Sonunda asıl olan 12 kelime var. ASIL ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde asıl olan kelimeler listesine ya da başında asıl olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
MUNFASIL, MUTTASIL, VELHASIL
BEDASIL, ELHASIL, MAYASIL
ANASIL
FASIL, HASIL, NASIL, VASIL
ASIL
Asıl Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
4 Harfli Kelimeler
ASIL, ASLI, SALI, SILA
3 Harfli Kelimeler
ASI, SAL
2 Harfli Kelimeler
AL, AS, IS, LA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- MUNFASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça munfaṣil
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız ayrık
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız ayrık
- VELHASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça ve'l-ḥāṣil
-
[zarf]
Bakınız kısacası
- "Mehtap, iri güller ve senin en güzel aksin / Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde"
-
[zarf]
Bakınız kısacası
- MUTTASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça muttaṣil
- BEDASIL
-
Kelime Kökeni: Farsça bed + Arapça aṣl
-
[sıfat]
Soyu bozuk (kimse)
- "Bedasla necabet mi verir hiç üniforma?"
-
[sıfat]
Soyu bozuk (kimse)
- ELHASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça elḥāṣil
-
[zarf]
Bakınız kısacası
-
[zarf]
Bakınız kısacası
- MAYASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça māyesīl
-
[isim, tıp]
Tende kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı; egzama
- "Rıza Bey'in ayak parmakları mayasıl olmuştur."
-
Bakınız basur
-
[isim, tıp]
Tende kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı; egzama
- ANASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿan-aṣl
-
[zarf, eskimiş]
Kökten, asıl olarak, esaslı bir biçimde
- "Anasıl asker ve erkek bir kavim olmadıkları için askerliğin şanından hiçbir zaman nasipleri yoktur."
-
[zarf, eskimiş]
Kökten, asıl olarak, esaslı bir biçimde
- NASIL
-
Kelime Kökeni: Türkçe ne + Arapça aṣl
-
[zarf]
Bir işin ne biçimde, hangi yolla olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz; ne (II), nice, nite
- "Nasıl sevebilirse üç gönül bir tek gülü / Sen de güzelliğine kul edersin üç gönlü"
-
Bir hareketin yapılış biçimine duyulan şaşkınlığı belirten bir söz
- "Falih Rıfkı Atay gibi en güzel Türkçeyi yazan bir muhabirin kaleminden bu satırlar nasıl çıktı?"
-
İşin zorunlu olduğunu belirten bir söz
- "Şarkı nasıl kısaltılamazsa fıkra da kısalmaz."
-
Ne kadar çok
- "Amanın yandık ki nasıl yandık gene..."
-
Elbette, kesinlikle
- "Bak nasıl sınıfını geçecek!"
-
"Ben sana dememiş miydim, gördün mü?" anlamlarında kullanılan bir söz
- "Nasıl, kitap kiminmiş?"
-
"Ne dediniz?" veya "iyi mi, beğendiniz mi?" anlamlarında kullanılan bir söz
- "Nasıl, bir daha söyler misiniz?"
-
[sıfat]
Ne gibi, ne türlü
- "Allaha nasıl inanıyorsam öyle."
-
[zarf]
Bir işin ne biçimde, hangi yolla olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz; ne (II), nice, nite
- VASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça vāṣil
-
[sıfat]
Ulaşan, varan
-
[sıfat]
Ulaşan, varan
- FASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça faṣl
-
[isim]
Bakınız bölüm
- "Kitabı kapadı, biraz durdu, sonra tekrar açarak o faslı sonuna kadar bir hamlede okudu."
-
Bakınız devre (I)
- "Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç"
-
Belli bir sürede yapılan iş, karşılaşılan durum veya olay
- "Fazla olarak arada bir patronu çekiştirmek, dedikodu yapmak faslı da kapanacak."
-
[ekonomi]
Bütçede ayrı ayrı gösterilen bölümler
-
[müzik]
Aynı makamdan eserlerin belli bir sıraya göre icra edildiği, eserlerin arasında saz taksimlerinin yer aldığı konser
- "Radyo ince sazdan sultaniyegâh faslına başlamış."
-
[tiyatro]
Orta oyununa başlamadan önce saz takımının çaldığı köçek havası ve curcuna
-
[eskimiş, tiyatro]
Osmanlı ve Arap tiyatrosunda oyunun perde bölümü
-
[isim]
Bakınız bölüm
- HASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥāṣil
-
[sıfat]
Olan, ortaya çıkan, görünen
-
[sıfat]
Olan, ortaya çıkan, görünen
- ASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça aṣl
-
[isim]
Bir şeyin kendisi, kopya karşıtı
- "Bir belgenin aslı."
-
Bir şeyin ilk olarak ortaya çıktığı yer
- "Fuar sözüne gelince onun aslı Latincedir."
-
Bakınız gerçeklik
- "Hâlbuki bunların hiçbirisinin aslı yoktu."
-
Bakınız soy
- "İnsan, dedi, aslını unutmamalıdır."
-
[sıfat]
Bakınız esas
- "Ama benim asıl niyetim eski sevgilisinin adını öğrenmek."
-
[sıfat]
Bakınız temel
-
[sıfat]
Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan
- "Asıl edebiyat nesirdir."
-
[sıfat]
Bir görevde asaleten bulunan, yedek karşıtı
- "Asıl jüri üyesi sınava gelmediğinden yedek üye çağrıldı."
-
[zarf]
Gerçekten, gerçek olarak
- "Bana umut vermeye çalışıyor ama asıl onun teskin edilmeye ihtiyacı var."
-
[isim]
Bir şeyin kendisi, kopya karşıtı