Başında ge olan 5 harfli 46 kelime var. Ge ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ge olan kelimeler listesine ya da sonu ge ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ge bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- GELİM
-
-
[isim]
Gelmek işi
-
[isim]
Gelmek işi
- GERZE
-
-
[isim]
Sinop iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Sinop iline bağlı ilçelerden biri
- GEÇİŞ
-
-
[isim]
Geçmek işi
- "Bekleme sabırsızlığını çoktan kaybetmiş olduğum için vaktin geçişini pek fark etmiyordum."
-
Herhangi bir durumdaki değişme; intikal
- "Geçiş dönemi."
-
Resimde iki ayrı rengi birbirine bağlayan ara ton
-
[müzik]
Bir parça süresince bir tondan başka bir tona atlama
-
[isim]
Geçmek işi
- GELİŞ
-
-
[isim]
Gelmek işi; vürut
- "Keklik gibi taştan taşa sekerek / Gerdan açıp gelişini sevdiğim"
-
[isim]
Gelmek işi; vürut
- GEÇİT
-
-
[isim]
Geçmeye yarayan yer, geçecek yer
- "Başka türlü düşünmek, köprüyü bırakıp çayda geçit aramaya benzer."
-
[coğrafya]
İki dağ arasında dar ve uzun yol; argıt, derbent
-
[isim]
Geçmeye yarayan yer, geçecek yer
- GEÇER
-
-
[sıfat]
Yürürlükte bulunan, geçerliği olan, kullanılan
- "Geçer para."
-
Beğenilen; makbul
-
Geçme özelliği olan
-
[isim]
Bakınız geçer not
- "Türkçe dersinden geçer almışım."
-
[sıfat]
Yürürlükte bulunan, geçerliği olan, kullanılan
- GEÇİM
-
-
[isim]
Geçinmek işi; maişet
- "Geçimini dülgerlikle sağlardı."
-
Anlaşma, uyum
- "Aralarında geçim yok."
-
[isim]
Geçinmek işi; maişet
- GELİR
-
-
[isim]
Bir kimseye veya topluluğa belli zamanlarda, belli yerlerden gelen para; hasılat, varidat
- "Saklanan bir gelir vardı ki aç, çıplak kalmıyorlardı."
-
Bir ekonomik birimin belli bir süre içinde kazandırdığı aylık, kira vb. getiri; varidat, irat
-
[isim]
Bir kimseye veya topluluğa belli zamanlarda, belli yerlerden gelen para; hasılat, varidat
- GEREN
-
-
[isim, ağızlardan]
Kuruyunca çatlayan toprak, verimsiz, tuzlu, killi toprak
-
[isim, ağızlardan]
Kuruyunca çatlayan toprak, verimsiz, tuzlu, killi toprak
- GEBEŞ
-
-
[sıfat, argo]
Karnı şiş olan (kimse)
-
Göbeği öne çıkık, bodur ve şişman (kimse)
-
Aptal, sersem (kimse)
-
Tembel, uyuşuk, beceriksiz (kimse)
-
[sıfat, argo]
Karnı şiş olan (kimse)
- GEREK
-
-
[isim]
Varlığına ihtiyaç duyulan, yapılması, edinilmesi icap eden şey; lüzum
- "Vaziyeti bir bütün hâlinde ve bir anda kestirdikten sonra anların gereklerine göre davranırım."
-
Herhangi bir şeyin yapılabilmesi veya olabilmesi için şart olan şey; ister, icap
- "Fakat onun için çıplak olmam gerek."
-
[sıfat]
Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen; lazım
-
[zarf]
Şart cümlelerinde güçlü ihtimal bildirir
- "Bu düşünce namusu dedikleri de epeyce önemli bir iş olsa gerek."
-
[isim]
Varlığına ihtiyaç duyulan, yapılması, edinilmesi icap eden şey; lüzum
- GELEN
-
-
[sıfat]
Gelme işini yapan (kimse veya nesne)
-
[fizik]
Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın)
-
[sıfat]
Gelme işini yapan (kimse veya nesne)
- GEBRE
-
-
[isim]
Atı tımar etmekte kullanılan kıldan kese
- "Gebre, kıldan, hamam kesesine benzer yapılmıştır."
-
[isim]
Atı tımar etmekte kullanılan kıldan kese
- GEBZE
-
-
[isim]
Kocaeli iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Kocaeli iline bağlı ilçelerden biri
- GETTO
-
Kelime Kökeni: Fransızca ghetto
-
[isim]
Bir yerleşim bölgesinin, aynı şehir, ülke veya kültürden gelen insanların yerleştiği bölümü
-
[eskimiş, toplum bilimi]
Avrupa ülkelerinde Yahudilerin gönüllü olarak veya zorlanarak yerleştirildikleri ve her türlü gereksinimini başka yere gitmeden karşılayabildikleri mahalle; Yahudi mahallesi
-
[isim]
Bir yerleşim bölgesinin, aynı şehir, ülke veya kültürden gelen insanların yerleştiği bölümü
- GEZME
-
-
[isim]
Gezmek işi; seyran
-
[isim]
Gezmek işi; seyran
- GENİŞ
-
-
[sıfat]
Eni çok olan; enli, gen (I), vâsi
- "Geniş, bomboş bir taşlığın serin, rutubetli küf kokusu duyuldu."
-
Alanı büyük olan; makro, dar karşıtı
- "Bu ağaç, bir geniş bostan duvarının dış tarafında idi."
-
Bol olan (elbise)
-
Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın olan; makro
- "Geniş anlamlı."
-
[mecaz]
Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat olan
- "Besbelli geniş, olabildiğince umursamaz görünmek istiyordu."
-
[mecaz]
Çok fazla
- "Geniş iş alanları sağlandı."
-
[sıfat]
Eni çok olan; enli, gen (I), vâsi
- GENİZ
-
-
[isim]
Ağız ve burun boşluğunun arka bölümü
- "Genzi iyice yanmıştı, konuşamıyordu, başını iki yana sarsarak niçin diye sordu."
-
[isim]
Ağız ve burun boşluğunun arka bölümü
- GENOM
-
Kelime Kökeni: Fransızca génome
-
[isim, biyoloji]
Gametlerde bulunan kromozomlar
-
[isim, biyoloji]
Gametlerde bulunan kromozomlar
- GENEL
-
-
[sıfat]
Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan; umumi
- "Genel seçim. Genel tarih."
-
Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan
- "Söylediklerim kuşkusuz genel anlamda geçerli."
-
Yetkisi ve sorumluluğu çok olan
- "Genel başkan. Genel müdür."
-
Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne)
- "Genel kitaplık."
-
Bir genelleme sonucunda elde edilen
- "Genel düşünce."
-
Belirli veya kesin olmayan
-
[sıfat]
Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan; umumi