Sonunda ak olan 6 harfli 264 kelime var. AK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde ak olan kelimeler listesine ya da başında ak olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

CIRNAK

  1. [isim] Yırtıcı hayvan tırnağı

ONAMAK

  1. [-i] Bir işi doğru ve uygun bulmak, tasvip etmek

VARMAK

  1. [-e] Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak, vasıl olmak
    • "Köye akşama doğru ancak varabildim." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "Var, bildiğini yap. Varsın gelmesin."
    • "Renkli televizyona varıncaya kadar ne varsa aldı."
  2. Belli bir duruma veya düzeye gelmek
    • "Yaşı elliye vardı. O şimdi yolun yarısına varmıştı."
  3. Hoş olmayan bir sona ermek
    • "Beni tahkir etmeye kadar varıyorsun." (Peyami Safa)
  4. Bir şeyi iyice anlamak veya duymak
    • "Tadına varmak. Sırrına varmak."
    • "Varın söylen İrfani'ye yarım ölmesin." (İrfanî)
  5. [-i] Acımadan, çekinmeden yapmak
    • "Eli varmak. Dili varmak."
  6. Kadın, evlenmek
    • "Gönül verdin derlerdi o delikanlıya / En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya." (Ahmet Muhip Dranas)
  7. Bir durumdan başka duruma geçmek
    • "Secdeye varmak. Uykuya varmak."

SAÇMAK

  1. [-i] Bir şeyi ortalığa dağıtmak, dökmek
    • "Oraya birikmiş sulara basarak çamurları etrafa saçtı." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Işık ve ısı yaymak
    • "Büyümüş gözler örste dövülen kızgın demir gibi kıvılcımlar saçtı." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Belli bir görüşü, düşünceyi yaymak

SIĞMAK

  1. [-e] Bir kaba, bir yere bütünüyle girebilmek veya içinden geçebilmek
    • "Bir tavla zarı kadar küçücük eve / Bir kadın iki çocuk nasıl sığar?" (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
  2. Uygun olmak
    • "Bu davranışın ne akla ne mantığa ne de insanlığa sığar!"
    • "Kin başka, aşk başkadır, kızım! Muhabbete cinayet sığmaz." (Ömer Seyfettin)

TAYLAK

  1. [isim] At veya deve yavrusu

KISMAK

  1. [-i] Sesi azaltmak, alçaltmak
    • "Radyoyu biraz kısar mısın?"
  2. Gözü biraz kapamak
    • "Adam göz kapaklarını kısarak bir hesapladı." (Necati Cumalı)
  3. Ezmek, büzmek, daraltmak
    • "Omuzlarını kısar, ellerini cebinden çıkarır, atar ağzından sigarasını." (Sait Faik Abasıyanık)
  4. Lamba ışığını azaltmak
  5. Sıkıştırmak
    • "Birden susan köpek kuyruğunu bacaklarının arasına kıstı." (Ömer Seyfettin)
  6. [-den] Masraf, harcama vb.ni azaltmak
    • "Kes üç kuruş ekmekten / Beş kuruş etten kıs." (Behçet Necatigil)
  7. Verilen hak ve özgürlüklerin sınırını daraltmak
  8. Pintilik etmek

KIZMAK

  1. [nsz] Isıtılan veya ısınan bir nesnenin sıcaklığı çok artmak
    • "Taşlar güneşten kızmıştı."
    • "Tatmin olmamış bir sanatçı öfkesiyle eski arkadaşlarına kızıp duruyordu." (Çetin Altan)
  2. At, eşek vb. hayvanlar çiftleşmek istemek, kösnümek
  3. Dişi kuşlar zamanı gelip kuluçkaya yatma isteği göstermek
  4. Öfkelenmek, sinirlenmek
    • "Tamamıyla bir Fransız olduğumu anlayınız da şapka giydiğime kızmayınız, olur mu?" (Ömer Seyfettin)

DURMAK

  1. [nsz] Hareketsiz durumda olmak
    • "Motorlu su taşıtlarından biri de kanal rıhtımının tam bizim önümüze düşen bir noktasında demir atmış duruyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
    • "Dur! Bu işi ben yaparım. Durun hele, bakalım ne olacak!"
    • "Gayri bana dur durak yok... Muhasebe müdürü ... çalışmamdan hoşnut değilmiş." (Tarık Dursun K)
  2. İşlemez olmak, çalışmamak
    • "Bileğimdeki saat durmuş." (Aka Gündüz)
  3. Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek, tevakkuf etmek
    • "Yolda nerede çeşme gördümse durdum, elimi yüzümü yıkadım, su içtim." (Necati Cumalı)
  4. Dinmek, kesilmek
    • "Yağmur durdu."
  5. Varlığını sürdürmek
    • "Türklerin yüzlerce yıl önceki kitabeleri hâlâ duruyor."
  6. Var olmak
    • "Bu kadar dersim dururken sinemaya nasıl gideyim?"
  7. Beklemek, dikilmek
    • "Oturacak değil, ayakta duracak yer yok." (Reşat Nuri Güntekin)
  8. Yaşamak
    • "Anneannen duruyor mu?"
  9. Birisinin malı olarak bulunmak veya o malla ilişkisi olmak
    • "Yazlık eviniz hâlâ duruyor mu?"
  10. Kalmak
    • "Artık çok durmamış, yanındaki hanımla birlikte balodan çıkmış!" (Mahmut Yesari)
  11. Bir yerde olmak veya bulunmak
    • "Aspirin getirmeyeceğini adı gibi biliyordu çünkü çekmecesinde dokunulmamış bir kutu duruyordu." (Tarık Buğra)
  12. Belli bir durumda, bir görevde bulunmak
    • "Her gelişimde ben de maçları seyreder, kaleci dururdum." (Haldun Taner)
  13. Ara vermek
    • "Sabahtan beri hiç durmadım."
  14. Bir konuyla çok ilgilenmek, üstüne düşmek
  15. [yardımcı fiil] Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: Çalışadurmak, bakadurmak, getiredurmak, yiyedurmak gibi

TAPMAK

  1. [-e] Tanrı'ya kulluk etmek
  2. Herhangi bir şeyi "tanrı" diye tanımak
  3. Tutku ile sevmek, bağlanmak
    • "Bütün Bucaklıların bana taptıklarını anlıyorsun." (Ömer Seyfettin)

ZIYPAK

  1. [sıfat] Kaygan

MUTLAK

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Salt
    • "Eskilerden üstün olmasa da onlar kadar mutlak bir roman yazmak istiyorum." (Halide Edip Adıvar)
  2. Kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan, bağımsız, saltık
  3. [zarf] Kesinlikle

OTURAK

  1. [isim] Oturulacak yer veya şey
  2. Alçak iskemle
  3. Bir şeyin yere gelen tarafı, taban
  4. Ördek
  5. İçkili, çalgılı ve kadınlı eğlenti
  6. Boru mengenesinin tezgâha oturduğu ve vidalandığı bölüm
  7. [sıfat] Bacaklarında veya başka bir yerinde, gezmesine engel olacak bir özrü olduğundan hep evde oturan (kimse), kötürüm
  8. Kürekli teknelerde kürekçilerin oturduğu enli tahta

KAVLAK

  1. [sıfat] Kabuğu dökülmüş
    • "Kavlak bir ağaç."
  2. Güneşten derisi soyulan (kimse)
  3. [isim] Yer altı boşluklarının tavan ve yan duvarlarında bulunan gevşemiş veya düşebilir kaya parçası

TOMBAK

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Kuyumculukta kullanılan, % 80 bakır, % 20 çinkodan oluşan sarı renkli alaşım
  2. [sıfat] Bu alaşımdan yapılmış
    • "Tombak leğen."

UFARAK

  1. [sıfat] Biraz ufak
    • "Kara ve pos bıyıklar bu kuru ve ufarak yüzü karanlıklar içinde bırakıyordu." (Peyami Safa)

YAPRAK

  1. [isim] Bitkilerde solunum, karbon özümlenmesi, terleme vb. olayların oluştuğu, çoğu klorofilli, yeşil ve türlü biçimdeki bölümler
    • "Dökülmüş yapraklar, bozulmuş bağlar / Bülbülün konduğu dallar perişan." (Karacaoğlan)
    • "Bütün vücudu yaprak gibi titriyordu."
  2. Sarma yapılan asma yaprağı
  3. Börek, baklava vb. şeylerde yufka
    • "Bu baklavada elli yaprak var."
  4. Kitap, defter vb. şeylerde ön ve arka yüzü oluşturan kâğıtlardan her biri, varak
    • "Takvimin kapak yaprağını ve günlük yapraklarını kolayca çevirdim." (Refik Halit Karay)
  5. Kat kat ayrılabilen şeylerde kat
    • "Mermer yaprağı."
  6. Eni 50 cm, boyu 75 cm olan bayrak ölçüsü
  7. Birkaç parça eklenerek yapılan şeylerde her parça
    • "Beş yapraktan bir yelken. Eteğin arka yaprağı."

ADAMAK

  1. [-i] Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kutsal bir güce yönelik istekte bulunmak, nezretmek
  2. Kutsal saydığı bir şey uğruna kendini feda etmek, ant niteliğinde söz vermek
  3. Zaman ayırmak, tahsis etmek
    • "Olumlu, verimli bir işe adayacağı zamanını, abur cubur işlere harcamak ağırlarına gider." (Haldun Taner)

KAKMAK

  1. [-i] İtmek, vurmak
  2. [nsz] Kakma yapmak
  3. Vurarak dar bir yere sokmak

KURMAK

  1. [-i] Bir şeyi oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek, monte etmek
    • "Geniş çöl ufukları arasında çadırlarımızı kurduk." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Hazırlamak
    • "Kurduğu sofraya, yaptığı salataya git de bak." (Refik Halit Karay)
  3. Yaylı, zemberekli şeylerde yayı veya zembereği germek
    • "Çocukça bir sevinçle kurduğun çalar saatleri çalıp duruyor." (Haldun Taner)
  4. Gereken şartları hazırlayıp kendi kendine olmaya bırakmak
    • "Turşu kurmak."
  5. Etkisi ve önemi geniş şeyler meydana getirmek, tesis etmek
    • "Dünyanın en büyük imparatorluklarını kuran kimlerdi?" (Orhan Seyfi Orhon)
  6. Yapmak, inşa etmek
    • "Çirkin yapıları örtecek güzel yapılar kuralım." (Nurullah ataç)
  7. Yapmak, oluşturmak
    • "Belki on aile keçelerden, kilimlerden çergelerini meyve ağaçlarının altlarına kurdular." (Ömer Seyfettin)
  8. Ortaklık sağlamak
  9. Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek
    • "Teşkilatı ilçede sevilip sayılan bir avukat kurmuştu." (Tarık Buğra)
  10. Bir araya getirmek, toplamak
    • "Divan kurmak."
  11. Gizlice hazırlamak, tasarlamak
    • "Çocukların top oynadıkları kumluktan iskeleye doğru yürürken hep planlar kuruyordu." (Cahit Uçuk)
  12. Düşünmek
    • "Yalnız hayalle geçiniyorum, ben yalnız hayal kuruyorum." (Sait Faik Abasıyanık)
  13. Aklına koymak
    • "O gitmeyi bir kez kurdu mu artık durmaz."
  14. Zihinde büyütmek
    • "Bayram ağa, uşakların söylediklerini kurdukça kurdu." (Halide Edip Adıvar)
  15. Sağlamak, oluşturmak
    • "Dostluk kurmak. İlişki kurmak."
  16. Bir kimseyi dedikodu veya telkinlerle başkasına karşı öfkelendirmek

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü