İçinde akma olan 6 harfli 6 kelime var. İçerisinde AKMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında akma olan kelimeler listesine ya da sonu akma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Akma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A A K M

4 Harfli Kelimeler

AKMA, KAMA

3 Harfli Kelimeler

AKA, AMA, KAM

2 Harfli Kelimeler

AK, AM, MA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

YAKMAK

  1. [-i] Yanmasını sağlamak veya yanmasına yol açmak, tutuşturmak
    • "Bir aralık odaya baktı, sobayı yakmaları için kızlara bir şey söylememişti." (Halit Ziya Uşaklıgil)
  2. Ateşle yok etmek
    • "Çöpleri yakmak."
  3. Işık vermesini sağlamak
    • "Mavi ışıklı ispirto lambalarını yakarlar." (Sait Faik Abasıyanık)
  4. Isı etkisiyle zarar vermek
    • "Eteği ütülerken yaktı."
  5. Keskin, sert ve ısırıcı bir duyum vermek
    • "Biber ağzı yakar."
  6. Yanıyormuş gibi bir etki yapmak; alazlamak
    • "Hekime daima şarabın midelerini yaktığından bahsederler." (Falih Rıfkı Atay)
  7. Kurutmak, zarar vermek
    • "Fırtına ekinleri yakmıştı." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. [nesnesiz] Çok sıcak olmak
    • "Bugün güneş yakıyor."
  9. Bakınız karartmak
    • "Güneşte vücudunu yaktı."
  10. [tıp] Tedavi etmek amacıyla doku, damar vb. dağlamak
  11. [mecaz] Silahla vurmak
  12. [mecaz] Yıkıma, zarara yol açmak, büyük bir zarara uğratmak, mahvetmek
    • "Gözü mavi, boyu kısa, kendi muhacir olmasın. Ne olursa olsun makbulüm. Aman bu üçüne dikkat et. Beni yakma." (Ömer Seyfettin)
  13. [mecaz] Güçlü sevgi uyandırmak
  14. [mecaz] Zamanında kullanılmadığından hükmünü yitirmek
    • "Biletini ve tatilini yaktı."
KAKMAK

  1. [-i] İtmek, vurmak
  2. [nesnesiz] Kakma yapmak; hakketmek, kakalamak (I)
  3. Vurarak dar bir yere sokmak
    • "Kimi duvarlarına renkli taşlar kaktı. Kimi bahçesine ağaç dikti." (Lâtife Tekin)
ÇAKMAK

  1. [isim] Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası
    • "Nasıl oldu bilmem, eğilip yakarken çakaralmaz çakmak kıvılcım çıkardı." (Burhan Felek)
  2. Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti
  3. [askerlik] Tabanca veya tüfeklerde bulunan tetik düzeni
YAKMAÇ

  1. [isim, teknik] Bakınız brülör
BAKMAK

  1. [-e] Bakışı bir şey üzerine çevirmek
    • "Zamanla nasıl değişiyor insan / Hangi resmime baksam ben değilim" (Cahit Sıtkı Tarancı)
  2. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak
    • "Limana bakan penceresinden deniz görünürdü." (Orhan Veli Kanık)
  3. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek; esermek
  4. Bakınız geçindirmek
    • "Üç çocuklu bir aileye bakıyor."
  5. Bir iş birinden beklenmek
    • "Evin bütün işleri bana bakıyor."
  6. Hastayı muayene etmek
    • "Tekrar yukarı çıktık, doktor baksın da bir şey desin diye beklemeye başladık."
  7. Tedavi etmek için ilgilenmek
  8. Görüp incelemek
    • "Git bak bakalım, evdeler mi? Şu hesaba sen de bak."
  9. Kontrol etmek
    • "Yemeğin tadına bakar mısınız?"
  10. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak
    • "Pasaport işine polis bakar."
  11. [nesnesiz] İtina göstermek; ilgilenmek
    • "Baktılar, ettiler; ilaç, tedavi faydası olmadı." (Erhan Bener)
  12. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak
    • "Çocuğum, sen derslerine bak."
  13. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak
    • "Bu iş beş bin liraya bakar."
  14. Bir şeyi gözetmek, korumak
  15. -e benzemek
    • "Bu kumaşın rengi yeşile bakıyor."
  16. [nesnesiz] Bir şeyin farkına varmak
    • "Bazı akşamlar bakarım Halil savuşur, nereye gittiğini de kimseye söylemez." (Memduh Şevket Esendal)
  17. Özen göstermek
    • "Vaktini boş geçirmemeye bak!"
TAKMAK

  1. [-i] Bir şeyi başka bir yere uygun bir biçimde tutturmak, iliştirmek, geçirmek
    • "Gözlüğünü takıp masaya eğildi." (Refik Halit Karay)
  2. [-e, nesnesiz] Düğün vb. törenlerde takı armağan etmek
    • "Geline pırlanta yüzük takmışlar."
  3. [-e, -i] Ad, lakap koymak
    • "Ona bu adı kim takmıştır, ne zaman takmıştır, bilemiyor." (Haldun Taner)
  4. [nesnesiz] Bakınız kuşanmak
    • "Kılıç takmak."
  5. Kendisiyle birlikte götürmek, yanına almak veya arkasından izletmek
    • "Arabaya hafiye kıyafetinde polis memurları da takıyorlar." (Yusuf Ziya Ortaç)
  6. [-e, mecaz] Biriyle olumsuz olarak uğraşmak
    • "Matematik öğretmeni ona taktığı için dersten kaldı."
  7. [argo] Borç bırakmak
    • "Bu eve asilzadelerin biri girip öteki giderdi. Giden kirayı takar, gelen ortalığı kasıp kavururdu." (Peyami Safa)
  8. [argo] Önemsemek, önem vermek; tınmak
    • "Dün koskoca bir mebus kızıyken, bir zamanların Şalvarlı Nuriyesi'ni takar mıyım?" (Adalet Ağaoğlu)
  9. [-den, -de, argo] Sınavını başaramamak
    • "Bütün derslerden takarak sınıfta kaldı."
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü