İçinde İ olan 2 harfli 14 kelime var. İçerisinde İ harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında İ harfi olan kelimeler listesine ya da Sonu İ harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

İT

  1. [isim] Köpek
  2. Değersiz, terbiyesiz kimse
    • "Babaları da zaten itin biri." (Haldun Taner)

  1. [isim] Bir tören sırasında, askerleri bir araya toplamak, törenin başladığını bildirmek vb. amaçlarla çalınan borazanın çıkardığı tiz ses
    • "O günkü ne oldum delisi yeni zenginleri, özenti aydınları tiye alıyordu." (Haldun Taner)

İN

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] İnsan
    • "... ortada in cin görünmüyor ama istasyonla otel arasındaki bulvar elektrik ışığında bembeyaz..." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Adam inlerle cinlerin top oynadığı yolda mezarlığın yıkık duvarına sıçradı." (Çetin Altan)

İM

  1. [isim] İşaret
  2. Alamet

İL

  1. [isim] Ülkenin vali yönetimindeki bölümü, vilayet
    • "İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır." (Anayasa)
  2. Şehrin niteliklerini taşıyan büyük yerleşim yeri
  3. Ülke, yurt
  4. Eski Türklerde devlet

İĞ

  1. [isim] Pamuk, yün vb.nden iplik eğirmekte kullanılan, ortası şişkin, iki ucu sivri ve çengelli olan, ağaçtan yapılmış araç, eğirmen, kirmen
  2. İğ iplik
  3. Araba okunun ekseni
  4. Değirmen taşının ortasında bulunan ve yukarıdaki üst taşa geçen demir eksen

İZ

  1. [isim] Bir şeyin geçtiği veya önce bulunduğu yerde bıraktığı belirti, nişan, alamet, emare
    • "Nihayet bir dönemeçte izlerin sahibini gördüm." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "Felaketler, ıstıraplar, matemler ruhumuzda âdeta bir yara gibi derin bir iz bırakıyor." (Ömer Seyfettin)
    • "Sonradan onun da izini sürüp yerini buldum." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Bir şeyin dokunmasıyla geride kalan belirti
    • "Yüzünde birtakım diş ve tırnak izleri vardı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Bir olay veya bir durumdan geride kalan belirti, ipucu, emare
    • "Cinayet izleri."
  4. Bir olay, bir durum veya yaşayıştan geride kalan belirti, eser
    • "O çağ uygarlığından iz kalmadı."
  5. Bir düzlemin başka bir düzlemle veya bir doğru ile kesişmesinden doğan ara kesit

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [bağlaç] Anlam bakımından birbirleriyle ilgili cümleleri birbirine bağlayan bir söz
    • "Uzun değneklerine dayanmış çobanlar iddia ederler ki memba sularının her biri bir ayrı derde devadır." (Refik Halit Karay)
  2. Özneyi, tümleci güçlendirerek cümlenin temel bölümüne bağlayan bir söz
    • "Siz ki beni tanırsınız, niçin böyle düşünüyorsunuz? Bir adam ki söz dinlemez..."
  3. "Öyle, o kadar, o denli" vb.nden sonra, kullanıldığı cümleye güç katan bir söz
  4. İkinci cümledeki yargının birincideki hareketin yapılışı sırasında görülerek şaşıldığını bildiren bir söz
    • "Kapağı kaldırmış ki sandık bomboş. Bir de ağzıma aldım ki şeker gibi tadı var."
  5. İki cümlede anlatılan durumların uyuşmazlığını bildiren bir söz
    • "Ama o bir şey yapmamıştı ki onun hiç kabahati yoktu." (Osman Cemal Kaygılı)
  6. Yakınma, kınama vb. duygular anlatmak için bir cümlenin sonuna getirilen bir söz
    • "O beni sevmez ki! Sana güvenilmez ki!"
  7. Bir soru cümlesinin sonuna getirildiğinde şüphe veya endişe anlatan bir söz
    • "Acaba gelmez mi ki? Bunu bana bırakırlar mı ki? Acaba ceza verirler mi ki?"
  8. Bazı kelimelerin sonuna bir ek gibi eklenerek birtakım zarflar, yeni edatlar oluşturan bir söz: Belki, çünkü, hâlbuki, mademki, sanki gibi

İS

  1. [isim] Dumanın değdiği yerde bıraktığı kara leke
    • "Uzandı, is çıkarmaya başlayan fitili kesti." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Yakıtın tam yanmamasından oluşan, dumanla yükselen kömürleşmiş tanecikler
  3. Sürme (II)

Kelime Kökeni : İtalyanca

  1. [isim] Gam dizisinde la ile do arasındaki ses
  2. Bu sesi gösteren nota işareti

  1. Bakınız mı / mi

İŞ

  1. [isim] Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
    • "İş bittikten sonra denize karşı sigara içilir." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "İş alacağım diye, kafasını ve meslek görüşünü de, satmamış bir kişilik." (Aydın Boysan)
    • "En zekileri, en iş bilenleri olan Osman her şeyi anladı." (Refik Halit Karay)
    • "Öbürleri şüpheleniyorlar, bir iş çevirdi ama nasıl anlasak diye düşünüyorlardı." (Refik Halit Karay)
  2. Bir değer yaratan emek
    • "Bu senin yaptığın iş değil."
  3. Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
    • "Şimdi Mısır'a memuru olduğum bankanın bir işi için geldim." (Ömer Seyfettin)
    • "Üstelik sen de buraya girmeye kalkışırsan işimiz var."
    • "O, ne emrederse ben razıyım, deyip kurnazlıkla işin içinden sıyrıldım." (Reşat Nuri Güntekin)
  4. Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü
    • "İşler durgun."
  5. Kamu yararına yapılan işler
    • "Güvenlik işleri."
  6. Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma
    • "Bu evin işi çok."
  7. Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
    • "Sonunda bir iş buldum." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. İş yeri
    • "Kalk yavrum, işe geç kalacaksın." (Sait Faik Abasıyanık)
  9. Ticari anlaşma, alışveriş
  10. Herhangi bir maksatla kurulan düzen
    • "İşlerini bırakmışlar, dükkânlarını kapamışlar, akın akın şehri terk edip gidiyorlardı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  11. Bazı deyimlerde "yarar, çıkar" anlamında kullanılan bir söz
    • "O, işini bilir. Bu, benim işime gelmez."
  12. Yapılan şey, davranış
    • "Yoksullara yardım etmekle çok iyi bir iş yaptım."
  13. Nakış, örgü gibi elde yapılan şey
    • "Komşu kadın elindeki işini dizine bırakıp geline döndü." (Memduh Şevket Esendal)
  14. Emek, işçilik, ustalık
    • "Bu örtü, işi ağır bir örtüdür."
  15. İşlem
    • "İşimi görmediler."
  16. Sorun, konu, mesele, maslahat
    • "Etrafın gülüşmeleri arasında iş anlaşıldı." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  17. Gizli neden veya maksat
    • "Çoktandır köylünün şurada burada yayıp gezeceği ehemmiyetli bir iş, bir keramet gösterememişti." (Refik Halit Karay)
  18. Bir kimseye özgü olan görüş, anlayış
    • "Bu, bir zevk işidir."
  19. Bir kuvvetin uygulanma noktasını hareket ettirirken harcadığı güç
    • "Erg, jul, kilogrammetre, vat saat, kilovat saat iş ve enerji birimleridir."

İP

  1. [isim] İplik
    • "Tavandan ip yumakları, urganlar, gemici fenerleri sarkardı." (Necati Cumalı)
    • "Menfaatine dokunan adam, ipe gitmek için lazım gelen hükümleri giyer." (Falih Rıfkı Atay)
    • "Söyledikleri zaten ipe sapa gelmez şeyler." (Atilla İlhan)
    • "İpleri Topal Osman'ın eline geçince bir uysallaşır, bir uysallaşır kâfir!" (Reşat Enis)
  2. Asarak öldürme cezası

İÇ

  1. [isim] Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
    • "Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir." (Çetin Altan)
    • "Akşamları ikişer üçer kadeh içer, karşılıklı iç dökerdik." (Necati Cumalı)
    • "Hem parayı iç et, üstüne bir de söv, ha?" (Orhan Hançerlioğlu)
    • "Derin bir iç geçirişti ki ah çekişti denilebilir." (Refik Halit Karay)
  2. Oyuk şeylerin boşluğu
    • "Hafif hafif iç çekmeler, tek hıçkırıklar, konser hâlinde ağlamalar." (Halide Edip Adıvar)
    • "Cip hazır dedi. İnşallah süspansiyonu iyidir yoksa yollarda içimiz dışımıza çıkacak." (Refik Erduran)
    • "Gençtim, güzeldim, düzgüne, rastığa, janjanlı çoraba benim de içim gidiyordu." (Aka Gündüz)
    • "Sanki ağlayan ve en çok içi yanan o değildi." (Tarık Buğra)
  3. Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
    • "Tahtanın içi çürümüş."
    • "Ay içim eziliyor kızım... Uzatma çabuk söyle." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
    • "Bu bahçede insanın içini bayıltan hanımeli, gül ve salkım kokuları binbir ot kokusuna karışıyordu." (Halide Edip Adıvar)
  4. Nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne
  5. Ten ile dış giysiler arası
    • "Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum." (Erhan Bener)
  6. Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm
    • "Ekmek içi. Ceviz içi."
  7. Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
  8. Mide, bağırsak, karın
    • "İçi bulanmak. İçi sürmek."
  9. Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
    • "İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerde?" (Sait Faik Abasıyanık)
  10. Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
    • "Yurt içi ulaşım. Şehir içi haberleşme. Aile içi ilişkiler."
  11. Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
  12. [sıfat] Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan
    • "İç kapının perdesi yanlara doğru açıldı." (Peyami Safa)
  13. [sıfat] İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan
    • "İç dünyamız."
  14. Muhteva

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü