Sonunda ak olan 4 harfli 22 kelime var. AK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ak olan kelimeler listesine ya da başında ak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- UYAK
-
-
[isim, edebiyat]
Bakınız kafiye
- "O yalan, koroya uyak olsun, ahenk getirsin diye söylenmiştir."
-
[isim, edebiyat]
Bakınız kafiye
- İNAK
-
-
[isim, felsefe]
Bakınız dogma
-
[isim, felsefe]
Bakınız dogma
- AKAK
-
-
[isim, coğrafya]
Bakınız yatak
- "Büğetin oraya varınca dere yatağının alt tarafından, kurumuş akaktan sürüyü öteki tarafa geçirdik."
-
Eğimi, inişi fazla olan yer
-
[isim, coğrafya]
Bakınız yatak
- IRAK
-
-
[sıfat]
Bakınız uzak
- "Sesin ıraktan gelir, yürek deler."
-
[sıfat]
Bakınız uzak
- PLAK
-
Kelime Kökeni: Fransızca plaque
-
[isim]
Sesleri kaydetmek ve kaydedilen sesleri yeniden pikap veya gramofonda dinlemek amacıyla hazırlanan plastik daire biçiminde yaprak
- "Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta."
-
Bakınız plaka
-
[isim]
Sesleri kaydetmek ve kaydedilen sesleri yeniden pikap veya gramofonda dinlemek amacıyla hazırlanan plastik daire biçiminde yaprak
- AYAK
-
-
[isim, anatomi]
Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü
- "Çimenlerin üzerindeki çiylerde güneşten düşmüş parlak elmas damlalarını inadına ayaklarıyla ezdi."
-
Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri; bacak
- "Köşede duran, ayağı kırık tahta sandalyeye oturdum."
-
Vücudun belden aşağı bölümü; bacak
- "Ayağına bir pantolon çekti."
-
Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi
- "Senin ayağınla köye akşama kadar varamayız."
-
Bakınız basamak
-
Futun küpü alınarak hesaplanan değer
-
[ağızlardan]
Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste
-
Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi; kadem, fit (III), fut
-
[coğrafya]
Bakınız göl ayağı
-
[edebiyat]
Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler
-
[edebiyat]
Halk edebiyatında uyak
- "Mânicilerin kafa yormadan buldukları ayaklar Cenap'ı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükler."
-
[matematik]
Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta
- "Dikme ayağı."
-
[spor]
Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden beşincisi
-
[spor]
Altılı ganyanda yer alan her bir koşu
-
[madencilik]
Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri
-
[mecaz]
Bir düşüncenin, bir yapının olmazsa olmazı sayılan, temelini oluşturduğu düşünülen şeylerin her biri
-
[isim, anatomi]
Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü
- ABAK
-
-
[isim]
Eski Türklerde ölmüş kimselerin heykel vb. suretleri
-
Deri veya başka bir maddeden kesilen resim, heykel vb. şekiller
-
[mimarlık]
Bakınız abaküs
-
[isim]
Eski Türklerde ölmüş kimselerin heykel vb. suretleri
- AFAK
-
Kelime Kökeni: Arapça āfāḳ
-
[isim, eskimiş]
Ufuklar
- "Garp'ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var"
-
[isim, eskimiş]
Ufuklar
- APAK
-
-
[sıfat]
Bakınız bembeyaz
-
[zarf]
Çok beyaz bir biçimde
- "Sonunda uykuya dalınca, ay ışığı uyuyan denizcilerin mutlu yüzlerini apak aydınlattı."
-
[sıfat]
Bakınız bembeyaz
- ADAK
-
-
[isim]
Adanılan şey; nezir
- "Hanım, bu aldığınız şeylerin adağını unuttunuz."
-
[isim]
Adanılan şey; nezir
- ARAK
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿaraḳ
-
[isim, eskimiş]
Bakınız ter
-
Pirinç ve şeker kamışından elde edilen bir rakı türü
-
[isim, eskimiş]
Bakınız ter
- OCAK
-
-
[isim]
Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer; ocaklık
- "Üç balıkçı güneş batarken kumların üzerine iki taştan bir ocak yaptılar ve ateş yaktılar."
-
Bakınız şömine
- "Ocağın önünde oturup acayip bir dikkatle odunların yanışına bakar."
-
Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet
- "Anlaşılan çamaşırcı giderken ocağı tam söndürmemiş olacak."
-
Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer
- "Konuşmalar iyice kızışmaya başladığı vakit kahve ocağının önünde görünür."
-
Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer
- "Mermer ocağı. Kömür ocağı."
-
Bahçelerde veya bostanlarda her tür meyve ve sebze tohumu veya fidesinin dikimi için etrafı yükseltilerek ortası çukur bırakılmış yer
- "Mustafa, arkasına güçlü kuvvetli bir kadın takmış, üç evleğine çizgiler, ocaklar açıyordu."
-
Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer
- "Başlangıçtan beri burası bir vatansever ocağı idi."
-
Yılın birinci ayı; ikinci kânun, son kânun, kânunusani
- "Ocak ayını sevmem, oldum olası."
-
[tarih]
Yeniçeri teşkilatını oluşturan ortalardan her biri
-
[mecaz]
Ev, aile, soy
- "Henüz temelleri atılmayan kendi ocağım kurulmadan yıkılmıştı."
-
[ağızlardan]
Halk hekimliğinde bir önceki kuşaktan el verme suretiyle aktarılan bilgileri kullanarak belirli bir şikâyeti veya hastalığı iyileştirdiğine inanılan aile
- "Bugün de Anadolu’nun birçok yerleşim biriminde afsuncular, ocaklar ve muskacılar işlerine aynı sözlerle başlarlar."
-
Bir şeyin en çok bulunduğu veya yapıldığı yer
- "Bilim ocağı, hayır ocağı, fesat ocağı."
-
Toprak altındaki su kanallarının toprak üzerine açılan ve bir kapakla örtülü bulunan deliği
-
[isim]
Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer; ocaklık
- ATAK
-
-
[sıfat]
Düşüncesizce her işe atılan
- "Bütün çocuklar gibi onlar da haşarı, atak ve güreşçi idiler."
-
Çevik, hareketli olan
-
[ağızlardan]
Geveze olan
-
[ağızlardan]
Bakınız cömert
-
[isim, tıp]
Aniden başlayan hastalık nöbeti
-
[sıfat]
Düşüncesizce her işe atılan
- UŞAK
-
-
[isim]
Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
-
[isim]
Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- UÇAK
-
-
[isim]
Kanatlarının altındaki havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip ilerleyebilen motorlu hava taşıtı; tayyare
- "Uçakta uzun süre hareketsiz kalmaktan Şükran’ın beli, sırtı tutulmuştu."
-
[isim]
Kanatlarının altındaki havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip ilerleyebilen motorlu hava taşıtı; tayyare
- UZAK
-
-
[sıfat]
Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan; ırak (I), yakın karşıtı
- "Muallâ, uzaklardan bir ses duyar gibi oldu."
-
Arada çok zaman bulunan
- "Uzak bir gelecekte neler olacağı bilinmez."
-
Eli, gücü veya hükmü yetişmez
- "O böyle işlerden pek uzaktır."
-
İhtimali az olan
- "Sevgililerin birbirine kavuşması gerçekleşmeyecek bir uzak umut olarak gözükür."
-
Ayrı, birbiriyle yakın ilgisi olmayan
- "Ne iyi! Sizinle birlikte uzak şeylerden bahsedebileceğiz."
-
[isim]
Yakın olmayan yer
- "Fazla uzağa gitme."
-
Herhangi bir şeyden nasip almamış olan
-
[sıfat]
Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan; ırak (I), yakın karşıtı
- UFAK
-
-
[sıfat]
Boyutları normalden küçük
- "Mutfakta kahve hazırlarken, ailemin nihayet bana tahsis etmiş olduğu bu ufak ev olmasa her şeyin nasıl daha bir çekilmez hâle geleceğini bir kez daha düşündüm."
-
Yaşça daha küçük olan
- "Bir sabah ufak, sarışın, ela gözlü bir kız karşıma geldi."
-
Makam, derece bakımından geri olan
- "Ufak bir memuriyet de olsa olurdu."
-
Kısa bir süre
- "Ufak bir istirahatten sonra oyuncular birinci muvaffakiyetin tesiri ile ikinci bir raksa başladılar."
-
[mecaz]
Önemsiz, çok az
- "Ufak bir ameliyatla yüzük kesilip alındı."
-
[sıfat]
Boyutları normalden küçük
- FRAK
-
Kelime Kökeni: Fransızca frac
-
[isim]
Resmî törenlerde giyilen uzun etekli, eteğinin arkası beline kadar yırtmaçlı, siyah erkek ceketi veya takımı
- "Babam Cumhuriyet Bayramı törenlerine frak ve silindir giyerek katılırdı."
-
[isim]
Resmî törenlerde giyilen uzun etekli, eteğinin arkası beline kadar yırtmaçlı, siyah erkek ceketi veya takımı
- ORAK
-
-
[isim]
Yarım çember biçiminde yassı, ensiz ve keskin metal bir bıçakla, buna bağlı bir saptan oluşan ekin, ot vb. biçme aracı; kalıç
-
Ekin biçme zamanı
- "Orakta köylünün işi çok olur."
-
Ekin, ot vb. biçme işi
- "Ot orağından dönen birkaç köylü, omuzlarında uzun tırpanlarıyla geçiyorlardı."
-
[isim]
Yarım çember biçiminde yassı, ensiz ve keskin metal bir bıçakla, buna bağlı bir saptan oluşan ekin, ot vb. biçme aracı; kalıç
- ODAK
-
-
[isim, fizik]
Bir ışık veya ısı kaynağından yayılan ışınların bir mercekten geçtikten veya çukur bir aynadan yansıdıktan sonra toplandığı yer; mihrak, fokus
-
[mecaz]
Herhangi bir düşüncede, nitelikte olan kimselerin kaynağı veya bir şeyin toplandığı, yoğunlaştığı yer; mihrak
- "Herkesin ilgisini çeken bir odak olmaktan mutluluk duyardı."
-
[isim, fizik]
Bir ışık veya ısı kaynağından yayılan ışınların bir mercekten geçtikten veya çukur bir aynadan yansıdıktan sonra toplandığı yer; mihrak, fokus