İçinde aş olan 7 harfli 209 kelime var. İçerisinde AŞ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında aş olan kelimeler listesine ya da sonu aş ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BAŞIBOŞ
-
-
[sıfat]
Bir şeye veya kimseye bağlı olmayan
- "Başıboş yaşayışa alışkın değildir."
-
Bağlanmamış, serbest bırakılmış
- "İstanbul'un başıboş köpekleri rahatça ömür sürmektedirler."
-
[zarf, mecaz]
Yönetimsiz, baskısız, denetimsiz bir biçimde
- "Günün birçok saatlerinde dar sokaklarda başıboş dolaşır, eski Anadolu evlerini seyrederdim."
-
[zarf, mecaz]
Kendi isteğine göre, hiçbir etki altında kalmadan
- "Geceye kadar başıboş, derbeder gezinip durdum."
-
[sıfat]
Bir şeye veya kimseye bağlı olmayan
- YAŞAYIŞ
-
-
[isim]
Yaşamak işi
- "Bir arada yaşayış, akrabalık kadar kuvvetli bir tesanüt yaratabilir."
-
[isim]
Yaşamak işi
- KAŞINIŞ
-
-
[isim]
Kaşınmak işi
-
[isim]
Kaşınmak işi
- KAŞINMA
-
-
[isim]
Kaşınmak işi
-
[isim]
Kaşınmak işi
- KAŞEKSİ
-
Kelime Kökeni: Fransızca cachexie
-
[isim, tıp]
Kötü beslenme, süreğen veya kötücül bir hastalığın seyri sırasında oluşan ileri derecede zayıflık, bitkinlik ve çöküntü durumu
-
[isim, tıp]
Kötü beslenme, süreğen veya kötücül bir hastalığın seyri sırasında oluşan ileri derecede zayıflık, bitkinlik ve çöküntü durumu
- AŞIRMAK
-
-
[-i, -den]
Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek; aşırtmak
- "Partizanlar sınırdaki dağ geçitlerinden hocayı sırtlarında aşırdılar, İsviçre'ye, özgürlüğe ulaştırdılar."
-
[-i, argo]
Başkasına ait bir şeyi izinsiz olarak almak
- "Borcunu ödeyemeyecek fakat bavulunu oradan nasıl aşırabilecekti?"
-
[-e, -i]
Tehlike içinde bulunan bir şeyi acele kaçırmak
- "Padişahı aralarına aldılar ve harem kapısından içeriye aşırdılar."
-
[edebiyat]
Başkasının eserinden parçalar alıp kendisininmiş gibi göstermek; intihal yapmak
-
[-i, -den]
Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek; aşırtmak
- DOLAŞMA
-
-
[isim]
Dolaşmak işi; tur
- "Bir yaşlı yörük kasaba sokaklarında dolaşmaya başlamıştı."
-
[isim]
Dolaşmak işi; tur
- ANLAŞIK
-
-
[isim]
Aralarında anlaşma bulunan taraflardan, kimselerden biri
- "Yoksa anlaşık mısın onlarla? Anlaşık olmadığını nereden bileyim? Nasıl güveneyim zatına?"
-
[isim]
Aralarında anlaşma bulunan taraflardan, kimselerden biri
- BAŞARIM
-
-
[isim]
Elde edilen bir başarı
-
Herhangi bir olayı veya durumu başarma isteği ve gücü
-
Bakınız performans
-
[isim]
Elde edilen bir başarı
- TAŞITÇI
-
-
[isim]
Bakınız sürücü (I)
-
Taşıt yapan, satan veya onaran kimse
-
[isim]
Bakınız sürücü (I)
- UZLAŞMA
-
-
[isim]
Uzlaşmak işi; uylaşım, uylaşma, uymaca, uyuşma (II), uzlaşı, uzlaşım, mutabakat, antant, konsensüs
- "Yoksa mutlu bir şansla bir uzlaşma olacak, bu da yumuşak bir tasfiyeye imkân bırakacak mıydı?"
-
[isim]
Uzlaşmak işi; uylaşım, uylaşma, uymaca, uyuşma (II), uzlaşı, uzlaşım, mutabakat, antant, konsensüs
- TIRAŞÇI
-
-
[sıfat, argo]
Bakınız palavracı
-
[isim]
Karşısındakini bıktırıncaya kadar lafa tutma huyu olan kimse
-
[sıfat, argo]
Bakınız palavracı
- BULAŞMA
-
-
[isim]
Bulaşmak işi; sıvaşma, sıvışma
-
[tıp]
Bakınız bulaşı
-
[isim]
Bulaşmak işi; sıvaşma, sıvışma
- KAŞINTI
-
-
[isim]
Vücutta kaşınma isteği uyandıran duygu
-
[isim]
Vücutta kaşınma isteği uyandıran duygu
- ANLAŞMA
-
-
[isim]
Anlaşmak durumu
- "Konuşmadan başka anlaşma aracı yok mu?"
-
Devletler arası siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda yapılan uzlaşma ve bu uzlaşmanın tespit edildiği belge; itilaf, antant, konvansiyon
- "Ukrayna ile Türkiye arasında anlaşma yapıldı."
-
Bakınız sözleşme
- "Babasıyla arasında gizli bir anlaşma vardı."
-
[isim]
Anlaşmak durumu
- YAŞANIŞ
-
-
[isim]
Yaşanmak işi veya durumu
-
[isim]
Yaşanmak işi veya durumu
- KAŞIKÇI
-
-
[isim]
Kaşık yapan veya satan kimse
-
Şimşir, kemik, bağa vb.nden kaşık oyan, süsleyen zanaatçı
-
[isim]
Kaşık yapan veya satan kimse
- KARAVAŞ
-
-
[isim, tarih]
Savaşta tutsak edilen veya satın alınan kadın köle; kul
- "Savaşlarda düşmanlarını yendikleri veya herhangi bir tehlikeyi atlattıkları zaman kul ve karavaş azat ederlerdi."
-
[isim, tarih]
Savaşta tutsak edilen veya satın alınan kadın köle; kul
- YANAŞIK
-
-
[sıfat]
Yanaşmış durumda olan
-
[zarf]
Yanaşmış bir biçimde
- "Arabalar kapı önündeki kaldırıma yanaşık park etmişler."
-
[sıfat]
Yanaşmış durumda olan
- BAŞÜSTÜ
-
-
[isim, denizcilik]
Geminin ön bölümünde çıpanın bulunduğu yer
- "İçlerinden bir gönüllü istedim, baş üstüne gidip ırgatı çalıştıracak güçte bir adam."
-
[isim, denizcilik]
Geminin ön bölümünde çıpanın bulunduğu yer