Sonunda çe olan 7 harfli 44 kelime var. ÇE ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde çe olan kelimeler listesine ya da başında çe olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KEMENÇE
-
Kelime Kökeni: Farsça kemānçe
-
[isim, müzik]
Yayla çalınan, kemana benzer, üç teli olan küçük bir çalgı; kemançe
- "Davul değişmiş, tef değişmiş, kemençe bambaşka bir çalgı olmuştu."
-
[isim, müzik]
Yayla çalınan, kemana benzer, üç teli olan küçük bir çalgı; kemançe
- LÜGATÇE
-
Kelime Kökeni: Arapça luġat + Farsça -çe
-
[isim, eskimiş]
Küçük sözlük
-
Herhangi bir eserin sonunda yer alan ek sözlük
- "Bu lügatçe sonraki sayılarda da devam etmiş ve ikinci sayıdan itibaren Ahmet Nushi ile ortaklaşa neşredilmiştir."
-
[isim, eskimiş]
Küçük sözlük
- KEMANÇE
-
Kelime Kökeni: Farsça kemānçe
-
[isim, müzik]
Bakınız kemençe
- "Ben zatınıza tulum şişirmesini öğreteyim, siz de bana kemançeyi öğretin."
-
[isim, müzik]
Bakınız kemençe
- FİZİKÇE
-
-
[zarf]
Fizik bakımından
-
[zarf]
Fizik bakımından
- KRALİÇE
-
Kelime Kökeni: Sırpça
-
[isim]
Kral karısı veya krallığı yöneten kadın; ece
- "İngiltere kraliçesi."
-
[mecaz]
Kendi cinsleri arasında herhangi bir bakımdan üstünlüğü olan kadın
- "Güzellik kraliçesi. Dans kraliçesi."
-
[argo]
İngiliz sterlini
-
[isim]
Kral karısı veya krallığı yöneten kadın; ece
- KELEPÇE
-
Kelime Kökeni: Farsça kelebçe
-
[isim]
Tutukluların kaçmasını önlemek için bileklerine takılan demir halka; bilezik
- "Kafile kelepçe, zincir ve pranga sesleri ile meydanı geçti."
-
[teknik]
Kablo, boru vb. şeyleri bir yere bağlı tutmak için kullanılan halka veya kelebek
-
[isim]
Tutukluların kaçmasını önlemek için bileklerine takılan demir halka; bilezik
- ÖDLEKÇE
-
-
[sıfat]
Ödleğe yaraşır, ödlek gibi
-
[zarf]
Ödleğe yaraşır bir biçimde
-
[sıfat]
Ödleğe yaraşır, ödlek gibi
- SELVİÇE
-
Kelime Kökeni: İtalyanca servizi
-
[isim, denizcilik]
Gemi armasında bulunan oynak halat
-
[isim, denizcilik]
Gemi armasında bulunan oynak halat
- ÇEKİKÇE
-
-
[sıfat]
Çekiğe yakın, biraz çekik
-
[sıfat]
Çekiğe yakın, biraz çekik
- FRENKÇE
-
-
[isim]
Bakınız Fransızca
- "Yine aynı endişe ile bazı kelimelerin daima Frenkçelerini kullanır."
-
[sıfat]
Frenklere özgü olan
-
[sıfat]
Avrupalı gibi
-
[isim]
Bakınız Fransızca
- KARFİÇE
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Orta boy demir çivi
- "Temel, karfiçe, burgu çivilerinin çeşidiyle aşağıda bir sandık doldu."
-
[isim]
Orta boy demir çivi
- KÖÇEKÇE
-
-
[isim, müzik]
Çoğu karcığar veya ağırlama makamında, kıvrak ve şen oyun havası
- "Kahvenin rakı kokan havası bir köçekçenin kıvrak nağmeleriyle doluverdi."
-
[isim, müzik]
Çoğu karcığar veya ağırlama makamında, kıvrak ve şen oyun havası
- GENİŞÇE
-
-
[sıfat]
Biraz geniş
- "Birkaç hafta sonra Paris'ten genişçe bir zarf almıştım, içinden büyücek bir fotoğraf çıkmıştı."
-
[zarf]
Uzun uzun
- "Buluştuk, görüştük, daha da genişçe konuşmak için beni evine, akşam yemeğine götürdü."
-
[zarf]
Bol bol
-
[sıfat]
Biraz geniş
- ERKEKÇE
-
-
[zarf]
Erkek gibi, erkeğe yakışır bir biçimde
- "Ölürken başucundaydı; sağ kalırsa gidip babasını göreceğine, vuruşurken erkekçe şehit olduğunu anlatacağına söz vermişti."
-
[zarf]
Erkek gibi, erkeğe yakışır bir biçimde
- İSKİTÇE
-
-
[isim]
İskitlerin dili
-
[sıfat]
Bu dille yazılmış olan
-
[isim]
İskitlerin dili
- BEBEKÇE
-
-
[sıfat]
Bebeğe yakışan
- "Bebekçe davranışlar yapma bana."
-
[zarf]
Bebek gibi, bebeğe yakışır bir biçimde
- "Genç şair onu, kendisinden iki üç sınıf yukarıda olarak Bahriye Mektebinden tanır ve şiire ne bebekçe başlayıp onu bir Rusya seyahati sonunda ne kartalozca bitirdiğini bilir."
-
[sıfat]
Bebeğe yakışan
- LATİFÇE
-
-
[sıfat]
Latif, hoş
- "Soyadı günlerinin latifçe bir hatırası vardır."
-
[sıfat]
Latif, hoş
- GEREKÇE
-
-
[isim]
Bir şeyi gerekli duruma getiren, yapılmasına sebep olan şey, gerektirici sebep; mucip sebep, esbabımucibe
- "Şimdi bu bana daha geçerli bir gerekçeymiş gibi görünüyor."
-
[hukuk]
Bir yasanın önerilmesi ve hazırlanmasında, yasa tasarısının hazırlanış ve maddelerin düzenleniş sebepleri
-
[hukuk]
Mahkeme kararlarının dayandığı kanuni ve hukuki sebepler
-
[matematik, mantık]
Bir önermenin kendiliğinden var kıldığı gereklik; lazıme
-
[isim]
Bir şeyi gerekli duruma getiren, yapılmasına sebep olan şey, gerektirici sebep; mucip sebep, esbabımucibe
- İBLİSÇE
-
-
[sıfat]
Şeytana yakışır
- "İblisçe bir buluş, herhâlde senin buluşun değil."
-
[zarf]
Bakınız şeytanca
-
[sıfat]
Şeytana yakışır
- HAFİFÇE
-
-
[zarf]
Hafif olarak, hafif bir biçimde, belli belirsiz
- "Esmer yüzünün hafifçe kızardığını, gözlerinin garip bir ışıkla yanmaya başladığını görüyoruz."
-
[zarf]
Hafif olarak, hafif bir biçimde, belli belirsiz