Başında ö olan 5 harfli 63 kelime var. Ö harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ö harfi olan kelimeler listesine ya da sonu ö harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında ö bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÖVÜNÇ

  1. [isim] Bakınız övünme
    • "Bütün oba sevdalıları korumanın sevinci, övüncü içindeydi." (Yaşar Kemal)
ÖREKE

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim] Eğrilmekte olan yün, keten vb. şeylerin tutturulduğu, bir ucu çatal değnek
    • "Günümüzdeki modern iplik makineleri geliştirilmeden evvel annelerimiz ipliklerini öreke, kirmen, eğirmen gibi eğirme aletleri kullanarak kendileri üretmişlerdir." (Alper Gürarslan)
ÖZENİ

  1. [isim] Özenme işi
    • "Acıyla her şeye, en küçük ayrıntıya özeni gösteriyordu." (Orhan İyiler)
ÖDÜNÇ

  1. [sıfat] İleride geri verilmek veya alınmak şartıyla alınan veya verilen (şey); iare
ÖRNEK

  1. [isim] İncelemek veya denemek üzere insan ve hayvan vücudunun, bitkinin veya nesnenin herhangi bir yerinden alınan doku parçası; numune
    • "Vali, burada yapılmış olan peynirlerden bir örnek görmek istedi."
  2. Bir şeyin benzeri, tıpkısı, kopyası; emsal
    • "Bu yapının bir örneği daha yoktur."
  3. Bir düşünceyi, kuralı, gözlemi veya savı desteklemek ve açıklamak amacıyla ileri sürülen söz, yapılan davranış; emsal, misal
  4. Durum ve niteliği benimsenmeye değer kimse veya şey; model
    • "Onların özü sözü birdir. Hayatları bizim için örnektir." (Nâzım Hikmet)
  5. [sıfat] En iyi biçimde olan
    • "İşte örnek bir kadın! Her şeyi biliyor ama horozlanmıyor!.." (Nâzım Hikmet)
ÖRGEN

  1. [isim, anatomi] Bakınız organ
ÖTÜRÜ

  1. [edat] Bir şeyden dolayı, bir şey yüzünden; dolayı, naşi
    • "Sonunda biz bu hareketimizden ötürü on bir ay hapse mahkûm olduk." (Sait Faik Abasıyanık)
ÖTEKİ

  1. [zamir] Bilinenin, sözü edilenin dışında olan şey; öbürü, öbürkü
    • "Bu iki perdelik bir oyun imiş, bitince ötekini oynayacaklarmış!" (Memduh Şevket Esendal)
  2. [sıfat] Sözü edilen veya benzer iki nesneden veya kimseden önem veya konum bakımından uzakta olan; diğer, öbür
  3. [sıfat, toplum bilimi] Mevcut kültürün kabul görmüş değerleri içinde dışlanmış olan
ÖRÜLÜ

  1. [sıfat] Örülmüş olan
ÖLGÜN

  1. [sıfat] Diriliği, canlılığı, tazeliği kalmamış
    • "Ölgün sesi pürtüklü bir duvar, tırtıklı bir kâğıt gibi belli belirsiz yükselip alçaldı." (Elif Şafak)
  2. Pörsümüş, solmuş (bitki)
  3. [mecaz] Cansız, renksiz, dikkat çekmeyen
    • "Ölgün lambaların yarı aydınlattığı bir salonda onlarla karşı karşıya oturduk." (Hamdullah Suphi Tanrıöver)
  4. [mecaz] Gücü azalmış, zayıflamış
    • "Canlı olmaya çalışan ölgün adımlarla kapağı odasına attı." (Haldun Taner)
ÖNSEL

  1. [sıfat, felsefe] Hiçbir denemeye dayanmayan ve akıl yordamıyla bulunup ortaya konan; apriori
ÖZEME

  1. [isim] Özemek işi
ÖPMEK

  1. [-i, -den] Sevgi, saygı, bağlılık, teşekkür belirtmek amacıyla dudaklarını bir şeye veya birine değdirmek
    • "Heyecandan mest olarak öptüm elini / Sonra akşam yemeğine çağırdı beni" (Enis Behiç Koryürek)
ÖVÜCÜ

  1. [sıfat] Bakınız övgücü
    • "Elinden şairliği de serveti de gitmiş, çevresindeki yiyicileri ve övücüleri kaybolmuşlardı." (Mehmet Kemal)
ÖDLEK

  1. [sıfat] Bakınız korkak
    • "Oda arkadaşım geceleri bir tavşan gibi ödlekti." (Haldun Taner)
ÖNCEL

  1. [sıfat] Bakınız ilk
    • "Öncel masallar üzre bir eğri masal / Mamutların sevgisinden kıpkırmızı" (Fazıl Hüsnü Dağlarca)
  2. Öncelikli olan
    • "Fen ve edebiyat dallarında bilim üretmek kuşkusuz üniversitenin öncel görevidir." (M. Tahir Hatiboğlu)
  3. Ayrıcalıklı olan
    • "Bu olay II. Murad devrinde başkent müftüsü olan Molla Fenari’ye hiyerarşide öncelik verilmesi ile başlamıştı. Anadolu Selçuklularında hiçbir müftünün böyle bir öncel durumu yoktu." (İlber Ortaylı)
  4. [isim] Bakınız önder
    • "Kendi geçmişimizden önceller, başlatıcılar arayan Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu Ahmet Midhat Efendi ile Halit Ziya’yı hümanizmin Türkiye’deki kurucuları olarak belirler." (Tansu Açık)
  5. [isim] Bakınız selef, ardıl karşıtı
    • "Bütün bu çabalarımızda, Cumhuriyet Dönemi’nde yayımlanmış olan eserleri tarayacağız ve sonuç olarak Yesevi’den önce Türk dünyasında gönül erlerinin öncellerini ortaya koymuş olacağız." (Mübahat Türker Küyel)
  6. [isim, mantık] Sonucun çıkarıldığı önerme veya önermeler
  7. [matematik] Bir sıra bağıntısında bir başkasından hemen önce gelen
ÖRGÜN

  1. [sıfat] Bir işi gerçekleştirmek amacıyla türlü ve düzenli görevler yapan organlardan oluşan
ÖZLÜK

  1. [isim] Bir şeyin içerik durumu; mahiyet
  2. Kişi, zat
ÖZGÜR

  1. [sıfat] Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmayan; serbest, hür, azat, azade
    • "Muallim Naci'den önceki çevirmenler de çok özgür bir çeviriden yanadırlar." (Salâh Birsel)
  2. Kendi istediği gibi hareket etme, davranma, karar verme gücü olan
  3. Bakınız serbest
  4. Başkasının kölesi olmayan; hür
  5. Siyasi bir güç tarafından denetlenmeyen, engellenmeyen
    • "Özgür basın. Özgür girişim."
ÖNLEM

  1. [isim] Kötü veya yanlış bir şeyi önleyecek yol; tedbir
    • "Fakat anladığına göre, bu önlemlerin hepsi de yetersiz kalmıştı." (Adalet Ağaoğlu)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü