İçinde ak olan 4 harfli 79 kelime var. İçerisinde AK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ak olan kelimeler listesine ya da Sonu ak ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AKUR

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Azgın, kızgın (hayvan)
    • "Ben, akur bir kuvvetin üstünde uçuyor gibi pek çabuk yakınlaşan uzaklara bakıyor, bu azgın ata bindikçe daima duyduğum şeyleri tekrar hissediyordum." (Ömer Seyfettin)
  2. Kudurmuş, kuduz, kuduruk

SAKE

Kelime Kökeni : İngilizce

  1. [isim] Pirinçten yapılan bir tür Japon rakısı

FAKR

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Yoksulluk, fukaralık

AKOR

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Üç veya daha çok sesin bir arada tınlaması

AKİM

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Kısır, verimsiz, döl veremeyen
  2. Sonuçsuz, başarısız

TAKI

  1. [isim] Çoğunlukla evlenen veya nişanlanan birine armağan olarak verilen küpe, bilezik, yüzük, zincir gibi şeylerin tümü
  2. Kadınların ziynet eşyası
  3. Adın başka bir kelime ile ilgi kurmak üzere aldığı durum eki
    • "Türkçede -i, -e, -de, -den, -in ekleri birer takıdır."
  4. Cümleler ile kelimeler arasında ilişki kurmaya yarayan kelimeler
    • "Türkçede ile, göre birer takıdır."

AKNE

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Yağ bezlerinin deri üzerinde oluşturduğu iltihaplı sivilce

AKLİ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Akılla ilgili, akla dayanan, akılsal
    • "Akli muvazenesi pek sağlam bulunmadığı için serbest bırakıldı." (Sait Faik Abasıyanık)

AKİT

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Sözleşme
  2. Nikâh

CAKA

  1. [isim] Gösteriş, çalım, kabadayılık, fiyaka
    • "Onların dördünde de bir kral havası, bir padişah cakası vardır." (Haldun Taner)
    • "Askerliğin palavra ile olmadığını anladı ama hâlâ caka satıyor." (Halide Edip Adıvar)
    • "Baktım ki caka yapıyor, vesikayı el âleme göstere göstere eviriyor, çeviriyor." (Peyami Safa)
    • "Dünyaları yakarım diyen, o cakasından geçilmeyen genç adamdan geriye bir enkaz kalmıştı." (Ahmet Ümit)

VAKS

Kelime Kökeni : Almanca

  1. [isim] Bal mumunun sanayide mat yüzeyleri parlak ve kaygan duruma getiren türü

AKIN

  1. [isim] Kalabalık bir şeyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olması
    • "Ada'yı bir rençper akını doldurmuştu." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Düşman topraklarına tedirgin etme, yıldırma, çapul vb. amaçlarla toplu olarak yapılan baskın
    • "Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik / Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!" (Yahya Kemal Beyatlı)
    • "Top seslerini duyan halk sahile akın etmeye başlamışlardı." (Feridun Fazıl Tülbentçi)
  3. Gol atmak veya sayı yapmak amacıyla karşı takımın sahasına doğru genellikle topluca girişilen hücum

LAKE

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [sıfat] Lak ile cilalanmış
    • "Yaldızlı beyaz lake karyolasının yanındaki koltukta dadısı uyukluyordu." (Cahit Uçuk)

AYAK

  1. [isim] Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü
    • "Kalabalıktan en hoşlanan insan vagona ayak attı mı derhâl bir inziva hastalığına tutulur." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Arkasını dönerek sandalyesini muavinin tarafına çevirdi ve ayak ayak üstüne attı." (Peyami Safa)
    • "Amerikan astronotu aya ayak basacağı günkü gazetelerde odalar seçimi havadisleri vardı." (Falih Rıfkı Atay)
    • "Tevfik'in kızı, kendi evladı gibi büyüttüğüm çocuk, konağa ayak basmıyor." (Halide Edip Adıvar)
  2. Bacak
    • "Köy evinin içine ayak basar basmaz, elbette bir saman ve hafif tezek kokusu duyulur." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "Bu kazaklar ayağa düştü."
    • "Kısmet ayağına geldi."
    • "Ayağını denk al yavrum, ateşle oyun olmaz diye öğüt verdi." (Haldun Taner)
  3. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri
    • "İskemlenin bir ayağı kırık. Bu köprünün dört ayağı var."
    • "Âdettir, genç kızlar girdikleri ailenin terbiyesine, gidişine ayak uydururlar." (Sait Faik Abasıyanık)
  4. Vücudun belden aşağı bölümü
    • "Ayağına bir pantolon çekti."
    • "Bu gece büyük hanımın kerem ve ihsan damarları ayağa kalkmıştı; köylüler mutlaka yemek yiyeceklerdi." (Reşat Nuri Güntekin)
  5. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi
    • "Senin ayağınla köye akşama kadar varamayız."
    • "Bütün kahve halkı ayağa kalkıyor." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
  6. Basamak
  7. Fut
  8. Futun küpü alınarak hesaplanan değer
  9. Aşağı düzeyde, sıradan, bayağı
    • "Ayak takımı."
  10. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste
  11. Yarım arşın veya 30,5 cm uzunluğundaki ölçü birimi, kadem
  12. Göl ayağı
  13. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler
  14. Halk edebiyatında uyak
    • "Mânicilerin kafa yormadan buldukları ayaklar Cenap'ı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükler." (Salâh Birsel)
  15. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta
    • "Dikme ayağı."
  16. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri
  17. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu

BAKI

  1. [isim] Özellikle dağlık yörelerde bir yamacın güneş ışınlarına, güneye veya kuzeye karşı konumunu belirleyen, bunun sonucu olarak da doğal şartlarını tespit eden durumu
    • "Bu dağın bakısı güneye doğrudur."
  2. Denetleme
  3. Fal

VAKİ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Olan, olmuş
    • "Kişinin, resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da ... devletçe tazmin edilir." (Anayasa)

ORAK

  1. [isim] Yarım çember biçiminde yassı, ensiz ve keskin metal bir bıçakla, buna bağlı bir saptan oluşan ekin biçme aracı
  2. Ekin biçme zamanı
    • "Orakta köylünün işi çok olur."
  3. Ekin biçme işi
    • "Ot orağından dönen birkaç köylü, omuzlarında uzun tırpanlarıyla geçiyorlardı." (Memduh Şevket Esendal)

AKMA

  1. [isim] Akmak işi
  2. Reçine, çam sakızı, akındırık

AKÇE

  1. [isim] Küçük gümüş para
  2. Her tür madenî para, akça

AKAÇ

  1. [isim] Bir yerde birikip kalan sıvıları, bir işlem sonunda geriye kalan artıkları, gereksiz nesneleri dışarıya akıtmak için kullanılan boru vb. araç
  2. Kanal, ark, su yolu
  3. Yer altı su oluğu

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü