İçinde akma olan 6 harfli 6 kelime var. İçerisinde AKMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında akma olan kelimeler listesine ya da sonu akma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Akma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A A K M
4 Harfli Kelimeler
AKMA, KAMA
3 Harfli Kelimeler
AKA, AMA, KAM
2 Harfli Kelimeler
AK, AM, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YAKMAK
-
-
[-i]
Yanmasını sağlamak veya yanmasına yol açmak, tutuşturmak
- "Bir aralık odaya baktı, sobayı yakmaları için kızlara bir şey söylememişti."
-
Ateşle yok etmek
- "Çöpleri yakmak."
-
Işık vermesini sağlamak
- "Mavi ışıklı ispirto lambalarını yakarlar."
-
Isı etkisiyle zarar vermek
- "Eteği ütülerken yaktı."
-
Keskin, sert ve ısırıcı bir duyum vermek
- "Biber ağzı yakar."
-
Yanıyormuş gibi bir etki yapmak; alazlamak
- "Hekime daima şarabın midelerini yaktığından bahsederler."
-
Kurutmak, zarar vermek
- "Fırtına ekinleri yakmıştı."
-
[nesnesiz]
Çok sıcak olmak
- "Bugün güneş yakıyor."
-
Bakınız karartmak
- "Güneşte vücudunu yaktı."
-
[tıp]
Tedavi etmek amacıyla doku, damar vb. dağlamak
-
[mecaz]
Silahla vurmak
-
[mecaz]
Yıkıma, zarara yol açmak, büyük bir zarara uğratmak, mahvetmek
- "Gözü mavi, boyu kısa, kendi muhacir olmasın. Ne olursa olsun makbulüm. Aman bu üçüne dikkat et. Beni yakma."
-
[mecaz]
Güçlü sevgi uyandırmak
-
[mecaz]
Zamanında kullanılmadığından hükmünü yitirmek
- "Biletini ve tatilini yaktı."
-
[-i]
Yanmasını sağlamak veya yanmasına yol açmak, tutuşturmak
- KAKMAK
-
-
[-i]
İtmek, vurmak
-
[nesnesiz]
Kakma yapmak; hakketmek, kakalamak (I)
-
Vurarak dar bir yere sokmak
- "Kimi duvarlarına renkli taşlar kaktı. Kimi bahçesine ağaç dikti."
-
[-i]
İtmek, vurmak
- ÇAKMAK
-
-
[isim]
Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası
- "Nasıl oldu bilmem, eğilip yakarken çakaralmaz çakmak kıvılcım çıkardı."
-
Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti
-
[askerlik]
Tabanca veya tüfeklerde bulunan tetik düzeni
-
[isim]
Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası
- YAKMAÇ
-
-
[isim, teknik]
Bakınız brülör
-
[isim, teknik]
Bakınız brülör
- BAKMAK
-
-
[-e]
Bakışı bir şey üzerine çevirmek
- "Zamanla nasıl değişiyor insan / Hangi resmime baksam ben değilim"
-
Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak
- "Limana bakan penceresinden deniz görünürdü."
-
Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek; esermek
-
Bakınız geçindirmek
- "Üç çocuklu bir aileye bakıyor."
-
Bir iş birinden beklenmek
- "Evin bütün işleri bana bakıyor."
-
Hastayı muayene etmek
- "Tekrar yukarı çıktık, doktor baksın da bir şey desin diye beklemeye başladık."
-
Tedavi etmek için ilgilenmek
-
Görüp incelemek
- "Git bak bakalım, evdeler mi? Şu hesaba sen de bak."
-
Kontrol etmek
- "Yemeğin tadına bakar mısınız?"
-
Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak
- "Pasaport işine polis bakar."
-
[nesnesiz]
İtina göstermek; ilgilenmek
- "Baktılar, ettiler; ilaç, tedavi faydası olmadı."
-
Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak
- "Çocuğum, sen derslerine bak."
-
Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak
- "Bu iş beş bin liraya bakar."
-
Bir şeyi gözetmek, korumak
-
-e benzemek
- "Bu kumaşın rengi yeşile bakıyor."
-
[nesnesiz]
Bir şeyin farkına varmak
- "Bazı akşamlar bakarım Halil savuşur, nereye gittiğini de kimseye söylemez."
-
Özen göstermek
- "Vaktini boş geçirmemeye bak!"
-
[-e]
Bakışı bir şey üzerine çevirmek
- TAKMAK
-
-
[-i]
Bir şeyi başka bir yere uygun bir biçimde tutturmak, iliştirmek, geçirmek
- "Gözlüğünü takıp masaya eğildi."
-
[-e, nesnesiz]
Düğün vb. törenlerde takı armağan etmek
- "Geline pırlanta yüzük takmışlar."
-
[-e, -i]
Ad, lakap koymak
- "Ona bu adı kim takmıştır, ne zaman takmıştır, bilemiyor."
-
[nesnesiz]
Bakınız kuşanmak
- "Kılıç takmak."
-
Kendisiyle birlikte götürmek, yanına almak veya arkasından izletmek
- "Arabaya hafiye kıyafetinde polis memurları da takıyorlar."
-
[-e, mecaz]
Biriyle olumsuz olarak uğraşmak
- "Matematik öğretmeni ona taktığı için dersten kaldı."
-
[argo]
Borç bırakmak
- "Bu eve asilzadelerin biri girip öteki giderdi. Giden kirayı takar, gelen ortalığı kasıp kavururdu."
-
[argo]
Önemsemek, önem vermek; tınmak
- "Dün koskoca bir mebus kızıyken, bir zamanların Şalvarlı Nuriyesi'ni takar mıyım?"
-
[-den, -de, argo]
Sınavını başaramamak
- "Bütün derslerden takarak sınıfta kaldı."
-
[-i]
Bir şeyi başka bir yere uygun bir biçimde tutturmak, iliştirmek, geçirmek