Sonunda aşık olan 23 kelime var. AŞIK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde aşık olan kelimeler listesine ya da başında aşık olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
BAĞLILAŞIK
ÇALAKAŞIK
BAĞDAŞIK, BAĞLAŞIK, ÇAPRAŞIK, KARMAŞIK, KAYNAŞIK, SARMAŞIK, SIRNAŞIK, TOPLAŞIK, YAKLAŞIK, YOZLAŞIK
ALMAŞIK, ANLAŞIK, BULAŞIK, DOLAŞIK, GÜNAŞIK, SIVAŞIK, YANAŞIK, YARAŞIK
ODAŞIK
KAŞIK
AŞIK
Aşık Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
4 Harfli Kelimeler
AKIŞ, AŞIK
3 Harfli Kelimeler
AKI, AŞI, AŞK, KAŞ, KIŞ, ŞAK, ŞIK
2 Harfli Kelimeler
AK, AŞ
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BAĞLILAŞIK
-
-
[isim, felsefe]
Biri ötekine bağlı olarak var olan, biri olmadan öteki düşünülemeyen iki şeyin bu ilişki yönünden durumu
-
[isim, felsefe]
Biri ötekine bağlı olarak var olan, biri olmadan öteki düşünülemeyen iki şeyin bu ilişki yönünden durumu
- ÇALAKAŞIK
-
-
[zarf]
Soluk almadan yiyerek
- "… tuzladığın bu ayranı afiyetle içiyorsam, tuttuğun bu yoğurdu, yoğurduğun bu ekmeği, kaynattığın bu bulguru çalakaşık yiyorsam…"
-
Rastgele, düşünmeden
- "Biz, bir taraftan bu hataları düşünmekle beraber diğer taraftan da şişman yüzbaşıdan cesaret alarak çalakaşık gidiyorduk."
-
[zarf]
Soluk almadan yiyerek
- TOPLAŞIK
-
-
[sıfat]
Bir araya getirilmiş, toplu hâle getirilmiş
-
[sıfat]
Bir araya getirilmiş, toplu hâle getirilmiş
- YOZLAŞIK
-
-
[sıfat]
Yozlaşmış
- "Yeni yetişen nesil bu betonlaşmayı kırıp yozlaşık durumu reddedecek bilinçten ve pratikten yoksundur."
-
[sıfat]
Yozlaşmış
- YAKLAŞIK
-
-
[sıfat]
Gerçek değeri ve miktarı değil, ondan az fazla veya eksik bir niceliği gösteren, aşağı yukarı bir değerlendirme yapılarak bulunan; takribî
- "Yaklaşık bir hesap. Yaklaşık bir sayı."
-
[sıfat]
Gerçek değeri ve miktarı değil, ondan az fazla veya eksik bir niceliği gösteren, aşağı yukarı bir değerlendirme yapılarak bulunan; takribî
- BAĞDAŞIK
-
-
[sıfat]
Birbirlerine benzer karakterlere veya yapıya sahip parça veya birimlerden oluşan (bütün veya topluluk); mütecanis, homojen
- "Kimlik ögeleri birbiriyle ne kadar uyumlu ve bağdaşık ise ulusal ve toplumsal kimlik de bugün ve gelecek için o kadar güven vericidir."
-
[sıfat]
Birbirlerine benzer karakterlere veya yapıya sahip parça veya birimlerden oluşan (bütün veya topluluk); mütecanis, homojen
- SIRNAŞIK
-
-
[sıfat]
Can sıktığına, rahatsız ettiğine aldırmadan bir kimseden sürekli, yalvarırcasına istekte bulunan ve bu isteğinde direnen (kimse)
-
Rahatsız eden, sıkıntı veren
-
[sıfat]
Can sıktığına, rahatsız ettiğine aldırmadan bir kimseden sürekli, yalvarırcasına istekte bulunan ve bu isteğinde direnen (kimse)
- KARMAŞIK
-
-
[sıfat]
İçinde aynı cinsten birçok öge bulunan, birbirine az çok aykırı birçok şeyden oluşan
- "Kendisi gökyüzünde siyah nokta gibi görünüyordu; ancak ormanda, bu kadar karmaşık yerde, saklanan sincabı nasıl görebildi?"
-
[kimya]
Çözeltide kendisini oluşturan parçalara iki yönlü olarak ayrışan (iyon veya birleşik); kompleks
-
[teknoloji]
Üstün teknolojisi olan; sofistike
-
[mecaz]
Ögelerinin veya gerekli işlemlerin sayısının çokluğu, çeşitliliği yüzünden anlaşılması, yapılması güç olan; komplike
- "Gerçi olaylar örgüsü, karmaşık olmasına burada da karmaşıktır."
-
[mecaz]
Anlaşılması güç olan (durum); ağdalı, sofistike
-
[sıfat]
İçinde aynı cinsten birçok öge bulunan, birbirine az çok aykırı birçok şeyden oluşan
- BAĞLAŞIK
-
-
[sıfat]
Aralarında anlaşma veya sözleşme sağlanmış olan (kimse veya topluluk); müttefik
- "Bağlaşık orduların Türkiye’de geçirdikleri zaman içerisinde önemli bir zarara yol açmadıkları dönem, Varna’da bulundukları süreye rastlar."
-
Sonuç, sebep gibi birbiriyle sıkı sıkıya bağlı ve karşılıklı bağımlı olan (nesne, terim)
- "Teknoloji matrisi A’nın (8,2) ve (8,2’) koşullarını tatmin eden verimli ve bağlaşık bir matris olduğunu kabul ediyoruz."
-
[sıfat]
Aralarında anlaşma veya sözleşme sağlanmış olan (kimse veya topluluk); müttefik
- ÇAPRAŞIK
-
-
[sıfat]
Bakınız girift
- "Çapraşık akıntılar birden düz yön aldı."
-
[mecaz]
Anlaşılması, çözülmesi veya içinden çıkılması güç
- "Benimseyemediği çapraşık bir dünyanın binbir dolabı içinde bunalmış genç bir öğrenciyi hatırlatıyordu."
-
[sıfat]
Bakınız girift
- SARMAŞIK
-
-
[isim, bitki bilimi]
Sarmaşıkgillerden, koyu yeşil renkli, değişik biçimli yaprakları olan, sap ve dallarından çıkan küçük köklerle dik, düz yerlere yapışarak tırmanan bitki (Hedera helix)
- "Rüzgârın balkon sarmaşıklarında ıslıklar çaldığı bir akşamdı."
-
[isim, bitki bilimi]
Sarmaşıkgillerden, koyu yeşil renkli, değişik biçimli yaprakları olan, sap ve dallarından çıkan küçük köklerle dik, düz yerlere yapışarak tırmanan bitki (Hedera helix)
- KAYNAŞIK
-
-
[sıfat]
Birbirine kaynamış, kaynaşmış
-
[ağızlardan]
Bakınız fingirdek
-
[sıfat]
Birbirine kaynamış, kaynaşmış
- ALMAŞIK
-
-
[sıfat]
İki veya daha çok şeyin sıralanmasında karşılıklı değil, aralıklı olarak sağda ve solda yerleşmiş olan
-
Almaşlı olarak işleyen; mütenavip, alternatif
- "Önümüzdeki almaşıklardan en istenmeyeni veya en az isteneni irademizin dışında veya irademize rağmen gerçekleşmişse bunda da bizi pişman edecek bir etmen bulmakta zorlanabiliriz."
-
[sıfat]
İki veya daha çok şeyin sıralanmasında karşılıklı değil, aralıklı olarak sağda ve solda yerleşmiş olan
- YANAŞIK
-
-
[sıfat]
Yanaşmış durumda olan
-
[zarf]
Yanaşmış bir biçimde
- "Arabalar kapı önündeki kaldırıma yanaşık park etmişler."
-
[sıfat]
Yanaşmış durumda olan
- SIVAŞIK
-
-
[sıfat]
Sıvaşmış, bulaşmış olan
- "Girdim; donuk, küflü ışıkta ayakkabılarımın yanlarındaki sıvaşık çamurları gördüm."
-
[sıfat]
Sıvaşmış, bulaşmış olan
- GÜNAŞIK
-
Kelime Kökeni: Türkçe gün + Arapça ʿāşiḳ
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız ayçiçeği
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız ayçiçeği
- DOLAŞIK
-
-
[sıfat]
Karışık olan (saç, ip vb.)
- "Bir buğday benizli zülfü dolaşık / Gitme diye beni yolda eğler var"
-
Dolaşarak giden (yol)
- "Tozlu ve dolaşık yollar üzerinde saatlerce taban tepmiş."
-
[mecaz]
Kolay çözülmeyecek veya içinden çıkılmayacak derecede karışık
- "Birtakım dolaşık işleri yüzünden istifasını verip çekildi."
-
[mecaz]
Amacını doğrudan doğruya değil de dolayısıyla sezdiren
- "Dolaşık ve tutuk bir dille, yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz cümleler mırıldanmaya başladı."
-
[sıfat]
Karışık olan (saç, ip vb.)
- ANLAŞIK
-
-
[isim]
Aralarında anlaşma bulunan taraflardan, kimselerden biri
- "Yoksa anlaşık mısın onlarla? Anlaşık olmadığını nereden bileyim? Nasıl güveneyim zatına?"
-
[isim]
Aralarında anlaşma bulunan taraflardan, kimselerden biri
- YARAŞIK
-
-
[isim]
Bakınız yaraşma
-
[isim]
Bakınız yaraşma
- BULAŞIK
-
-
[isim]
Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak
- "Gemide bulaşık yıkamak kolay iş değildi."
-
[mecaz]
Yaşanmış bir şeyden geriye kalan belirti etki
- "Daha balayının bulaşığı geçmedi."
-
[sıfat]
Bakınız kirli
- "Bulaşık kap."
-
[sıfat]
Her şeyin birbirine karıştığı (yer, olay vb.)
- "Bu karmakarışık ve bulaşık âlemi kendi hâline bırakırdı."
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız yapışkan
- "Böyle bir sivri akıllı, bulaşık biri çıkar ortaya, dirliği düzeni berbat eder."
-
[isim]
Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak