Başında ö olan 5 harfli 63 kelime var. Ö harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ö harfi olan kelimeler listesine ya da sonu ö harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ö bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÖVÜNÇ
-
-
[isim]
Bakınız övünme
- "Bütün oba sevdalıları korumanın sevinci, övüncü içindeydi."
-
[isim]
Bakınız övünme
- ÖREKE
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Eğrilmekte olan yün, keten vb. şeylerin tutturulduğu, bir ucu çatal değnek
- "Günümüzdeki modern iplik makineleri geliştirilmeden evvel annelerimiz ipliklerini öreke, kirmen, eğirmen gibi eğirme aletleri kullanarak kendileri üretmişlerdir."
-
[isim]
Eğrilmekte olan yün, keten vb. şeylerin tutturulduğu, bir ucu çatal değnek
- ÖZENİ
-
-
[isim]
Özenme işi
- "Acıyla her şeye, en küçük ayrıntıya özeni gösteriyordu."
-
[isim]
Özenme işi
- ÖDÜNÇ
-
-
[sıfat]
İleride geri verilmek veya alınmak şartıyla alınan veya verilen (şey); iare
-
[sıfat]
İleride geri verilmek veya alınmak şartıyla alınan veya verilen (şey); iare
- ÖRNEK
-
-
[isim]
İncelemek veya denemek üzere insan ve hayvan vücudunun, bitkinin veya nesnenin herhangi bir yerinden alınan doku parçası; numune
- "Vali, burada yapılmış olan peynirlerden bir örnek görmek istedi."
-
Bir şeyin benzeri, tıpkısı, kopyası; emsal
- "Bu yapının bir örneği daha yoktur."
-
Bir düşünceyi, kuralı, gözlemi veya savı desteklemek ve açıklamak amacıyla ileri sürülen söz, yapılan davranış; emsal, misal
-
Durum ve niteliği benimsenmeye değer kimse veya şey; model
- "Onların özü sözü birdir. Hayatları bizim için örnektir."
-
[sıfat]
En iyi biçimde olan
- "İşte örnek bir kadın! Her şeyi biliyor ama horozlanmıyor!.."
-
[isim]
İncelemek veya denemek üzere insan ve hayvan vücudunun, bitkinin veya nesnenin herhangi bir yerinden alınan doku parçası; numune
- ÖRGEN
-
-
[isim, anatomi]
Bakınız organ
-
[isim, anatomi]
Bakınız organ
- ÖTÜRÜ
-
-
[edat]
Bir şeyden dolayı, bir şey yüzünden; dolayı, naşi
- "Sonunda biz bu hareketimizden ötürü on bir ay hapse mahkûm olduk."
-
[edat]
Bir şeyden dolayı, bir şey yüzünden; dolayı, naşi
- ÖTEKİ
-
-
[zamir]
Bilinenin, sözü edilenin dışında olan şey; öbürü, öbürkü
- "Bu iki perdelik bir oyun imiş, bitince ötekini oynayacaklarmış!"
-
[sıfat]
Sözü edilen veya benzer iki nesneden veya kimseden önem veya konum bakımından uzakta olan; diğer, öbür
-
[sıfat, toplum bilimi]
Mevcut kültürün kabul görmüş değerleri içinde dışlanmış olan
-
[zamir]
Bilinenin, sözü edilenin dışında olan şey; öbürü, öbürkü
- ÖRÜLÜ
-
-
[sıfat]
Örülmüş olan
-
[sıfat]
Örülmüş olan
- ÖLGÜN
-
-
[sıfat]
Diriliği, canlılığı, tazeliği kalmamış
- "Ölgün sesi pürtüklü bir duvar, tırtıklı bir kâğıt gibi belli belirsiz yükselip alçaldı."
-
Pörsümüş, solmuş (bitki)
-
[mecaz]
Cansız, renksiz, dikkat çekmeyen
- "Ölgün lambaların yarı aydınlattığı bir salonda onlarla karşı karşıya oturduk."
-
[mecaz]
Gücü azalmış, zayıflamış
- "Canlı olmaya çalışan ölgün adımlarla kapağı odasına attı."
-
[sıfat]
Diriliği, canlılığı, tazeliği kalmamış
- ÖNSEL
-
-
[sıfat, felsefe]
Hiçbir denemeye dayanmayan ve akıl yordamıyla bulunup ortaya konan; apriori
-
[sıfat, felsefe]
Hiçbir denemeye dayanmayan ve akıl yordamıyla bulunup ortaya konan; apriori
- ÖZEME
-
-
[isim]
Özemek işi
-
[isim]
Özemek işi
- ÖPMEK
-
-
[-i, -den]
Sevgi, saygı, bağlılık, teşekkür belirtmek amacıyla dudaklarını bir şeye veya birine değdirmek
- "Heyecandan mest olarak öptüm elini / Sonra akşam yemeğine çağırdı beni"
-
[-i, -den]
Sevgi, saygı, bağlılık, teşekkür belirtmek amacıyla dudaklarını bir şeye veya birine değdirmek
- ÖVÜCÜ
-
-
[sıfat]
Bakınız övgücü
- "Elinden şairliği de serveti de gitmiş, çevresindeki yiyicileri ve övücüleri kaybolmuşlardı."
-
[sıfat]
Bakınız övgücü
- ÖDLEK
-
-
[sıfat]
Bakınız korkak
- "Oda arkadaşım geceleri bir tavşan gibi ödlekti."
-
[sıfat]
Bakınız korkak
- ÖNCEL
-
-
[sıfat]
Bakınız ilk
- "Öncel masallar üzre bir eğri masal / Mamutların sevgisinden kıpkırmızı"
-
Öncelikli olan
- "Fen ve edebiyat dallarında bilim üretmek kuşkusuz üniversitenin öncel görevidir."
-
Ayrıcalıklı olan
- "Bu olay II. Murad devrinde başkent müftüsü olan Molla Fenari’ye hiyerarşide öncelik verilmesi ile başlamıştı. Anadolu Selçuklularında hiçbir müftünün böyle bir öncel durumu yoktu."
-
[isim]
Bakınız önder
- "Kendi geçmişimizden önceller, başlatıcılar arayan Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu Ahmet Midhat Efendi ile Halit Ziya’yı hümanizmin Türkiye’deki kurucuları olarak belirler."
-
[isim]
Bakınız selef, ardıl karşıtı
- "Bütün bu çabalarımızda, Cumhuriyet Dönemi’nde yayımlanmış olan eserleri tarayacağız ve sonuç olarak Yesevi’den önce Türk dünyasında gönül erlerinin öncellerini ortaya koymuş olacağız."
-
[isim, mantık]
Sonucun çıkarıldığı önerme veya önermeler
-
[matematik]
Bir sıra bağıntısında bir başkasından hemen önce gelen
-
[sıfat]
Bakınız ilk
- ÖRGÜN
-
-
[sıfat]
Bir işi gerçekleştirmek amacıyla türlü ve düzenli görevler yapan organlardan oluşan
-
[sıfat]
Bir işi gerçekleştirmek amacıyla türlü ve düzenli görevler yapan organlardan oluşan
- ÖZLÜK
-
-
[isim]
Bir şeyin içerik durumu; mahiyet
-
Kişi, zat
-
[isim]
Bir şeyin içerik durumu; mahiyet
- ÖZGÜR
-
-
[sıfat]
Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmayan; serbest, hür, azat, azade
- "Muallim Naci'den önceki çevirmenler de çok özgür bir çeviriden yanadırlar."
-
Kendi istediği gibi hareket etme, davranma, karar verme gücü olan
-
Bakınız serbest
-
Başkasının kölesi olmayan; hür
-
Siyasi bir güç tarafından denetlenmeyen, engellenmeyen
- "Özgür basın. Özgür girişim."
-
[sıfat]
Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmayan; serbest, hür, azat, azade
- ÖNLEM
-
-
[isim]
Kötü veya yanlış bir şeyi önleyecek yol; tedbir
- "Fakat anladığına göre, bu önlemlerin hepsi de yetersiz kalmıştı."
-
[isim]
Kötü veya yanlış bir şeyi önleyecek yol; tedbir