Sevmeyi bilmek, sevebilmek de bir hüner, bir mutlu Allah vergisiydi." (Sâmiha Ayverdi)
  9. Birinin, bir şeyin veya bir olayın tanıtılan veya belirtilen biçimde olduğunu düşünmek
    • "Bilirim yaşamaz güneşte / Bilirim yaşamaz yan yana aşkla / Ne haksızlık / Ne korku" (Necati Cumalı)
  10. [-i] İşine gelmek, uygun bulmak
    • "Mal almasını bildi de parasını vermeyi mi bilmiyor?"
  11. Bir dili kullanabilmek
    • "Müdüre İngilizce bildiğimi söyledim."
  12. [-i] Öyle olduğunu kabul etmek
    • "Teşekkürü borç bilirim."
    • "Bütün insanları kardeş biliyorum." (Cahit Sıtkı Tarancı)
  13. [dil bilgisi] -a / -e eki almış bir fiilin sonuna gelerek fiilin bildirdiği işi yapma gücünde bildiren birleşik fiiller oluşturur
    • "Anlayabilmek. Gidebilmek. Kapayabilmek. Yazabilmek."
  14. [dil bilgisi] Olumsuz şekli bazı mastarlardan sonra kullanıldığında iş ve hareketin geciktiğini, uzun süre yapılmadığını veya bir türlü olmadığını ifade eder
    • "O melodram ve romantiklik bana sindi. Yılmaz Güney'in Umut (1970) filmini seyredene kadar da gitmek bilmedi." (Başak Deniz Erdoğan-Ayşegül Oğuz)
ÖRÜLME

  1. [isim] Örülmek işi
    • "Kelimelerin seçilmesi, cümlelerin örülmesi, ahengin bulunması için müşahhas esaslara sahip olmuştu." (İbrahim Alâeddin Gövsa)
BİLMEZ

  1. [sıfat] “Anlamaz, saymaz, yapmaz” anlamları ile adlarla birleşerek birleşik sıfat kuran bir söz
SİLMEK

  1. [-i] Bir şeyin ıslaklığını gidererek kuru duruma getirmek
    • "Terlemiş gibi alnını elinin tersiyle sildi." (Ömer Seyfettin)
  2. [nesnesiz] Üzerine genellikle bir bez sürterek tozlarını, kirlerini almak veya parlatmak
    • "Türküler çağırarak tahta siliyorlar." (Yusuf Ziya Ortaç)
  3. Bir yazı, çizgi vb.ni kazıyarak veya sürterek yok etmek
    • "Daktilo yanlışlarını iğneyle kazıyarak sildi."
  4. Tahta malzemeyi makineyle düzgün ve pürüzsüz hâle getirmek
  5. [-i, -den] Üzerini çizerek atmak, yok etmek
    • "Defterden adını silmişler."
  6. [mecaz] İlişkisini koparmak, yok saymak
  7. [-i, -den, mecaz] Üstünlük göstererek o alanda üstün olanları ikinci plana atmak
    • "Takımı sahadan silmek."
  8. [mecaz] Ortadan kaldırmak, yok etmek veya gidermek
    • "Senin gözlerin gönlümü dolduran kara düşünceleri silecek, beni korkulardan kurtaracaktır." (Memduh Şevket Esendal)
EŞİLME

  1. [isim] Eşilmek işi
EKİLME

  1. [isim] Ekilmek işi
GELMEK

  1. [-e, nesnesiz, -den] Ulaşmak, varmak
    • "Gurbetten gelmişim yorgunum hancı / Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş" (Bekir Sıtkı Erdoğan)
  2. Bir yerden getirmek
    • "Adamı Ödemiş’ten aldım geldim, her masrafını çektim." (Necati Cumalı)
  3. Oturmaya, ziyarete gitmek
    • "Dün akşam amcamlar bize geldi."
  4. İsabet etmek
    • "Attığı top gözüme geldi."
  5. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek
    • "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."
  6. Ortaya çıkmak, doğmak
  7. Belli bir süre dolmak
    • "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu." (Necati Cumalı)
  8. Belli bir zamana ulaşmak
  9. Kadar olmak
    • "Boyu ancak omzuna geliyor."
  10. Çıkmak, yönelmek
    • "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."
  11. İzlemek, takip etmek
    • "Çocuklar arkadan geliyordu."
  12. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak
    • "Kahve Brezilya'dan geliyor."
  13. Katılmak, eklenmek
    • "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."
  14. Bakınız türemek
  15. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek
    • "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."
  16. Sonuç çıkmak
    • "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."
  17. Dayanmak, tahammül etmek
    • "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."
  18. Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak
    • "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin." (Refik Halit Karay)
  19. [-e] Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek
    • "Dediğime geldiniz mi?"
  20. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek
    • "Buranın havası iyi geldi."
  21. Kazanılmak, sağlanılmak
    • "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."
  22. Bakınız uymak
    • "Bu ayakkabı sana küçük gelir."
  23. Olmak, -e uğramak
    • "Başımıza bir bela geldi."
  24. Bir şey akmak
    • "Burnundan kan geldi."
  25. Düşmek, rast gelmek
    • "Buraya ışık gelmiyor."
  26. Görünmek, sanılmak
    • "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi." (Haldun Taner)
  27. [-e] Uygun düşmek
    • "Caddelerde oturmaya gelmez." (Ömer Seyfettin)
  28. [-e] Başlamak, ortaya çıkmak
  29. Mal olmak
    • "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."
  30. Biriyle birlikte gitmek
    • "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"
  31. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil
    • "uykusu gelmek."
  32. [yardımcı fiil] Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
    • "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."
  33. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacıklık anlatan deyimler yapar
    • "görmezlikten gelmek."
  34. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar
    • "meydana gelmek."
  35. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil
    • "baktıkça bakası gelmek."
  36. Herhangi bir sırada bulunmak
    • "birinci gelmek."
ÜZÜLME

  1. [isim] Üzülmek durumu
İTİLME

  1. [isim] İtilmek işi
  2. [ruh bilimi] İğrenç, ayıp veya elde edilemez görünen düşüncelerin kişide bilinçaltına sürülmesi
ÇELMEK

  1. [-i] Ayak uzatarak birisini düşürmek
  2. Yolundan çevirmek, engel olmak, engellemek
    • "En tutulmaz penaltıları çeler ama bazen de bakarsın, bacak arasından en olmayacak golleri yerdi." (Haldun Taner)
  3. Örtü vb.ni örtünüp iki ucunu bağlamak
  4. Bir şeyin kenarını verev veya çapraz kesmek; çalmak
  5. [spor] Topa gidiş yönünü değiştirecek biçimde vurmak
  6. [mecaz] Kendi yanına çekmek, beğenisini, sevgisini kazanmak
    • "Gönlümü çelen bir söz söyle."
  7. [mecaz] Düşünce ve davranış birbirini tutmamak, birbirine ters düşmek
    • "Bu sözünüz deminkini çeliyor."
GÜLMEK

  1. [nesnesiz] İnsan, hoşuna veya tuhafına giden olaylar, durumlar karşısında, genellikle sesli bir biçimde duygusunu açığa vurmak
    • "O ne söylese sinirli sinirli ve tabii olmayan gülüşü ile gülüyordu." (Halide Edip Adıvar)
  2. Mutlu, sevinçli zaman geçirmek, eğlenmek, hoşça vakit geçirmek
  3. [-e] Biriyle alay etmek
ÖVÜLME

  1. [isim] Övülmek işi
BÖLMEK

  1. [-i] Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayırmak, taksim etmek
    • "Bir domates aldı, çakıyla dörde böldü." (Necati Cumalı)
  2. [mecaz] Birliğin bozulmasına yol açmak, parçalamak
  3. [matematik] Bir sayının içinde başka bir sayının kaç defa bulunduğunu belirlemek
EĞİLME

  1. [isim] Eğilmek işi
    • "İstese bile kendisini veremiyor, belirsiz bir tiksinti o yöne eğilmesini engelliyordu." (Attilâ İlhan)
  2. [matematik] Bir doğrunun, bir başka doğruya veya düzleme göre eğik olması
  3. [fizik] Yerin manyetik alanında bulunan serbest mıknatıslı bir iğnenin doğrultusu ile yatay düzlem arasındaki açı
ZULMET

Kelime Kökeni: Arapça ẓulmet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız karanlık
    • "Görmek için aydınlık ve görülmemek için zulmet lazımdı." (Falih Rıfkı Atay)
YELMEK

  1. [-e, ağızlardan] Aceleyle, telaşlı bir biçimde koşmak
ÖPÜLME

  1. [isim] Öpülmek işi
    • "Zavallı çocuk bu okşanıp öpülmelerden pancar gibi kızarmış bir hâlde kurtuldu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
EDİLME

  1. [isim] Edilmek işi
    • "Çaylarımıza koşarlar, evimize davet edilmeyi nimet bilirler, etrafımızda dolaşırlar." (Hüseyin Cahit Yalçın)
ÜTÜLME

  1. [isim] Ütülmek işi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü