İçinde aş olan 7 harfli 209 kelime var. İçerisinde AŞ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında aş olan kelimeler listesine ya da sonu aş ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BAŞIBOŞ

  1. [sıfat] Bir şeye veya kimseye bağlı olmayan
    • "Başıboş yaşayışa alışkın değildir." (Haldun Taner)
  2. Bağlanmamış, serbest bırakılmış
    • "İstanbul'un başıboş köpekleri rahatça ömür sürmektedirler." (Salâh Birsel)
  3. [zarf, mecaz] Yönetimsiz, baskısız, denetimsiz bir biçimde
    • "Günün birçok saatlerinde dar sokaklarda başıboş dolaşır, eski Anadolu evlerini seyrederdim." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
  4. [zarf, mecaz] Kendi isteğine göre, hiçbir etki altında kalmadan
    • "Geceye kadar başıboş, derbeder gezinip durdum." (Emine Işınsu)
YAŞAYIŞ

  1. [isim] Yaşamak işi
    • "Bir arada yaşayış, akrabalık kadar kuvvetli bir tesanüt yaratabilir." (Cemil Meriç)
KAŞINIŞ

  1. [isim] Kaşınmak işi
KAŞINMA

  1. [isim] Kaşınmak işi
KAŞEKSİ

Kelime Kökeni: Fransızca cachexie

  1. [isim, tıp] Kötü beslenme, süreğen veya kötücül bir hastalığın seyri sırasında oluşan ileri derecede zayıflık, bitkinlik ve çöküntü durumu
AŞIRMAK

  1. [-i, -den] Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek; aşırtmak
    • "Partizanlar sınırdaki dağ geçitlerinden hocayı sırtlarında aşırdılar, İsviçre'ye, özgürlüğe ulaştırdılar." (Günay Gönenç)
  2. [-i, argo] Başkasına ait bir şeyi izinsiz olarak almak
    • "Borcunu ödeyemeyecek fakat bavulunu oradan nasıl aşırabilecekti?" (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  3. [-e, -i] Tehlike içinde bulunan bir şeyi acele kaçırmak
    • "Padişahı aralarına aldılar ve harem kapısından içeriye aşırdılar." (Necip Fazıl Kısakürek)
  4. [edebiyat] Başkasının eserinden parçalar alıp kendisininmiş gibi göstermek; intihal yapmak
DOLAŞMA

  1. [isim] Dolaşmak işi; tur
    • "Bir yaşlı yörük kasaba sokaklarında dolaşmaya başlamıştı." (Tarık Buğra)
ANLAŞIK

  1. [isim] Aralarında anlaşma bulunan taraflardan, kimselerden biri
    • "Yoksa anlaşık mısın onlarla? Anlaşık olmadığını nereden bileyim? Nasıl güveneyim zatına?" (Fakir Baykurt)
BAŞARIM

  1. [isim] Elde edilen bir başarı
  2. Herhangi bir olayı veya durumu başarma isteği ve gücü
  3. Bakınız performans
TAŞITÇI

  1. [isim] Bakınız sürücü (I)
  2. Taşıt yapan, satan veya onaran kimse
UZLAŞMA

  1. [isim] Uzlaşmak işi; uylaşım, uylaşma, uymaca, uyuşma (II), uzlaşı, uzlaşım, mutabakat, antant, konsensüs
    • "Yoksa mutlu bir şansla bir uzlaşma olacak, bu da yumuşak bir tasfiyeye imkân bırakacak mıydı?" (Tarık Buğra)
TIRAŞÇI

  1. [sıfat, argo] Bakınız palavracı
  2. [isim] Karşısındakini bıktırıncaya kadar lafa tutma huyu olan kimse
BULAŞMA

  1. [isim] Bulaşmak işi; sıvaşma, sıvışma
  2. [tıp] Bakınız bulaşı
KAŞINTI

  1. [isim] Vücutta kaşınma isteği uyandıran duygu
ANLAŞMA

  1. [isim] Anlaşmak durumu
    • "Konuşmadan başka anlaşma aracı yok mu?" (Nermi Uygur)
  2. Devletler arası siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda yapılan uzlaşma ve bu uzlaşmanın tespit edildiği belge; itilaf, antant, konvansiyon
    • "Ukrayna ile Türkiye arasında anlaşma yapıldı." (Nâzım Hikmet)
  3. Bakınız sözleşme
    • "Babasıyla arasında gizli bir anlaşma vardı." (Ahmet Ümit)
YAŞANIŞ

  1. [isim] Yaşanmak işi veya durumu
KAŞIKÇI

  1. [isim] Kaşık yapan veya satan kimse
  2. Şimşir, kemik, bağa vb.nden kaşık oyan, süsleyen zanaatçı
KARAVAŞ

  1. [isim, tarih] Savaşta tutsak edilen veya satın alınan kadın köle; kul
    • "Savaşlarda düşmanlarını yendikleri veya herhangi bir tehlikeyi atlattıkları zaman kul ve karavaş azat ederlerdi." (Faruk Sümer)
YANAŞIK

  1. [sıfat] Yanaşmış durumda olan
  2. [zarf] Yanaşmış bir biçimde
    • "Arabalar kapı önündeki kaldırıma yanaşık park etmişler." (İnci Aral)
BAŞÜSTÜ

  1. [isim, denizcilik] Geminin ön bölümünde çıpanın bulunduğu yer
    • "İçlerinden bir gönüllü istedim, baş üstüne gidip ırgatı çalıştıracak güçte bir adam." (Zeyyat Selimoğlu)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü