İçinde karma olan 8 harfli 5 kelime var. İçerisinde KARMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında karma olan kelimeler listesine ya da sonu karma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Karma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A A K M R

5 Harfli Kelimeler

KARMA, MARKA, RAKAM, RAMAK

4 Harfli Kelimeler

AKAR, AKMA, AKRA, ARAK, ARKA, ARMA, KAMA, KARA, MARK

3 Harfli Kelimeler

AKA, AMA, ARA, ARK, KAM, KAR, RAM

2 Harfli Kelimeler

AK, AM, AR, MA, RA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

YAKARMAK

  1. [-e] Israrlı bir biçimde istemek; yalvarmak
    • "Yalvarmak, yakarmak nafile bugün / Gözünün yaşına bakmadan gider" (Cahit Sıtkı Tarancı)
  2. Tanrı'ya içten yalvararak dua etmek, niyaz etmek
KARMALIK

  1. [isim] Karma olma durumu
    • "Meclisin bütün karmalığı bu yuvarlak sofranın etrafında idi." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Karmak için kullanılan, içinde karma işi yapılan
    • "Elindeki yem ve karmalık kaplarını bir kenara fırlattı." (Yılmaz Yavuz)
ÇIKARMAK

  1. [-den] Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak
  2. [-i] Sonunu getirmek
    • "Hacı Bey, ayazın tükürük dondurduğu bir gün, yakacak sıkıntısından konuşulurken, ‘Eee Ali Emmi, biz bu kışı zor çıkarırız' demişti de..." (Tarık Buğra)
  3. [-i] Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek
    • "Nereden geliyordu, akşam olunca hangi yöne gidiyordu, bir türlü çıkaramadım." (Yaşar Kemal)
  4. [-i] Bulmak, ortaya koymak
    • "Sultanahmet Camisi'nde vaaz veren hocanın bile yanlışını çıkarmış..." (Aziz Nesin)
  5. [-i] Bakınız anımsamak
    • "Adamı nereden tanıdığımı tam olarak çıkarmaya çalıştım." (Necati Cumalı)
  6. [-i, -den] Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek
    • "Şimdilik bana karşı çok efendice davranıyor, beni rahat bırakıyor ama yarın ve daha sonra bu sabrının acısını benden çıkarmak istemeyecek mi?" (Muazzez Tahsin Berkand)
  7. [-i, -den] Sağlamak, elde etmek
    • "Allah adama kuvvet verirse rızkını taştan çıkarır." (Ahmet Kutsi Tecer)
  8. [-i, nesnesiz] Gibi göstermek, bir davranış yüklemek
    • "İçine kapanık, uysal, karşılaştığı sevindirici olayları başkalarının iyiliğiyle açıklayıp ters giden her işte kendini suçlu çıkaran bir insandı." (Necati Cumalı)
  9. [-i] Bakınız kusmak
    • "Sonunda dayanamayıp o gece ne yediyse çıkardı." (İhsan Oktay Anar)
  10. İlgisini keserek uzaklaştırmak
  11. [-i] Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak
    • "İhtiyar hatun, onun ayakkabılarını ve ceketini çıkarıp çekilip gitmişti." (Sait Faik Abasıyanık)
  12. [-i] Bakınız yayımlamak
    • "Gençlerin tenkitlerini gördü, yeni çıkardıkları edebiyat tarihlerini karıştırdı." (Orhan Seyfi Orhon)
  13. [-i] Bir şeyi temizlemek
    • "Üstünde kahverengi bir sandık lekesi vardı. ‘Bu leke çıkar mı?’ diye sordum gömleği satan ihtiyar kadına." (Mina Urgan)
  14. [nesnesiz] Ortaya koymak
    • "İşin aslı, bu hikâyenin çok daha ötesinde iyi bir iş çıkardım." (Adem Dönmez)
  15. [-e, nesnesiz] İkram etmek
    • "Konuklara çerez çıkardı."
  16. [-e, -i] Bakınız göstermek
    • "Sosyeteye bir ustabaşıyı kocam diye çıkaracaksın." (Memduh Şevket Esendal)
  17. [-i, -le] Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak
    • "Yeni öğrendiği bir tangoyu piyanoda tek parmakla çıkarmaya çalışan İlhami..." (Haldun Taner)
  18. [nesnesiz] Bakınız boşaltmak
    • "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik." (Refik Halit Karay)
  19. [nesnesiz] Resim yapmak
  20. [nesnesiz] Fotoğraf çektirmek
  21. [-i, mecaz] Bir şeyi açık etmek
    • "Bu dedikoduyu ortaya mutlak bizim arkadaş çıkarmıştır." (Osman Cemal Kaygılı)
  22. [-i, -den, matematik] Bir sayıyı başka bir sayı kadar eksiltmek; tarh etmek
KARMAŞIK

  1. [sıfat] İçinde aynı cinsten birçok öge bulunan, birbirine az çok aykırı birçok şeyden oluşan
    • "Kendisi gökyüzünde siyah nokta gibi görünüyordu; ancak ormanda, bu kadar karmaşık yerde, saklanan sincabı nasıl görebildi?" (Yılmaz Gürbüz)
  2. [kimya] Çözeltide kendisini oluşturan parçalara iki yönlü olarak ayrışan (iyon veya birleşik); kompleks
  3. [teknoloji] Üstün teknolojisi olan; sofistike
  4. [mecaz] Ögelerinin veya gerekli işlemlerin sayısının çokluğu, çeşitliliği yüzünden anlaşılması, yapılması güç olan; komplike
    • "Gerçi olaylar örgüsü, karmaşık olmasına burada da karmaşıktır." (Mina Urgan)
  5. [mecaz] Anlaşılması güç olan (durum); ağdalı, sofistike
KARMAŞMA

  1. [isim] Karmaşmak işi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü