Sonunda ak olan 5 harfli 177 kelime var. AK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ak olan kelimeler listesine ya da başında ak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YANAK
-
-
[isim]
Yüzün göz, kulak ve burun arasındaki bölümü
- "Dedim dilber yanakların kızarmış / Dedi çiçek taktım gül yarasıdır"
-
Lastik tekerlekli taşıtlarda lastiğin jant ile yere temas eden bölümü arasında kalan yan yüzeyi
-
[isim]
Yüzün göz, kulak ve burun arasındaki bölümü
- ASMAK
-
-
[-e, -i]
Bir şeyi aşağıya sarkacak bir biçimde bir yere iliştirip sarkıtmak; talik etmek
- "Lambayı tam pencerenin karşısına astı."
-
Üzerine takınmak
- "Kılıcını beline asmış, atına atladığı gibi hızla uzaklaşmış."
-
[-i]
Bir kimseyi boğazından ip vb. geçirip sallandırarak öldürmek; idam etmek
- "Onu da asmışlar. Murdar gebermiş."
-
[mecaz]
Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek
- "Ben inek için oymalarımı bıraktım, dikiş makinesini tamir etmedim, mektebi astım."
-
[mecaz]
Görevi olan bir işi özürsüz yapmamak
-
[-e, -i]
Bir şeyi aşağıya sarkacak bir biçimde bir yere iliştirip sarkıtmak; talik etmek
- ÇATAK
-
-
[isim]
İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı
- "Karakaçanı, Armutdere çataklarında bu Bozdayı tepelediydi."
-
[sıfat]
Yapışık, ikiz (meyve)
-
[sıfat]
Kavgacı olan
-
[isim]
İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı
- BARAK
-
-
[isim, ağızlardan]
Tüylü, kıllı çuha
-
Bir cins tüylü av köpeği
-
[isim, ağızlardan]
Tüylü, kıllı çuha
- AKSAK
-
-
[sıfat]
Aksayan, hafifçe topallayan
- "Sen aksak olduğundan, kaçıp kurtulamam, su beni toparlayıp alır diye korkmuşsundur."
-
[mecaz]
İyi gitmeyen, iyi işlemeyen
- "İşte bu pencereden de baktığımızda bu süreçteki romancılarımızın birçoğunda eksik, aksak olanın ne olduğunun altını rahatlıkla çizebiliriz…"
-
[isim, edebiyat]
Eski Yunan ve Latin şiir ölçüsünde, sondan bir önceki hecesi kısa olacak yerde uzun olan dize
-
[isim, müzik]
Türk müziğinde kıvrak bir usul
-
[sıfat]
Aksayan, hafifçe topallayan
- VİYAK
-
-
[isim]
Bebeğin ağlarken çıkardığı ses
-
[isim]
Bebeğin ağlarken çıkardığı ses
- İLHAK
-
Kelime Kökeni: Arapça ilḥāḳ
-
[isim]
Egemenliği altına alma
-
[eskimiş]
Bakınız katma
-
[isim]
Egemenliği altına alma
- OTLAK
-
-
[isim, coğrafya]
Hayvan otlatılan yer; salmalık, yaylak, mera, örü (II), yaylım
- "Otlaktan çıktıkları sırada hava kuru soğuktu."
-
[isim, coğrafya]
Hayvan otlatılan yer; salmalık, yaylak, mera, örü (II), yaylım
- KUŞAK
-
-
[isim]
Bele sarılan uzun ve enli kumaş
- "Emin olmak için kuşağından bir ayna çıkarıp camı bile çizdi."
-
Sağlamlığını artırmak için bir şeyin çevresine geçirilen ağaçtan veya metalden bağ
-
[teknoloji]
Bir ürünün, bir aygıtın teknolojideki ve bilimdeki gelişmeye göre üretilen yeni biçimleri
-
[gök bilimi]
Yeryüzünde veya herhangi bir gök cisminde belli şartları sağlayan bölge
- "İklim kuşakları. Zaman kuşakları."
-
[coğrafya]
Yeryüzünde benzer özellikler gösteren coğrafi sahaların oluşturduğu bölgeleri ifade etmek için kullanılan genel ad: sıcak kuşak, deprem kuşağı, orman kuşağı vb
-
[felsefe]
Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu; batın
- "Sanat kuşağı."
-
[matematik]
Bir küre yüzeyi, paralel iki düzlemle kesildiğinde iki kesitin arasında kalan bölüm; küre kuşağı
-
[sinema, televizyon]
Henüz birleştirilmemiş ses ve görüntü taşıyan filmler
-
[televizyon]
Televizyonda programlar için ayrılmış özel zaman dilimi
- "Çizgi film kuşağı."
-
[toplum bilimi]
Yaklaşık yirmi beş otuz yıllık yaş kümelerini oluşturan bireyler öbeği; göbek, nesil, batın, jenerasyon
- "Bugünkü kuşak benim kuşağımın bir hikâyesini dinlemelidir."
-
[isim]
Bele sarılan uzun ve enli kumaş
- SIZAK
-
-
[isim, ağızlardan]
Dağ sırtlarında, taş aralarından sızan su, küçük pınar
-
[isim, ağızlardan]
Dağ sırtlarında, taş aralarından sızan su, küçük pınar
- PAPAK
-
-
[isim]
Genellikle Azerbaycan ve Kafkasya'da giyilen, kuzu derisinden veya yününden yapılan, uzun tüylü başlık
- "Üst baş direğinden gocuğunu, papağını aldı, çizmelerinin kenar kürklerini düzledi."
-
[isim]
Genellikle Azerbaycan ve Kafkasya'da giyilen, kuzu derisinden veya yününden yapılan, uzun tüylü başlık
- KAÇAK
-
-
[isim]
Bir kapalı kaptan, bir borudan sızan gaz veya sıvı; kaçıntı
-
Gizlice kaçırılmış olan mal veya madde
- "Hâlbuki buraları ve hususuyla Anadolu’yu, kaçaktan mümkün mertebe muhafaza için bundan başka çare yoktur."
-
Av sırasında vurulamayan kuş
- "Malum a, kaçak diye avcının tüfeğinden kurtulmuş kuşlara denir."
-
[sıfat]
Bağlı bulunduğu yerden veya yasadan kaçan, uzaklaşan
- "Vapurda bir de kaçak Rus ailesi var."
-
[sıfat]
Yasaca yapılması yasak olan veya yapılması için gerekli izin alınmayan
- "Kaçak kat."
-
[sıfat]
Yasaca belirtilmiş gerekli gümrük ve vergileri ödenmeden bir yere sokulan veya bir yerden çıkarılan
- "Kaçak olarak gelmiş Amerikan, Japon, hatta Kızıl Çin eşyalarını satanlar açıkça bunların kaçak mal olduklarını bağırarak alıcı çekiyorlardı."
-
[zarf]
Yasalara, kurallara uymayarak gizli bir biçimde
- "Bütün harp müddetince babası ile İsviçre'de kaçak yaşadı."
-
[isim]
Bir kapalı kaptan, bir borudan sızan gaz veya sıvı; kaçıntı
- BAŞAK
-
-
[isim, gök bilimi]
Bakınız Başak Burcu
-
[isim, gök bilimi]
Bakınız Başak Burcu
- KOYAK
-
-
[isim, coğrafya]
Bakınız vadi
- "Bir koyağa girip küçük bir çalılığa saklandılar."
-
[jeoloji]
Karalarda akarsu aşındırmasıyla oluşmuş, bir yöne doğru eğimli, uzunluğuna çukurluk
-
[ağızlardan]
Dağlar ve kayalıklarda oluşmuş doğal çukur
- "Yaylasını koyak koyak gezerim"
-
[isim, coğrafya]
Bakınız vadi
- SUNAK
-
-
[isim]
Tapınaklarda dinî tören eşliğinde üzerinde kurban kesilen, günlük yakılan taş masa; altar
- "Eşi benzeri olmayan sunak bütün ihtişamıyla karşısındaydı."
-
[isim]
Tapınaklarda dinî tören eşliğinde üzerinde kurban kesilen, günlük yakılan taş masa; altar
- POLAK
-
Kelime Kökeni: Fransızca Polaque
-
[isim]
Bakınız Polonyalı
- "Hakikaten Polaklar, Türk yiğitliği, iyiliği hakkında güzel bir şarkı yapmışlar ve kadınlar da söylüyorlarmış."
-
[isim]
Bakınız Polonyalı
- TARAK
-
-
[isim]
Saçların, sakalın, hayvan tüylerinin karışıklığını gidermeye veya kadınların saçlarını tutturmaya yarayan dişli araç
- "Bir ay boyunca, kırlaşan saçlarına tarak sürmedi."
-
Bahçıvanlıkta toprağın taşını ayıklamak için kullanılan, ucu bu biçimde olan araç; tırmık
-
Dokuma tezgâhlarında, dişleri arasından arış ipliklerinin geçtiği tarak biçiminde sık telli araç
-
Bazı kuşların başında bulunan yelpaze biçiminde tepelik
-
[anatomi]
Bakınız ayak tarağı
-
[hayvan bilimi]
Suda yaşayan hayvanlarda solungaç
-
[hayvan bilimi]
Yassı solungaçlılardan, kabukları yuvarlak, yelpaze biçiminde bir yumuşakça (Pecten)
-
[isim]
Saçların, sakalın, hayvan tüylerinin karışıklığını gidermeye veya kadınların saçlarını tutturmaya yarayan dişli araç
- SUSAK
-
-
[sıfat]
Susamış olan, susayan
-
[isim, ağızlardan]
Su kabağından yapılmış veya ağaçtan oyulmuş maşrapa
-
[mecaz]
Salak, aptal
-
[sıfat]
Susamış olan, susayan
- NİFAK
-
Kelime Kökeni: Arapça nifāḳ
-
[isim]
Geçimsizlik, anlaşmazlık, ara bozuculuk
- "Nifak unsurları her ikisinin iyi niyetlerinden yavaş yavaş, sinsi sinsi kendi çıkarlarına yararlanmasını bilecekti."
-
[isim]
Geçimsizlik, anlaşmazlık, ara bozuculuk
- UMMAK
-
-
[nesnesiz]
Bir şeyin olmasını istemek, ümitle beklemek
- "Umarım ki siz de mayıs hakkındaki bu sevgimi benimle paylaşırsınız."
-
Sanmak, tahmin etmek
- "Her açılan kapının arkasından umduğumuz çıkmaz."
-
Dilemek, temenni etmek
- "Bu mektubu yazmak inan seninle yüzleşmekten daha zor ama umarım anlarsın beni."
-
[nesnesiz]
Bir şeyin olmasını istemek, ümitle beklemek