Sonunda ak olan 4 harfli 22 kelime var. AK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ak olan kelimeler listesine ya da başında ak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

UYAK

  1. [isim, edebiyat] Bakınız kafiye
    • "O yalan, koroya uyak olsun, ahenk getirsin diye söylenmiştir." (Hilmi Taşkın)
İNAK

  1. [isim, felsefe] Bakınız dogma
AKAK

  1. [isim, coğrafya] Bakınız yatak
    • "Büğetin oraya varınca dere yatağının alt tarafından, kurumuş akaktan sürüyü öteki tarafa geçirdik." (Deniz Karakurt)
  2. Eğimi, inişi fazla olan yer
IRAK

  1. [sıfat] Bakınız uzak
    • "Sesin ıraktan gelir, yürek deler." (Memduh Şevket Esendal)
PLAK

Kelime Kökeni: Fransızca plaque

  1. [isim] Sesleri kaydetmek ve kaydedilen sesleri yeniden pikap veya gramofonda dinlemek amacıyla hazırlanan plastik daire biçiminde yaprak
    • "Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Bakınız plaka
AYAK

  1. [isim, anatomi] Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü
    • "Çimenlerin üzerindeki çiylerde güneşten düşmüş parlak elmas damlalarını inadına ayaklarıyla ezdi." (Ömer Seyfettin)
  2. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri; bacak
    • "Köşede duran, ayağı kırık tahta sandalyeye oturdum." (Burhanettin Uysal)
  3. Vücudun belden aşağı bölümü; bacak
    • "Ayağına bir pantolon çekti."
  4. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi
    • "Senin ayağınla köye akşama kadar varamayız."
  5. Bakınız basamak
  6. Futun küpü alınarak hesaplanan değer
  7. [ağızlardan] Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste
  8. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi; kadem, fit (III), fut
  9. [coğrafya] Bakınız göl ayağı
  10. [edebiyat] Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler
  11. [edebiyat] Halk edebiyatında uyak
    • "Mânicilerin kafa yormadan buldukları ayaklar Cenap'ı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükler." (Salâh Birsel)
  12. [matematik] Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta
    • "Dikme ayağı."
  13. [spor] Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden beşincisi
  14. [spor] Altılı ganyanda yer alan her bir koşu
  15. [madencilik] Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri
  16. [mecaz] Bir düşüncenin, bir yapının olmazsa olmazı sayılan, temelini oluşturduğu düşünülen şeylerin her biri
ABAK

  1. [isim] Eski Türklerde ölmüş kimselerin heykel vb. suretleri
  2. Deri veya başka bir maddeden kesilen resim, heykel vb. şekiller
  3. [mimarlık] Bakınız abaküs
AFAK

Kelime Kökeni: Arapça āfāḳ

  1. [isim, eskimiş] Ufuklar
    • "Garp'ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var" (Mehmet Akif Ersoy)
APAK

  1. [sıfat] Bakınız bembeyaz
  2. [zarf] Çok beyaz bir biçimde
    • "Sonunda uykuya dalınca, ay ışığı uyuyan denizcilerin mutlu yüzlerini apak aydınlattı." (Halikarnas Balıkçısı)
ADAK

  1. [isim] Adanılan şey; nezir
    • "Hanım, bu aldığınız şeylerin adağını unuttunuz." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
ARAK

Kelime Kökeni: Arapça ʿaraḳ

  1. [isim, eskimiş] Bakınız ter
  2. Pirinç ve şeker kamışından elde edilen bir rakı türü
OCAK

  1. [isim] Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer; ocaklık
    • "Üç balıkçı güneş batarken kumların üzerine iki taştan bir ocak yaptılar ve ateş yaktılar." (Halikarnas Balıkçısı)
  2. Bakınız şömine
    • "Ocağın önünde oturup acayip bir dikkatle odunların yanışına bakar." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet
    • "Anlaşılan çamaşırcı giderken ocağı tam söndürmemiş olacak." (Haldun Taner)
  4. Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer
    • "Konuşmalar iyice kızışmaya başladığı vakit kahve ocağının önünde görünür." (Salâh Birsel)
  5. Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer
    • "Mermer ocağı. Kömür ocağı."
  6. Bahçelerde veya bostanlarda her tür meyve ve sebze tohumu veya fidesinin dikimi için etrafı yükseltilerek ortası çukur bırakılmış yer
    • "Mustafa, arkasına güçlü kuvvetli bir kadın takmış, üç evleğine çizgiler, ocaklar açıyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
  7. Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer
    • "Başlangıçtan beri burası bir vatansever ocağı idi." (Falih Rıfkı Atay)
  8. Yılın birinci ayı; ikinci kânun, son kânun, kânunusani
    • "Ocak ayını sevmem, oldum olası." (Burhan Felek)
  9. [tarih] Yeniçeri teşkilatını oluşturan ortalardan her biri
  10. [mecaz] Ev, aile, soy
    • "Henüz temelleri atılmayan kendi ocağım kurulmadan yıkılmıştı." (Aka Gündüz)
  11. [ağızlardan] Halk hekimliğinde bir önceki kuşaktan el verme suretiyle aktarılan bilgileri kullanarak belirli bir şikâyeti veya hastalığı iyileştirdiğine inanılan aile
    • "Bugün de Anadolu’nun birçok yerleşim biriminde afsuncular, ocaklar ve muskacılar işlerine aynı sözlerle başlarlar." (Şakir Keçeli)
  12. Bir şeyin en çok bulunduğu veya yapıldığı yer
    • "Bilim ocağı, hayır ocağı, fesat ocağı."
  13. Toprak altındaki su kanallarının toprak üzerine açılan ve bir kapakla örtülü bulunan deliği
ATAK

  1. [sıfat] Düşüncesizce her işe atılan
    • "Bütün çocuklar gibi onlar da haşarı, atak ve güreşçi idiler." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Çevik, hareketli olan
  3. [ağızlardan] Geveze olan
  4. [ağızlardan] Bakınız cömert
  5. [isim, tıp] Aniden başlayan hastalık nöbeti
UŞAK

  1. [isim] Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
UÇAK

  1. [isim] Kanatlarının altındaki havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip ilerleyebilen motorlu hava taşıtı; tayyare
    • "Uçakta uzun süre hareketsiz kalmaktan Şükran’ın beli, sırtı tutulmuştu." (Tülin Tankut)
UZAK

  1. [sıfat] Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan; ırak (I), yakın karşıtı
    • "Muallâ, uzaklardan bir ses duyar gibi oldu." (Peyami Safa)
  2. Arada çok zaman bulunan
    • "Uzak bir gelecekte neler olacağı bilinmez."
  3. Eli, gücü veya hükmü yetişmez
    • "O böyle işlerden pek uzaktır."
  4. İhtimali az olan
    • "Sevgililerin birbirine kavuşması gerçekleşmeyecek bir uzak umut olarak gözükür." (Metin And)
  5. Ayrı, birbiriyle yakın ilgisi olmayan
    • "Ne iyi! Sizinle birlikte uzak şeylerden bahsedebileceğiz." (Peyami Safa)
  6. [isim] Yakın olmayan yer
    • "Fazla uzağa gitme."
  7. Herhangi bir şeyden nasip almamış olan
UFAK

  1. [sıfat] Boyutları normalden küçük
    • "Mutfakta kahve hazırlarken, ailemin nihayet bana tahsis etmiş olduğu bu ufak ev olmasa her şeyin nasıl daha bir çekilmez hâle geleceğini bir kez daha düşündüm." (Hakan Bıçakcı)
  2. Yaşça daha küçük olan
    • "Bir sabah ufak, sarışın, ela gözlü bir kız karşıma geldi." (Necip Fazıl Kısakürek)
  3. Makam, derece bakımından geri olan
    • "Ufak bir memuriyet de olsa olurdu." (Orhan Kemal)
  4. Kısa bir süre
    • "Ufak bir istirahatten sonra oyuncular birinci muvaffakiyetin tesiri ile ikinci bir raksa başladılar." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
  5. [mecaz] Önemsiz, çok az
    • "Ufak bir ameliyatla yüzük kesilip alındı." (Reşat Nuri Güntekin)
FRAK

Kelime Kökeni: Fransızca frac

  1. [isim] Resmî törenlerde giyilen uzun etekli, eteğinin arkası beline kadar yırtmaçlı, siyah erkek ceketi veya takımı
    • "Babam Cumhuriyet Bayramı törenlerine frak ve silindir giyerek katılırdı." (Çetin Altan)
ORAK

  1. [isim] Yarım çember biçiminde yassı, ensiz ve keskin metal bir bıçakla, buna bağlı bir saptan oluşan ekin, ot vb. biçme aracı; kalıç
  2. Ekin biçme zamanı
    • "Orakta köylünün işi çok olur."
  3. Ekin, ot vb. biçme işi
    • "Ot orağından dönen birkaç köylü, omuzlarında uzun tırpanlarıyla geçiyorlardı." (Memduh Şevket Esendal)
ODAK

  1. [isim, fizik] Bir ışık veya ısı kaynağından yayılan ışınların bir mercekten geçtikten veya çukur bir aynadan yansıdıktan sonra toplandığı yer; mihrak, fokus
  2. [mecaz] Herhangi bir düşüncede, nitelikte olan kimselerin kaynağı veya bir şeyin toplandığı, yoğunlaştığı yer; mihrak
    • "Herkesin ilgisini çeken bir odak olmaktan mutluluk duyardı." (Muzaffer Uyguner)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü