Sonunda çe olan 7 harfli 44 kelime var. ÇE ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde çe olan kelimeler listesine ya da başında çe olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KEMENÇE

Kelime Kökeni: Farsça kemānçe

  1. [isim, müzik] Yayla çalınan, kemana benzer, üç teli olan küçük bir çalgı; kemançe
    • "Davul değişmiş, tef değişmiş, kemençe bambaşka bir çalgı olmuştu." (Tarık Buğra)
LÜGATÇE

Kelime Kökeni: Arapça luġat + Farsça -çe

  1. [isim, eskimiş] Küçük sözlük
  2. Herhangi bir eserin sonunda yer alan ek sözlük
    • "Bu lügatçe sonraki sayılarda da devam etmiş ve ikinci sayıdan itibaren Ahmet Nushi ile ortaklaşa neşredilmiştir." (Ahmet Bozdoğan)
KEMANÇE

Kelime Kökeni: Farsça kemānçe

  1. [isim, müzik] Bakınız kemençe
    • "Ben zatınıza tulum şişirmesini öğreteyim, siz de bana kemançeyi öğretin." (Osman Cemal Kaygılı)
FİZİKÇE

  1. [zarf] Fizik bakımından
KRALİÇE

Kelime Kökeni: Sırpça

  1. [isim] Kral karısı veya krallığı yöneten kadın; ece
    • "İngiltere kraliçesi."
  2. [mecaz] Kendi cinsleri arasında herhangi bir bakımdan üstünlüğü olan kadın
    • "Güzellik kraliçesi. Dans kraliçesi."
  3. [argo] İngiliz sterlini
KELEPÇE

Kelime Kökeni: Farsça kelebçe

  1. [isim] Tutukluların kaçmasını önlemek için bileklerine takılan demir halka; bilezik
    • "Kafile kelepçe, zincir ve pranga sesleri ile meydanı geçti." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [teknik] Kablo, boru vb. şeyleri bir yere bağlı tutmak için kullanılan halka veya kelebek
ÖDLEKÇE

  1. [sıfat] Ödleğe yaraşır, ödlek gibi
  2. [zarf] Ödleğe yaraşır bir biçimde
SELVİÇE

Kelime Kökeni: İtalyanca servizi

  1. [isim, denizcilik] Gemi armasında bulunan oynak halat
ÇEKİKÇE

  1. [sıfat] Çekiğe yakın, biraz çekik
FRENKÇE

  1. [isim] Bakınız Fransızca
    • "Yine aynı endişe ile bazı kelimelerin daima Frenkçelerini kullanır." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. [sıfat] Frenklere özgü olan
  3. [sıfat] Avrupalı gibi
KARFİÇE

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim] Orta boy demir çivi
    • "Temel, karfiçe, burgu çivilerinin çeşidiyle aşağıda bir sandık doldu." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
KÖÇEKÇE

  1. [isim, müzik] Çoğu karcığar veya ağırlama makamında, kıvrak ve şen oyun havası
    • "Kahvenin rakı kokan havası bir köçekçenin kıvrak nağmeleriyle doluverdi." (Haldun Taner)
GENİŞÇE

  1. [sıfat] Biraz geniş
    • "Birkaç hafta sonra Paris'ten genişçe bir zarf almıştım, içinden büyücek bir fotoğraf çıkmıştı." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [zarf] Uzun uzun
    • "Buluştuk, görüştük, daha da genişçe konuşmak için beni evine, akşam yemeğine götürdü." (Memduh Şevket Esendal)
  3. [zarf] Bol bol
ERKEKÇE

  1. [zarf] Erkek gibi, erkeğe yakışır bir biçimde
    • "Ölürken başucundaydı; sağ kalırsa gidip babasını göreceğine, vuruşurken erkekçe şehit olduğunu anlatacağına söz vermişti." (Attilâ İlhan)
İSKİTÇE

  1. [isim] İskitlerin dili
  2. [sıfat] Bu dille yazılmış olan
BEBEKÇE

  1. [sıfat] Bebeğe yakışan
    • "Bebekçe davranışlar yapma bana."
  2. [zarf] Bebek gibi, bebeğe yakışır bir biçimde
    • "Genç şair onu, kendisinden iki üç sınıf yukarıda olarak Bahriye Mektebinden tanır ve şiire ne bebekçe başlayıp onu bir Rusya seyahati sonunda ne kartalozca bitirdiğini bilir." (Necip Fazıl Kısakürek)
LATİFÇE

  1. [sıfat] Latif, hoş
    • "Soyadı günlerinin latifçe bir hatırası vardır." (Falih Rıfkı Atay)
GEREKÇE

  1. [isim] Bir şeyi gerekli duruma getiren, yapılmasına sebep olan şey, gerektirici sebep; mucip sebep, esbabımucibe
    • "Şimdi bu bana daha geçerli bir gerekçeymiş gibi görünüyor." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [hukuk] Bir yasanın önerilmesi ve hazırlanmasında, yasa tasarısının hazırlanış ve maddelerin düzenleniş sebepleri
  3. [hukuk] Mahkeme kararlarının dayandığı kanuni ve hukuki sebepler
  4. [matematik, mantık] Bir önermenin kendiliğinden var kıldığı gereklik; lazıme
İBLİSÇE

  1. [sıfat] Şeytana yakışır
    • "İblisçe bir buluş, herhâlde senin buluşun değil." (Reşat Enis Aygen)
  2. [zarf] Bakınız şeytanca
HAFİFÇE

  1. [zarf] Hafif olarak, hafif bir biçimde, belli belirsiz
    • "Esmer yüzünün hafifçe kızardığını, gözlerinin garip bir ışıkla yanmaya başladığını görüyoruz." (Esat Mahmut Karakurt)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü