Başında fas olan 23 kelime var. Fas ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde fas olan kelimeler listesine ya da sonu fas ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında fas bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

13 Harfli Kelimeler

FASULYEGİLLER

10 Harfli Kelimeler

FASULYEMSİ

9 Harfli Kelimeler

FASILASIZ, FASLETMEK, FASSALLIK

8 Harfli Kelimeler

FASILALI, FASLETME

7 Harfli Kelimeler

FASARYA, FASİKÜL, FASULYE

6 Harfli Kelimeler

FASILA, FASİLE, FASONE, FASSAL

5 Harfli Kelimeler

FASET, FASIK, FASIL, FASİH, FASİT, FASKA, FASLI, FASON

3 Harfli Kelimeler

FAS


Kelime bulma makinesi

A F S Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler

3 Harfli Kelimeler

FAS, SAF

2 Harfli Kelimeler

AF, AS, FA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

FASULYEGİLLER

  1. [isim] Kapalı tohumlu, iki çenekli, ayrı taç yapraklı çiçekli bitkiler familyası

FASULYEMSİ

  1. [sıfat] Fasulyeyi andıran, fasulyeye benzeyen, fasulye gibi

FASILASIZ

  1. [sıfat] Kesintisiz
  2. Durmadan, ara vermeden, biteviye
    • "Biraz durursa yere yıkılacağını sanarak fasılasız yürüyordu." (Peyami Safa)

FASLETMEK

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [-i] Ayırmak, bölmek
  2. Çözmek, sonuçlandırmak

FASSALLIK

  1. [isim] Fassal olma durumu
    • "Onda fassallık yalnız sanatlaşmış değildir, geçim yolu da odur." (Falih Rıfkı Atay)

FASILALI

  1. [sıfat] Aralı, aralıklı, kesintili
    • "Tren seyrek ve fasılalı ağaçların arasından geçiyordu." (Ömer Seyfettin)

FASLETME

  1. [isim] Fasletmek işi

FASULYE

Kelime Kökeni : Rumca

  1. [isim] Fasulyegillerden, barbunya, çalı, ayşekadın, horoz vb. türleri bulunan bitki (Phaseolus vulgaris)
    • "Fasulye sırığı gibi üç buçuk akasya ile park mı olurmuş?" (Tarık Buğra)
  2. Bu bitkinin sebze olarak yararlanılan yeşil ürünü ve kuru tohumları

FASİKÜL

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Büyük eserlerin ayrı ayrı bölümler hâlinde yayımlanan parçalarından her biri, cüz

FASARYA

Kelime Kökeni : Rumca

  1. [sıfat] Boş, anlamsız (söz)
  2. İşe yaramaz, yeteneksiz
    • "Öylesine fasarya semt takımında bile yer alamaz, her zaman yedek dururdu." (Haldun Taner)

FASONE

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Çözgü veya atkının kumaş yüzeyi üzerinde, kendiliğinden bir desen oluşturduğu her tür kumaş
  2. Bu tür kumaşları oluşturan desen örneği

FASILA

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Aralık, ara, kesinti
    • "Kısa bir fasıladan sonra kadının sesi tekrar işitildi." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Birer kart göndererek baş ağrılarından dolayı bu kabullere fasıla verdiğini bildirmişti." (Peyami Safa)

FASİLE

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Familya
    • "Hepsi de bu asrın bir nevi insan fasilesine mensuptular." (Peyami Safa)

FASSAL

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] İftira atan, gerçek olmayan isnatlarda bulunan (kimse)
    • "Gayet fassal, dedikoducuydu da..." (Refik Halit Karay)

FASIK

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Allah'ın emirlerini tanımayan, sapkın, günah işleyen
  2. Kötülük eden, fesatçı

FASKA

Kelime Kökeni : Latince

  1. [isim] Kundak çocuklarının beline, zıbının üzerinden sarılan geniş sargı

FASET

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Baskı işlerinde harf ve satırları formada tutmak ve sıkmak için kullanılan kama
  2. Dişin ön yüzüne estetik amaçla yapılan kaplama

FASİT

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Kötü, bozuk
    • "Fasit fikir."
  2. Ara bozucu, fesat çıkaran, müfsit
    • "Fasit adam."

FASİH

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Açık ve düzgün (anlatış)
    • "... sözleri daha fasih çıkarmak için hafif şapırtılarla oynayan kırmızı dudaklarına takılıyordu." (Peyami Safa)
  2. Açık ve düzgün konuşma yeteneği olan

FASIL

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Bölüm, kısım, devre
    • "Kitabı kapadı, biraz durdu, sonra tekrar açarak o faslı sonuna kadar bir hamlede okudu." (Peyami Safa)
  2. Dönem, devre
    • "Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç." (Yahya Kemal Beyatlı)
  3. Belli bir sürede yapılan iş, karşılaşılan durum veya olay
    • "Fazla olarak arada bir patronu çekiştirmek, dedikodu yapmak faslı da kapanacak." (Halide Edip Adıvar)
  4. Peşrev, nakış, şarkı, saz semaisi vb. parçaların belli bir sıraya göre çalınıp söylenmesi
    • "Radyo ince sazdan sultaniyegâh faslına başlamış." (Atilla İlhan)
  5. Orta oyununa başlamadan önce saz takımının çaldığı köçek havası ve curcuna
  6. Osmanlı ve Arap tiyatrosunda oyunun perde bölümü

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü