İçinde lme olan 6 harfli 27 kelime var. İçerisinde LME bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında lme olan kelimeler listesine ya da sonu lme ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Lme Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E L M
2 Harfli Kelimeler
EL, EM, LE, ME
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BÖLMEÇ
-
-
[isim]
Ambalaj içinde bulunan malları birbirinden ayırmaya yarayan koruyucu parça
-
[isim]
Ambalaj içinde bulunan malları birbirinden ayırmaya yarayan koruyucu parça
- BİLMEK
-
-
[nesnesiz]
Bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, öğrenmiş bulunmak
- "Bunu bilmek içimi kederle dolduruyordu."
-
[-i]
Bir şeyi anlamak, onun farkına varmak, gerçeğine ermek
-
[-i]
Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak
- "Yani kısacası bu mükemmel dilimizi kimse bilmez, okumaz."
-
Beceri ve ustalık isteyen bir işten anlıyor ve o iş elinden geliyor olmak
- "Dikiş ve ütü bilir, çay servisi yapabilir."
-
Birini veya bir şeyi özelliklerinden tanıyıp çıkarmak
- "Kadıncığım aç. Ben geldim. Bilemedin mi?"
-
Bakınız sanmak
-
[-i]
Sorumlu kabul etmek, muhatap kabul etmek
- "Ben arkadaşını bilmem, seni bilirim."
-
Bir şeyi yapmaya yeteneği olmak
- "Sevmeyi bilmek, sevebilmek de bir hüner, bir mutlu Allah vergisiydi."
-
Birinin, bir şeyin veya bir olayın tanıtılan veya belirtilen biçimde olduğunu düşünmek
- "Bilirim yaşamaz güneşte / Bilirim yaşamaz yan yana aşkla / Ne haksızlık / Ne korku"
-
[-i]
İşine gelmek, uygun bulmak
- "Mal almasını bildi de parasını vermeyi mi bilmiyor?"
-
Bir dili kullanabilmek
- "Müdüre İngilizce bildiğimi söyledim."
-
[-i]
Öyle olduğunu kabul etmek
- "Teşekkürü borç bilirim."
- "Bütün insanları kardeş biliyorum."
-
[dil bilgisi]
-a / -e eki almış bir fiilin sonuna gelerek fiilin bildirdiği işi yapma gücünde bildiren birleşik fiiller oluşturur
- "Anlayabilmek. Gidebilmek. Kapayabilmek. Yazabilmek."
-
[dil bilgisi]
Olumsuz şekli bazı mastarlardan sonra kullanıldığında iş ve hareketin geciktiğini, uzun süre yapılmadığını veya bir türlü olmadığını ifade eder
- "O melodram ve romantiklik bana sindi. Yılmaz Güney'in Umut (1970) filmini seyredene kadar da gitmek bilmedi."
-
[nesnesiz]
Bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, öğrenmiş bulunmak
- ÖRÜLME
-
-
[isim]
Örülmek işi
- "Kelimelerin seçilmesi, cümlelerin örülmesi, ahengin bulunması için müşahhas esaslara sahip olmuştu."
-
[isim]
Örülmek işi
- BİLMEZ
-
-
[sıfat]
“Anlamaz, saymaz, yapmaz” anlamları ile adlarla birleşerek birleşik sıfat kuran bir söz
-
[sıfat]
“Anlamaz, saymaz, yapmaz” anlamları ile adlarla birleşerek birleşik sıfat kuran bir söz
- SİLMEK
-
-
[-i]
Bir şeyin ıslaklığını gidererek kuru duruma getirmek
- "Terlemiş gibi alnını elinin tersiyle sildi."
-
[nesnesiz]
Üzerine genellikle bir bez sürterek tozlarını, kirlerini almak veya parlatmak
- "Türküler çağırarak tahta siliyorlar."
-
Bir yazı, çizgi vb.ni kazıyarak veya sürterek yok etmek
- "Daktilo yanlışlarını iğneyle kazıyarak sildi."
-
Tahta malzemeyi makineyle düzgün ve pürüzsüz hâle getirmek
-
[-i, -den]
Üzerini çizerek atmak, yok etmek
- "Defterden adını silmişler."
-
[mecaz]
İlişkisini koparmak, yok saymak
-
[-i, -den, mecaz]
Üstünlük göstererek o alanda üstün olanları ikinci plana atmak
- "Takımı sahadan silmek."
-
[mecaz]
Ortadan kaldırmak, yok etmek veya gidermek
- "Senin gözlerin gönlümü dolduran kara düşünceleri silecek, beni korkulardan kurtaracaktır."
-
[-i]
Bir şeyin ıslaklığını gidererek kuru duruma getirmek
- EŞİLME
-
-
[isim]
Eşilmek işi
-
[isim]
Eşilmek işi
- EKİLME
-
-
[isim]
Ekilmek işi
-
[isim]
Ekilmek işi
- GELMEK
-
-
[-e, nesnesiz, -den]
Ulaşmak, varmak
- "Gurbetten gelmişim yorgunum hancı / Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş"
-
Bir yerden getirmek
- "Adamı Ödemiş’ten aldım geldim, her masrafını çektim."
-
Oturmaya, ziyarete gitmek
- "Dün akşam amcamlar bize geldi."
-
İsabet etmek
- "Attığı top gözüme geldi."
-
Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek
- "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."
-
Ortaya çıkmak, doğmak
-
Belli bir süre dolmak
- "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."
-
Belli bir zamana ulaşmak
-
Kadar olmak
- "Boyu ancak omzuna geliyor."
-
Çıkmak, yönelmek
- "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."
-
İzlemek, takip etmek
- "Çocuklar arkadan geliyordu."
-
Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak
- "Kahve Brezilya'dan geliyor."
-
Katılmak, eklenmek
- "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."
-
Bakınız türemek
-
Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek
- "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."
-
Sonuç çıkmak
- "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."
-
Dayanmak, tahammül etmek
- "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."
-
Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak
- "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."
- "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."
-
[-e]
Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek
- "Dediğime geldiniz mi?"
-
Etkisini herhangi bir biçimde göstermek
- "Buranın havası iyi geldi."
-
Kazanılmak, sağlanılmak
- "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."
-
Bakınız uymak
- "Bu ayakkabı sana küçük gelir."
-
Olmak, -e uğramak
- "Başımıza bir bela geldi."
-
Bir şey akmak
- "Burnundan kan geldi."
-
Düşmek, rast gelmek
- "Buraya ışık gelmiyor."
-
Görünmek, sanılmak
- "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."
-
[-e]
Uygun düşmek
- "Caddelerde oturmaya gelmez."
-
[-e]
Başlamak, ortaya çıkmak
-
Mal olmak
- "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."
-
Biriyle birlikte gitmek
- "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"
-
İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil
- "uykusu gelmek."
-
[yardımcı fiil]
Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
- "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."
-
-mez, -mezlik ile birlikte yapmacıklık anlatan deyimler yapar
- "görmezlikten gelmek."
-
Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar
- "meydana gelmek."
-
-dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil
- "baktıkça bakası gelmek."
-
Herhangi bir sırada bulunmak
- "birinci gelmek."
-
[-e, nesnesiz, -den]
Ulaşmak, varmak
- ÜZÜLME
-
-
[isim]
Üzülmek durumu
-
[isim]
Üzülmek durumu
- İTİLME
-
-
[isim]
İtilmek işi
-
[ruh bilimi]
İğrenç, ayıp veya elde edilemez görünen düşüncelerin kişide bilinçaltına sürülmesi
-
[isim]
İtilmek işi
- ÇELMEK
-
-
[-i]
Ayak uzatarak birisini düşürmek
-
Yolundan çevirmek, engel olmak, engellemek
- "En tutulmaz penaltıları çeler ama bazen de bakarsın, bacak arasından en olmayacak golleri yerdi."
-
Örtü vb.ni örtünüp iki ucunu bağlamak
-
Bir şeyin kenarını verev veya çapraz kesmek; çalmak
-
[spor]
Topa gidiş yönünü değiştirecek biçimde vurmak
-
[mecaz]
Kendi yanına çekmek, beğenisini, sevgisini kazanmak
- "Gönlümü çelen bir söz söyle."
-
[mecaz]
Düşünce ve davranış birbirini tutmamak, birbirine ters düşmek
- "Bu sözünüz deminkini çeliyor."
-
[-i]
Ayak uzatarak birisini düşürmek
- GÜLMEK
-
-
[nesnesiz]
İnsan, hoşuna veya tuhafına giden olaylar, durumlar karşısında, genellikle sesli bir biçimde duygusunu açığa vurmak
- "O ne söylese sinirli sinirli ve tabii olmayan gülüşü ile gülüyordu."
-
Mutlu, sevinçli zaman geçirmek, eğlenmek, hoşça vakit geçirmek
-
[-e]
Biriyle alay etmek
-
[nesnesiz]
İnsan, hoşuna veya tuhafına giden olaylar, durumlar karşısında, genellikle sesli bir biçimde duygusunu açığa vurmak
- ÖVÜLME
-
-
[isim]
Övülmek işi
-
[isim]
Övülmek işi
- BÖLMEK
-
-
[-i]
Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayırmak, taksim etmek
- "Bir domates aldı, çakıyla dörde böldü."
-
[mecaz]
Birliğin bozulmasına yol açmak, parçalamak
-
[matematik]
Bir sayının içinde başka bir sayının kaç defa bulunduğunu belirlemek
-
[-i]
Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayırmak, taksim etmek
- EĞİLME
-
-
[isim]
Eğilmek işi
- "İstese bile kendisini veremiyor, belirsiz bir tiksinti o yöne eğilmesini engelliyordu."
-
[matematik]
Bir doğrunun, bir başka doğruya veya düzleme göre eğik olması
-
[fizik]
Yerin manyetik alanında bulunan serbest mıknatıslı bir iğnenin doğrultusu ile yatay düzlem arasındaki açı
-
[isim]
Eğilmek işi
- ZULMET
-
Kelime Kökeni: Arapça ẓulmet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız karanlık
- "Görmek için aydınlık ve görülmemek için zulmet lazımdı."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız karanlık
- YELMEK
-
-
[-e, ağızlardan]
Aceleyle, telaşlı bir biçimde koşmak
-
[-e, ağızlardan]
Aceleyle, telaşlı bir biçimde koşmak
- ÖPÜLME
-
-
[isim]
Öpülmek işi
- "Zavallı çocuk bu okşanıp öpülmelerden pancar gibi kızarmış bir hâlde kurtuldu."
-
[isim]
Öpülmek işi
- EDİLME
-
-
[isim]
Edilmek işi
- "Çaylarımıza koşarlar, evimize davet edilmeyi nimet bilirler, etrafımızda dolaşırlar."
-
[isim]
Edilmek işi
- ÜTÜLME
-
-
[isim]
Ütülmek işi
-
[isim]
Ütülmek işi