Sonunda tmak olan 6 harfli 9 kelime var. TMAK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde tmak olan kelimeler listesine ya da başında tmak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Tmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A K M T
3 Harfli Kelimeler
KAM, KAT, MAT, TAK, TAM
2 Harfli Kelimeler
AK, AM, AT, MA, TA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇATMAK
-
-
[-i]
Odun, değnek, kılıç, tüfek vb. uzun şeylerden birkaç tanesini, tepelerinden birbirine çaprazlama dayayarak durdurmak
- "Avlusunda silahlarını çatmış, ayaklarını germiş askerler var."
-
Kereste vb.ni birbirine tutturmak
- "Kırık tahtaları bir solukta yan yana çattılar."
-
Bir şeyi yapmak için gerekli parçaları bir araya getirmek
- "Koca bir nahiye titreştik, odunsuz yattık / O büyük mektebi gördün ya, kışın biz çattık"
-
Yükü hayvana iki yanlı yüklemek
-
Başa yemeni, çatkı, yazma vb.ni bağlamak
-
[-e]
Üzücü, kızdırıcı veya şaşırtıcı olaylarla karşılaşmak
- "Hacı Mustafa bağırıyor, ömründe böyle bir işe çatmadığını söylüyordu."
-
[-e]
Yazıyla veya sözle sataşmak
- "Böyle söyler de sonra yemek biraz azca çıkarsa yahut pek düzgün olmasa aşçıya çatacak gibi olur."
-
[-e]
Rastlamak, karşılaşmak
- "Nerden çattım böylesi bir güzele..."
-
[-e, hukuk]
Gemiler birbirine çarpmak
-
[-i]
Odun, değnek, kılıç, tüfek vb. uzun şeylerden birkaç tanesini, tepelerinden birbirine çaprazlama dayayarak durdurmak
- TUTMAK
-
-
[-i]
Elde bulundurmak, ele almak
- "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu."
-
Ele geçirmek, yakalamak
- "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı."
-
Bakınız avlamak
- "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz."
-
Yanında bulundurmak, alıkoymak
- "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
-
Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
- "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir."
-
Bakınız kaplamak
-
Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
- "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları."
-
Denetimi ve yetkisi altına almak
-
Desteklemek, birinden yana çıkmak
-
Benimsemek, beğenmek
- "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır."
-
Gereğini yapmak, yerine getirmek
- "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
-
Uygun gelmek, çelişmez olmak
- "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu."
-
Kapatmak, sarmak
-
Hizmetine almak veya kiralamak
- "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim."
-
Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
- "Yapıyı geniş tuttu."
-
Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
- "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak."
-
Ulaşmak, varmak
-
Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
- "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
-
Bir yere uğramak
- "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
-
Herhangi bir durumda bulundurmak
- "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor."
-
Varsaymak, farz etmek
- "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti."
-
[-e, -i]
Alacağa veya vereceğe saymak
- "On bin lirayı borcunuza tuttum."
-
[-e, -i]
Bir yere yaklaştırmak
- "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar."
-
Bir aleti kullanabilmek
- "Ustura tutmak."
-
Bakınız bağlamak
- "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım."
-
[nesnesiz]
Beklenen sonucu vermek
- "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez."
-
[nesnesiz]
İş görebilmek
- "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona."
-
[nesnesiz]
Sürmek, zaman almak
- "Bu iş iki saat tuttu."
-
[nesnesiz]
Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
- "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
-
Bir şeyi kullanması için uzatmak
- "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır."
-
Bakınız sunmak
- "Konuklara şeker tutmak."
-
İşgal etmek
-
Takip etmek, izlemek
- "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız."
-
Bırakmamak
- "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu."
-
Sarmak, bürümek
- "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!"
-
Asılmak, kuvvetlice sarılmak
- "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş."
-
Bir kimsenin yerini almak
- "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam."
-
Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek
-
Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
- "Kapıyı açık tutmayın."
-
Bir yerde kalmasını sağlamak
-
Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
- "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim."
-
Biriktirmek, tasarruf etmek
- "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene."
-
Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
-
...-dan başlamak
- "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi."
-
Bir şeyi belleğe yerleştirmek
- "Herkes aklından bir sayı tutsun."
-
[spor]
Bazı takım oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketine ayakla veya vücutla engel olmak; markaja almak
-
[-i]
Elde bulundurmak, ele almak
- TATMAK
-
-
[-i]
Dil yardımıyla bir şeyin tadının nasıl olduğunu anlamak
-
Bir şeyden az miktarda yemek veya içmek
- "O meşhur beyaz şaraplarını tattık."
-
[mecaz]
Bir şeyi duymak, hissetmek
- "Yaşamın her acısını tatmış."
-
[mecaz]
Bir şeyi olumlu veya olumsuz bütün nitelikleriyle yaşamak veya bir şeye tutulmak, uğramak
- "Kavuşmanın tadı yok / Ayrılığı tatmadan"
-
[-i]
Dil yardımıyla bir şeyin tadının nasıl olduğunu anlamak
- SATMAK
-
-
[-i]
Bir malı bir bedel karşılığında alıcıya vermek
- "Geniş arazisini parselleyip sattı."
-
[nesnesiz, mecaz]
Bakınız taslamak
-
[mecaz]
Bir kimse, kendini veya başkasını olduğundan daha önemli, yetkili ve değerli göstermek
-
[mecaz]
Bir çıkar karşılığında bir şeyi gözden çıkarmak, feda etmek
-
[argo]
Bir yolunu bularak birinin yanından ayrılmak
- "Yanımdakini satamazsam size gelemeyeceğim."
-
[-i]
Bir malı bir bedel karşılığında alıcıya vermek
- KATMAK
-
-
[-e, -i]
Bir şeyin içine, üstüne veya yanına, niteliğini değiştirmek veya niceliğini artırmak için başka bir şey eklemek; vermek, zammetmek
- "Sirkeye su katmak."
-
Bir araya getirmek
- "Fadime, bu yavru bolluğu arasında kuzuları çocuklara ve çocukları kuzulara katarak en olgun bir saadet içinde yaşamış."
-
Birlikte göndermek
- "Kafileye muhafız katmak."
-
[ağızlardan]
Döllenmeyi sağlamak için erkek hayvanı dişinin yanına salmak
-
[-e, -i]
Bir şeyin içine, üstüne veya yanına, niteliğini değiştirmek veya niceliğini artırmak için başka bir şey eklemek; vermek, zammetmek
- YATMAK
-
-
[nesnesiz]
Bir yere veya bir şeyin üzerine boylu boyunca uzanmak
- "Dörtnala giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak."
-
Uyumak veya dinlenmek için yatağa girmek
-
Yatay veya yataya yakın bir duruma gelmek, eğilmek
- "Rüzgârdan bütün ekinler yattı. Gemi sağa yattı."
-
Geceyi geçirmek üzere bir yerde kalmak
- "Bu gece nerede yatacağız?"
-
Boş yere beklemek
- "Mallar depoda yatıyor."
-
İşlemez, çalışmaz durumda kalmak
- "Gemi limanda yatıyor."
-
Bir özellik kazanmak için bir şeyin içinde beklemek
- "Turşu sirkede yatıyor."
-
Belli bir süreyi cezaevinde geçirmek
-
Ölü gömülmüş olmak
- "Mezarlık servilerinin altında ninelerim, teyzelerim yatarlardı."
-
Düz bir duruma gelmek, düzleşmek
- "Kumaş iyice ütülenince yattı."
-
[-le]
Cinsel ilişkide bulunmak
-
Bir düşünceyi veya bir öneriyi benimsemek, razı olmak
-
Heves etmek, eğimli olmak, eğilmek
- "Çalı süpürgelerinin kırmızı çiçeklerindeki bal kokusuna yatmışlardı."
-
[mecaz]
Bulunmak, var olmak
- "Her ayrıcalık hevesinin kökeninde bir kompleks, bir göstermecilik duygusu yattığı görülür."
-
[teklifsiz konuşmada]
Olumsuz veya başarısız bir sonuç almak
- "Takım bu sezon yattı."
-
İşsiz kalmak, çalışmamak
-
[argo]
Bilerek yenilmek, şike yapmak
-
[nesnesiz]
Bir yere veya bir şeyin üzerine boylu boyunca uzanmak
- YUTMAK
-
-
[-i]
Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
-
Tam ve doğru söylememek
- "Bazı heceleri yutuyor."
-
Haksız olarak kendine mal etmek, zorbalıkla elinden almak
- "Sakarya'nın doğusunda Türk Ordusu da kıvrılarak bu canavarın Ankara'yı yutmasına mâni olmaya çalışıyordu."
-
[mecaz]
İnanmak, aldanmak, kanmak
- "Bize numara yapma, yutacak enayi değiliz."
-
[mecaz]
Söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek
-
[mecaz]
İyice, eksiksiz olarak öğrenmek
- "Bazen üçer yüz sayfalık iki kitabı birden, yirmi dört saat zarfında hatmedip yuttuğu olurdu."
-
[mecaz]
Işık, ses gücünü, parlaklığını azaltmak
- "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor."
-
[teklifsiz konuşmada]
Dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak
- "Ben bu ağır sözleri yutmam."
-
[-i]
Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
- ARTMAK
-
-
[isim, ağızlardan]
Büyük heybe
-
[isim, ağızlardan]
Büyük heybe
- BATMAK
-
-
[nesnesiz]
Bir sıvının üstündeyken içine gömülmek
- "Sonra hani bir gemimiz batmıştı."
-
Güneş, Ay ve yıldız Dünya’nın dönüşü dolayısıyla ufkun altına inmek
- "Güneş renksiz bulutlar altında batıyordu."
-
İflas etmek
-
Bakınız kirlenmek
- "Üstüm başım battı."
-
[-e]
Bir yere saplanmak
- "Ayağına yolda diken batmıştı."
-
[-e]
Tedirgin etmemesi gereken şeyler tedirgin etmek
- "Bazı kimselere para batar, sarf edecek yer ararlar."
-
[-e]
Hoşa gitmeyen bir duruma uğramak
- "Abdi Bey'in sabırsız, çabuk parlamaya yatkın mizacına karısının tevekkülü ve sakinliği fena hâlde batıyor."
-
Devlet, kurum vb. yıkılmak, sona ermek
-
[-e]
Bakınız çökmek
- "İçeriye batmış gözleri kadına dikilmişti."
-
Bakınız dalamak
-
[mecaz]
Daha kötü bir duruma uğramak
-
[mecaz]
Yıkılmak, egemenliği sona ermek
- "Bizans kurulduğundan battığı tarihe kadar 1125 sene geçmişti."
-
[-e, mecaz]
Bakınız dokunmak (I)
- "Onun her sözü bana batar."
-
[nesnesiz]
Bir sıvının üstündeyken içine gömülmek