İçinde aş olan 8 harfli 326 kelime var. İçerisinde AŞ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında aş olan kelimeler listesine ya da Sonu aş ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- MAŞALLAH
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[ünlem]
(ma:şalla:h) "Ne güzel, Allah nazardan saklasın" anlamlarında beğenme duyguları bildiren bir söz
- "Maşallah! Şu güzelliğe bak, Ruhsar..." (Atilla İlhan)
- "Çocuğun bugün maşallahı var, hiç huysuzluk etmedi."
-
(ma:şalla:h) Umulmadık durumlar karşısında şaşkınlık ve sitem belirtmek için söylenen bir söz
- "Baksana... Maşallah üçü de çocukluktan çoktan çıkmışlar!" (Osman Cemal Kaygılı)
-
[isim]
(ma:şallah) Nazar değmemesi için çocukların üzerine takılan veya çeşitli araç, bina vb. yerlere asılan, üstünde "maşallah" yazılı nazarlık
-
[ünlem]
(ma:şalla:h) "Ne güzel, Allah nazardan saklasın" anlamlarında beğenme duyguları bildiren bir söz
- MUAŞERET
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Birbiriyle toplumsal ilişkiler içinde bulunma
- "Biz bu farkın muaşeretten üsluba, insan ve zevke kadar derinleştiğine inanıyoruz." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
-
[isim]
Birbiriyle toplumsal ilişkiler içinde bulunma
- SATAŞKAN
-
-
[sıfat]
Sataşan, saldırgan, mütecaviz
-
[sıfat]
Sataşan, saldırgan, mütecaviz
- OYNAŞLIK
-
-
[isim]
Oynaşın işi veya mesleği
- "Para ile gart garılara oynaşlık ediyormuşsun, diye arsız arsız sırıtmıştı." (Haldun Taner)
-
[isim]
Oynaşın işi veya mesleği
- ŞAŞIRMAK
-
-
[-i]
Bir işe nasıl başlayıp o işi nasıl sürdüreceğini ve nasıl sonuçlandıracağını bilemeyecek duruma gelmek, içinden çıkamamak
- "Söyleyeceğini şaşırmak."
- "Hasta adamı da evden çıkarıp atmak olmaz, ne yapacağını şaşırmış kalmış." (Memduh Şevket Esendal)
-
[nsz]
Doğru, gerçek ve gerekli olanı ayırt edemeyecek duruma gelmek
- "Hastasını muayene ederken başında bulundular mı hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır, ya kalbi bulamaz ya nabzı şaşırır." (Atilla İlhan)
-
[nsz]
Ne yapmak gerektiğini bilememek, nasıl davranacağını kestirememek, hayret etmek
- "... o kadar bağırırdı ki nihayet herif sersem olur, şaşırır, istediğini verirdi." (Memduh Şevket Esendal)
-
[-i]
Bir işe nasıl başlayıp o işi nasıl sürdüreceğini ve nasıl sonuçlandıracağını bilemeyecek duruma gelmek, içinden çıkamamak
- MEVKİDAŞ
- ...
- BAŞYAYLA
- ...
- YAKLAŞMA
-
-
[isim]
Yaklaşmak işi, iktiran
-
[isim]
Yaklaşmak işi, iktiran
- GÖNÜLDAŞ
-
-
[isim]
Duyguları aynı olanlardan her biri, candan dost
-
[isim]
Duyguları aynı olanlardan her biri, candan dost
- MUMLAŞMA
-
-
[isim]
Mumlaşmak işi
-
[isim]
Mumlaşmak işi
- OCAKBAŞI
-
-
[isim]
Ocağın başında yemek yeme
-
[isim]
Ocağın başında yemek yeme
- KÖŞEBAŞI
-
-
[isim]
Bir sokağın başka bir sokakla veya caddeyle kesiştiği yer
- "Şu iki köşebaşı arasında senelerden beri ne hatıralar?" (Peyami Safa)
- "Amatör diplomatlar, küme küme köşebaşlarını tutmuş ve bozgunculuk propagandasına girmişti." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
Önemli makam
-
[isim]
Bir sokağın başka bir sokakla veya caddeyle kesiştiği yer
- KUBAŞMAK
-
-
[nsz]
İmece ile iş yapmak, yardımlaşmak
-
[nsz]
İmece ile iş yapmak, yardımlaşmak
- SIRDAŞÇA
-
-
[zarf]
Sırdaşlığa yakışır bir biçimde
- "Baş başa verip birbirlerine sırdaşça bir şeyler fısıldıyorlar." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
[zarf]
Sırdaşlığa yakışır bir biçimde
- ULULAŞMA
-
-
[isim]
Ululaşmak işi
-
[isim]
Ululaşmak işi
- AŞTIRMAK
-
-
[-i]
Aşma işini yaptırmak
-
[-i]
Aşma işini yaptırmak
- GÖRÜŞTAŞ
- ...
- KAMAŞMAK
-
-
[nsz]
Güçlü bir ışık sebebiyle göz bakamaz olmak
- "Işıktan gözlerimiz kamaşıyor." (Refik Halit Karay)
-
Ekşi bir şey sebebiyle diş uyuşup tedirginlik vermek
-
[nsz]
Güçlü bir ışık sebebiyle göz bakamaz olmak
- BAŞLIKLI
-
-
[sıfat]
Başlığı olan
- "Kırmızı önlüklü, siyah başlıklı kadınlar..." (Ömer Seyfettin)
-
Başlığı olan, antetli, anteti olan (yazı, kâğıt vb.)
-
[sıfat]
Başlığı olan
- BAŞSAVCI
-
-
[isim]
En üst düzeydeki savcı
-
[isim]
En üst düzeydeki savcı