İçinde üst olan 8 harfli 45 kelime var. İçerisinde ÜST bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında üst olan kelimeler listesine ya da sonu üst ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Üst Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
SÜT, ÜST
2 Harfli Kelimeler
SÜ, ÜS
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- MÜSTESNA
-
Kelime Kökeni: Arapça mustes̱nā
-
[sıfat]
Bir bütünün veya kuralın dışında olan
-
Benzerlerinden üstün olan, benzerleri az bulunan
- "Kendisi bu resimlerin hepsinden daha sevimli, daha canlı, daha müstesna bir simaydı."
-
Bakınız kural dışı
-
[zarf]
Dışında, ayrı, hariç tutularak
- "Şehrinde yerleşen ve alışan halk müstesna, şiirin burada fazla beğeneceği bir yer de kalmamıştı."
-
[sıfat]
Bir bütünün veya kuralın dışında olan
- BÜSTİYER
-
Kelime Kökeni: Fransızca bustier
-
[isim]
Kadınların kullandığı, koltuk altından başlayıp basene kadar uzanabilen, çoğunlukla ceket vb. kıyafetlerin altına giyilen askısız bluz
- "Kat kat dantel jüpon, ipek çoraplar, bir çift eldiven, fistolu büstiyer, bir jartiyer…"
-
[isim]
Kadınların kullandığı, koltuk altından başlayıp basene kadar uzanabilen, çoğunlukla ceket vb. kıyafetlerin altına giyilen askısız bluz
- MÜSTAĞNİ
-
Kelime Kökeni: Arapça mustaġnī
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız doygun
-
[mecaz]
Nazlı davranan
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız doygun
- MÜSTEHZİ
-
Kelime Kökeni: Arapça mustehzī
-
[sıfat]
Bakınız alaycı
- "Dans edenlerin dansını beğenmiyormuş gibi müstehzi bir ağız çarpıklığıyla dudaklarını kıvırıyordu."
-
[zarf]
Alaycı bir biçimde
- "Ne gayritabii, garip, manalı, müstehzi gülüyordu?"
-
[sıfat]
Bakınız alaycı
- MÜSTEVLİ
-
Kelime Kökeni: Arapça mustevlī
-
[sıfat, eskimiş]
Bir yeri istila eden, yönetimi altına alan (kimse, devlet, ordu vb.)
- "Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler."
-
Bakınız salgın
-
[sıfat, eskimiş]
Bir yeri istila eden, yönetimi altına alan (kimse, devlet, ordu vb.)
- MÜSTEŞAR
-
Kelime Kökeni: Arapça musteşār
-
[isim]
Kendisinden bilgi alınan, kendisine danışılan kimse
-
Bakan veya büyükelçilerin yardımcısı durumunda olan üst düzey yönetici
- "Güzel çehreli müsteşar bey, nazır beyin kapıcısından daha alçak gönüllü idi."
-
[isim]
Kendisinden bilgi alınan, kendisine danışılan kimse
- ÜSTÜVANE
-
Kelime Kökeni: Farsça ustuvāne
- ÜSTSUBAY
-
-
[isim, askerlik]
Binbaşı, yarbay ve albay rütbesindeki subaylara verilen genel ad
- "Savaş sona ermeden önce bu kentte emekliye sevk edilmiş, ordudan atılmış birçok üstsubay ve subay muvazzaf yapılmıştı."
-
[isim, askerlik]
Binbaşı, yarbay ve albay rütbesindeki subaylara verilen genel ad
- ÖĞLEÜSTÜ
-
-
[zarf]
Bakınız öğleye doğru
- "Öğleüstü güreş başladı."
- "Ben Ayşe’ye söz verdim, öğleüstü dönmeliyim, çabuk ol, anladın mı?"
-
[zarf]
Bakınız öğleye doğru
- MASAÜSTÜ
-
-
[isim, bilişim]
Bilgisayarda dizin, program vb.ne ait simgelerin yer aldığı ekran görüntüsü
-
Bakınız masaüstü bilgisayar
-
[isim, bilişim]
Bilgisayarda dizin, program vb.ne ait simgelerin yer aldığı ekran görüntüsü
- KÜSTAHÇA
-
-
[zarf]
Küstah, saygısız bir biçimde
- "Bunu böylece, belki de bir telakkiye göre küstahça yazmamı açık sözlülüğüme bağışlayın."
-
[zarf]
Küstah, saygısız bir biçimde
- MÜSTACEL
-
Kelime Kökeni: Arapça mustaʿcel
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız acele
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız acele
- ÜSTÜNLÜK
-
-
[isim]
Üstün olma durumu; faiklik, faikiyet, galebe, rüçhan, avantaj
- "Bunlar kendilerini kıskançlık gibi, üstünlük gibi gençlik hislerine kaptıran hanımlardı."
-
[isim]
Üstün olma durumu; faiklik, faikiyet, galebe, rüçhan, avantaj
- ÜSTLENİŞ
-
-
[isim]
Üstlenmek işi
-
[isim]
Üstlenmek işi
- ÜSTENMEK
-
-
[-i]
Bir iş yapmayı üstüne almak; taahhüt etmek
-
[-i]
Bir iş yapmayı üstüne almak; taahhüt etmek
- ÜSTÇAVUŞ
-
-
[isim, askerlik]
Orduda astsubaylığın ikinci aşaması olan, çavuşla başçavuş arasındaki görevli
-
[isim, askerlik]
Orduda astsubaylığın ikinci aşaması olan, çavuşla başçavuş arasındaki görevli
- ÜSTLENİM
-
-
[isim]
Üstlenmek işi
-
[isim]
Üstlenmek işi
- MÜSTERİH
-
Kelime Kökeni: Arapça musterīḥ
-
[sıfat]
Bütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan
-
[sıfat]
Bütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan
- AYAKÜSTÜ
-
-
[zarf]
Oturmadan, ayakta durarak
- "Makasçı, ayaküstü bana gayet basit kelimelerle bir dram anlattı."
-
Kısa sürede, acele olarak; ayaküzeri
- "Nihayet idare, ayaküstü çıkarılan emirlerle mahpusun yaşayışına bir düzen verilemeyeceğini anladı."
-
[zarf]
Oturmadan, ayakta durarak
- SIRTÜSTÜ
-
-
[zarf]
Sırtı yerde olmak üzere
- "İkide bir kendini sırtüstü saman dalgalarının içine atarak yüzme taklidi yapıyordu."
-
[zarf]
Sırtı yerde olmak üzere