İçinde kül olan 8 harfli 30 kelime var. İçerisinde KÜL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında kül olan kelimeler listesine ya da sonu kül ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Kül Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

K L Ü

3 Harfli Kelimeler

KÜL, LÜK

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KÜLFETLİ

  1. [sıfat] Sıkıcı, zor, yorucu, özen isteyen
  2. Büyük masraf gerektiren
    • "Gece sokağa çıkmaktan korktuğum için değil, bizim tarafta sokağa çıkmak külfetli oluyor da ondan." (Burhan Felek)
BÜKÜLMEK

  1. [nesnesiz] Bükme işine konu olmak; bükünmek
    • "Yerde kenarı bükülmüş bir seccade vardı." (Falih Rıfkı Atay)
  2. İplik eğrilmek
  3. Eğik bir duruma gelmek
  4. Bakınız yönelmek
KÜLLEMEK

  1. [-i] Genellikle ateşin üzerini külle örtmek
  2. [mecaz] Bir acıyı, bir sıkıntıyı unutturmak
SİRKÜLER

Kelime Kökeni: Fransızca circulaire

  1. [isim] Bakınız genelge
  2. Bakınız duyurum
TEŞEKKÜL

Kelime Kökeni: Arapça teşekkul

  1. [isim] Bakınız oluşum
  2. Bakınız örgüt
    • "Fikir hürriyetini terviç eden teşekküller İslam memleketlerinde kökleşmiş bulunuyordu." (Asaf Halet Çelebi)
OKÜLTİZM

Kelime Kökeni: Fransızca occultisme

  1. [isim] Bakınız gizlicilik
DÖKÜLGEN

  1. [sıfat] Dökülme özelliği olan
  2. [isim, bitki bilimi] Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde daha çok şıralık olarak üretilen, orta kalın kabuklu, beyaz renkli bir tür üzüm
ESKÜLABİ

Kelime Kökeni: Farsça ez + Arapça kullābī

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız üstü kapalı
    • "Babama yazdığın mektupta eskülabi bir cümle ile geçiştirmişsin. Demek iş yok." (Sabahattin Eyüboğlu)
BÜKÜLGEN

  1. [sıfat] Kolay eğilip bükülen
  2. [dil bilgisi] Bakınız bükümlü
MAJÜSKÜL

Kelime Kökeni: Fransızca majuscule

  1. [isim, dil bilgisi] Bakınız büyük harf
PARTİKÜL

Kelime Kökeni: Fransızca particule

  1. [isim, fizik] Bakınız parçacık
KÜLTÜREL

Kelime Kökeni: Fransızca culturel

  1. [sıfat] Kültüre ilişkin, kültürle ilgili; ekinsel
    • "Magazin yazarları, kültürel yaşamımıza el koydular." (Adalet Ağaoğlu)
MİNÜSKÜL

Kelime Kökeni: Fransızca minuscule

  1. [isim, dil bilgisi] Bakınız küçük harf
KÜLLİYET

Kelime Kökeni: Arapça kulliyyet

  1. [isim, eskimiş] Bütünlük, tümlük
  2. Çokluk, bolluk
SÖKÜLMEK

  1. [nesnesiz] Sökme işine konu olmak
    • "Kitaplıklarım da oradan buradan sökülmüş, tahtalar sarkıyor." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [-i, argo] Parayı istemeyerek vermek, harcamak
DÖKÜLMEK

  1. [nesnesiz] Dökme işi yapılmak veya dökme işine konu olmak
    • "Bekliyorum. Bir gül döküldü vazoda / Bekliyorum. Ses yok ölgün piyanoda" (Halit Fahri Ozansoy)
  2. Yaprak, saç, diş, sıva bağlı bulunduğu yerden veya organdan kopup düşmek
  3. Kumaş dökümlü olmak
  4. Bir işi, bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik olmak
  5. [-e] Bir yere düşmek
    • "Bizim motor ikiye bölünüp suya döküldüğümüzde dört kişiydik." (Zeyyat Selimoğlu)
  6. Çıkmak, ortaya konulmak
    • "Âdeta düşünmeksizin kaleminden masal sahnelerine benzeyen dağ, dere, uçurum resimleri dökülüyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
  7. Bir şey kaplamak, yayılmak
    • "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor." (Memduh Şevket Esendal)
  8. [-e] Salınmak, serbest bırakılmak
    • "Saçlarını arkaya atıp ensesine dökülen buklelerini kabarttı." (Haldun Taner)
  9. [-e, mecaz] Kır, sokak vb. yerlerde insanlar çokça birikmek
    • "Bahar o sene erken gelmiş, herkes tarlalara dökülmüştü." (Sait Faik Abasıyanık)
  10. [mecaz] Çok eskimiş olmak, değerini ve güzelliğini yitirmek
    • "Yaşayan, var olan her şey eskiyip dökülecek." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
  11. [mecaz] Çok yorgun, hasta olmak
    • "Erkek arıların takatleri kesilmeye başlar, bir bir dökülür, ölür giderler." (Tarık Buğra)
  12. [coğrafya] Akarsular, göl veya denize akmak
KÜLLİYAT

Kelime Kökeni: Arapça kulliyyāt

  1. [isim] Bir yazarın bütün eserlerini içeren dizi
    • "Başlıca şair ve nasirleri tamamıyla öğrenmek için külliyat okumak merakına düştüm." (Yahya Kemal Beyatlı)
PÜSKÜLLÜ

  1. [sıfat] Püskülü olan, püskül takılmış olan
    • "Bu püsküllü şapka, boyunu biraz daha uzatmış." (Memduh Şevket Esendal)
KÜLLİYEN

Kelime Kökeni: Arapça kulliyyen

  1. [zarf, eskimiş] Bakınız tamamen
KÜLHANCI

  1. [isim] Hamam ocağını yakan kimse
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü